20 Aralık 2009 00:00

Odisseus, halkının toprağını üst üste öptü

Fayaklar, perişan Odisseus’u birkaç gün inanılmaz bir konukseverlikle ağırladılar. Sonra da titizlikle donattıkları bir barış gemisi ve özel tayfalarla ülkesine ulaştırdılar...

Paylaş
Fayaklar, perişan Odisseus’u birkaç gün inanılmaz bir konukseverlikle ağırladılar. Sonra da titizlikle donattıkları bir barış gemisi ve özel tayfalarla ülkesine ulaştırdılar; armağanlarıyla birlikte bir sahile özenle bıraktılar. Ne var ki savaş ve deniz yorgunu Odisseus, bir süre daha kumların üstünde uyudu. Uyanınca da şaşkın şaşkın çevresine bakındı. Hiçbir şeyi tanıyamadı; kendi ülkesine değil, başka bir yere getirildiğini düşünmeye başladı. O sırada Tanrıça Atena, genç bir çoban kılığına bürünüp onun yanına doğru geldi. Haliyle Odisseus da bir sürü soru sordu ona. Daha sonra çoban kılığındaki Tanrıça Atena, bir-den genç bir kız kılığına bürünüp şaşkın Odisseus’un ellerinden tuttu: “Bak Odisseus, senin sorunlarınla ilgili olarak birşeyler söyleyeceğim...” dedi ve az ötelerindeki zeytin ağacına doğru götürdü. Birlikte ağacın gölgesine oturdular... “Ölümlülerin en akıllısı, en kuşkucusu Odisseus, benim Baştanrı Zeus’un kızı Pallas Atena olduğumu iyice anladın artık değil mi?” diye sordu gülümseyerek. Odisseus onu biraz süzdükten sonra; “Seni tanımak çok zor tanrıçam!” dedi. “ Çünkü kılıktan kılığa giriyorsun! Hani o hiç anımsamak bile istemediğim Troya savaşları sırasında da, değişik kılıklarda gelip bana yardımcı olmuştun.... Savaşın sonuna doğru Başkral Agamemnon’un buyruğuyla bizim Akhalar, Troya’yı yakıp yıktılar. Tabii ben de bu iğrenç suçun dışında değildim!. Güzel kadınlar-kızlar devşirildi, hazineler talanlandı. Haliyle ilkin Agamemnon’un gemileri bu ganimetlerle tıkabasa dolduruldu.... Ne var ki deniz yoluyla ülkelerine dönerken o yağmacı vurguncuların başlarına gelmedik kalmadı.... Ben o hengamede hep seni aradım, tanrıçam...“ Bunun üzerine Atena; “Evet, o günleri açmasak iyi olurdu ama, madem açtın... Bak hani o Küçük Ayas vardı ya, talan sırasında Kral Priyamos’un kızı Kasandra’yı yakalamak istedi... Kızcağız koşa koşa tapınağıma sığındı ve gelip benim heykelime sıkı sıkıya sarıldı. Bir yandan da avaz avaz bağırıyor, benden yardım istiyordu. Ama Ayas acılı Kassandra’yı zorla heykelden sıyırıp aldı; benim önümde onu zorla kirletti... Haliyle ben de Ayas’ın gemilerini batırdım...” Atena biraz soluklanmak için ara verince; “Ama tanrıçam, savaş sonrası ben de çok çektim,” diye söze girdi. “Bütün gemilerimi ve yoldaşlarımı yitirdikten sonra habire denizlerde süründüm; öfkeli Tanrı Poseydon’un saldığı azgın fırtınalarla, sonunda Fayakların ülkesine savruldum... Hem de çırıl-çıplak!... Demek orada, Fayaklar kralının sarayına giderken bana kılavuzluk eden sendin?” Atena, Fayakların ülkesinde Odisseus’a kılavuzluk ettiğini doğruladı. Bunun üzerine Odisseus; “Ama tanrıçam, dizlerine kapanayım, bana gerçeği anlat!” diye yalvarmaya başladı. “Buralar hiç de benim ülkemmiş gibi gelmiyor bana!...” Bunun üzerine Tanrıça Atena;”Doğrusu herşeyden kuşku duyuyorsun, Odisseus!” dedi ve hınzırca gülümsedi. “Bu şaşkınlığına hak veriyorum. Savaş yüzünden yalnızca sen perişan olmadın. Yıllardır seni bekleyen halkın da sömürgen kenelerin elinde inim inim inliyor. Bütün ürettiklerinin hepsine bu bir avuç soylu egemen el koydu... Bak daha söyleyecekle-rim bitmedi... Senin yokluğunu fırsat bilen bu soylu prensler, karın Penelopeya’yla evlenebilmek için konağına yerleştiler...Neyin varsa yiyip içiyor, günlerini gün ediyorlar!” Bu sözleri duyunca birden zıpkın yemişçesine fırladı yerinden Odisseus. Tanrıça da hemen elinden tutup; “Hemen paniğe kapılma Odisseus!” dedi. “Seni işte bu durumlar için şimdiye dek esirgedim, korudum zaten... Ben de bıktım bu iğrenç savaşlardan!... Biliyorsun, dönüş yolundayken Denizler Tanrısı Poseydon’un tek gözlü canavar oğlunun gözünü kör ettin. Onun görevi denizlerin ve karaların sırlarını öğrenmeye kalkanları çiğ çiğ yemekti. Sen de onun gözünü kör edince Poseydon seni denizlerde boğmak istedi. O benim amcam olur. Aranıza girip senin için birşey yapamazdım. Ama senin, tanrıların öfkelerine karşı aklınla ve bedeninle savaşacağını ve sonunda onları alt edeceğini biliyordum... Evet Odisseus, savaş sonrası ülken, halkın ve ailen için yapacağın çok önemli şeyler var. İlkin halkını süründüren savaşlara ve sömürüye son vereceksin... Gel, şimdi tanıyamadığın ülkeni tanıtayım sana...”Tanrıça Atena, Odisseus’un elinden tutup az ötedeki Nümfalar denen emekçi kadın perilerin mağarasına doğru götürdü... Çünkü Odisseus bu mağarayı iyi tanırdı. Sonra da karşıdaki bulutlara dolanmış yeşil Neritos Dağı’nı gösterdi... Odisseus, ülkesini tanır tanımaz çığlıklar ataraktan diz çöktü hemen... Üstüste öpmeye başladı toprağı... Sonra da savaş denen afetin unutturamadığı baba toprağının o barış ve kardeşlik kokusunu, derin derin ciğerlerine çekti... Bütün savaşlara ilençler yağdırdı...
Yaşar Atan
ÖNCEKİ HABER

Kadın Yazarlar Derneği bir yaşında

SONRAKİ HABER

Buca'da tek adam rejimine karşı ortak mücadeleyi yükseltme çağrısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa