Şekerci kız

Şekerci kız

Sekiz dokuz yaşlarında bir kız çocuğuydu. Çiçekli sarı entarisinin ön cebi ağzına kadar şeker doluydu. Sopalarından sıkıca kavradığı rengarenk şekerleri bir demet çiçek gibi gelene geçene uzatır...

Sekiz dokuz yaşlarında bir kız çocuğuydu. Çiçekli sarı entarisinin ön cebi ağzına kadar şeker doluydu. Sopalarından sıkıca kavradığı rengarenk şekerleri bir demet çiçek gibi gelene geçene uzatır, ince tiz sesiyle çocuk parkının tam orta yerinde bağırıp dururdu; “Çeşit çeşit şekerlerim vaar; pembeli beyazlı, naneli karanfilli!”Sabahları sırtlarında okul çantaları, ana babalarının koluna girmiş, gamsız bir dolu çocuk geçerdi yanından. Pırıl pırıl bakışlı, gıcır gıcır ayakkabılı çocuklar ille de şeker diye tuttururlardı. Annelerinin eteklerinden çekiştirir, oldukları yerde tepinip dururlardı. Sonunda bir miktar para kopartıp soluğu şekerci kızın yanında alırlardı. “Limonlusundan var mı? Yok yok tarçınlısından olsun.” Siftahı yapınca gülerdi şekerci kızın yüzü. İnce tiz sesiyle kesik kesik bağırırdı habire; “pırıl pırıl şekerlerim vaar, gıcır gıcır şekerlerim var benim!”Bazen kelli felli adamlar arabalarını durdurup buğulu camın gerisinden seslenirlerdi ona. “Şekerci kız baksana, karanfilli olanlardan bize bir paket doldursana.” Arabanın parlak ışıklarından kamaşırdı gözleri. İster istemez bakışlarını öne eğerdi. Arka koltuktan “Bize de portakallısından” diye feryat eden küçüklerin seslerini duyardı. Kelli felli adamlar avuç avuç para verirlerdi şekerci kıza. Avuç avuç madeni parayla dolardı yamalı elbisesinin cepleri. İnce tiz sesiyle haykırırdı yine; “Göz kamaştıran, parlak şekerlerim var benim.”Öğleye doğru iş paydosu yapan güzel giyimli genç kızlar gelirdi yanına. Elbisesindeki söküklere, ayakkabısındaki yırtıklara takılırdı gözleri. Hayretten ağızları bir karış açık kalırdı. Acıyarak bakarlardı şekerci kıza. Ağızları hep öyle açık kalsın diye kocaman yusyuvarlak şekerler verirdi onlara. Sonra tiz sesiyle haykırıp dururdu biteviye; “yusyuvarlak, top gibi şekerlerim var benim, tam da ağzınıza layık!”Bazen yaşlı başlı insanlardan da şeker alanlar olurdu. Hafifçe omzuna dokunup, şefkatle yanağını okşarlardı; “Akide şekerin var mı yavrum, susamlısından?” Varsa pek keyiflenir, “Sen de ne tatlı şeymişsin” diyerek halini hatırını sorarlardı. Hasır şapkasını çıkartıp içtenlikle selamlardı onları. Fazladan bir şeker verecek cesareti bile bulurdu kendinde. “Tarçınlı, susamlı, pek tatlı şekerlerim var benim!” diyerek neşeyle haykırırdı.İkindiye doğru işler iyice açılırdı. İş çıkışı biraz soluklanmak isteyen bir sürü insan doluşurdu parka. Sevdikleri kıza şeker almak isteyen genç delikanlılar sokulurdu yanına. “Hani şu pembe güllü olanlarından bir paket versene” derlerdi. İyi kalpliliklerini, cömertliklerini belli etmek için de para üstünü almadan geçip giderlerdi. “Kalbinizi ısıtan, toz pembe şekerlerim var benim” diye haykırırdı şekerci kız arkalarından.Akşam üzeri elindeki şekerler gibi park da iyice boşalırdı. O zaman cebindekileri saymak için yorgun argın bir banka oturuverirdi. Bir köşede gün boyu neşe içinde kil yoğuran, çamurla oynayan çocuklara takılırdı gözü. İçi giderdi onlara. Onlar gibi yere çömelip hiçbir şey yapmadan toprağı karıştırmak isterdi.Yanlarına gidip vanilya kokulu bir demet şeker uzatırdı onlara. Hiç aldırış etmeden devam ederlerdi oyunlarına. Kilden yusyuvarlak bir top yapıp, tahtadan bir sopa geçirirlerdi buna. Sonra da keyifli keyifli, “Al bu da senin, afiyet şeker olsun” diyerek uzatıverirlerdi.Çamurdan bile olsa bir başkasından şeker almak mutlu ederdi şekerci kızı. Gözlerinin içi gülerdi. Boşalan parkın tam orta yerinde o ince tiz sesiyle haykırırdı avaz avaz; “Çamurdan şekerlerim var benim, kilden şekerlerim vaar!”Ayda ÇayırNot: Ayda Çayır çocuklar için öyküler yazmaya cesaret eden az sayıdaki yazarlardan. Kendisine bu öyküsünü burada sizlerle paylaşmama izin verdiği için teşekkür ederim.
Doç. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu
www.evrensel.net