Yaşamın çağlalarını yitirmek umudu, direnci yitirmeye denk

Yaşamın çağlalarını yitirmek umudu, direnci yitirmeye denk

Sanat umut isteyen bir iştir. Geleceğe inanmak demektir. Ama sanatla uğraşanlar birbirlerinden gizlemeye çalışsalar da her gün biraz daha yitiriyorlar umutlarını.

Sanat umut isteyen bir iştir. Geleceğe inanmak demektir. Ama sanatla uğraşanlar birbirlerinden gizlemeye çalışsalar da her gün biraz daha yitiriyorlar umutlarını. Gencecik çocukların kimisi öldürülür, kimisi yaşlarına uygun olmayan mekanlara tıkılırken iyimser olabilmenin kolayı yok. Umut iyimserlikten farklı bir şey ama ... umudun azalması bile kötümser olmanın kapısını aralıyor. Ve ben nedense son büyük savaşta, sürgünde canına kıyan Alman yazarlarını anımsıyorum. O ortamda direnen, sürgünde, kampta bile yaşama tutunanlar paylaşımcı dünya görüşünden olanlardı daha çok.Bu günlerde yaşadığımız acı açıkça görünen, koşulları saptanan bir savaş ortamından da kaynaklanmıyor. Savaşın yıllardır sürüşünün kabuklaştırdığı bir şiddetin en uç noktası. Birbirinin yaşıtı kız çocukları, fidan delikanlılar ölüyor daha doğrusu öldürülüyor. .Savaşın bitmemesi için düzenlenmişe benzeyen olaylar birbirini izliyor. Halk çocukları, halkın çocukları, sanki halklar birbirini daha kolay boğazlasın diyeymiş gibi bir bir ortadan kaldırılıyor. Sonra ölenin kimliğinde öldürdüğü varsayılanın ulusunu, dili üzerine yazılı kışkırtmalar dağıtılıyor ortalarda. Aydınlar, savaş karşıtları, birbiriyle barışmaz sanılan siyasal gruplar yan yana gelip savaşa karşı bir cephe oluşturmaya çalışıyor. Türk kimliğinin ağır bastığı daha doğrusu Kürt kimliğinin önde olmadığı cepheler kurmaya çalışıyor. Bu oluşumlar bir an kamuoyunu dalgalandırıyor. “Bitirilmeyen bir savaşın adımlarını geriletiyoruz galiba” demeye kalmadan adına “sol” sanı ekleyenler zehir kusuyor. Aydınların sanatçıların bir araya gelip böyle şeyler yapması ne zordur bilen bilir. Ama yaşamın çağlalarını yitirmenin acısı ağır basınca başarılıyor... derken hava bir kez daha ağırlaşıyor ve girişimlerde renk farkları ayrışmaya başlıyor.Barış zor iştir. Barışmak yürek ister, sabır ister... Ama bir serap gibi barışa bir türlü ulaşamıyoruz ki, barışın bedelini ödemeye hazır olduğumuzu kanıtlayalım. Şu son bir iki ay içinde yitirdiklerimize bir bakın. Bence birbirlerinden hiç farklı değiller. Hepsi çağlaydı daha. Yalnız ana babalarının değil, ülkenin de umuduydular. Zor koşullarda doğmuşlar, yaşamışlardı. Çocuklukla gençlik arasında bir yaşta kaldılar.Anaları aynı tükenmez acıyı duyuyor. Babaları da. Ne gözyaşının ne kanın rengi farklıdır. Ne de acılar birbiriyle ölçülebilir. Ama gençlerini böyle saçıp savuran bir ülkenin geleceği gerçekten tehlikededir.Umutsuz muyum! Bilemiyorum. Umudum üreten ellerin bu işe yeter demesindedir. Şalterleri indirmesindedir.Savaşı işçi sınıfı engellediğinde kim sürdürebilir?
Sennur Sezer
www.evrensel.net