Seattle’daiSYAN

Seattle’daiSYAN

Yıl 1999... Giderek genişleyen ve dünya ticaretinin neredeyse tamamını eline alan Dünya Ticaret Örgütü Seattle'da toplanıyor.

Yıl 1999... Giderek genişleyen ve dünya ticaretinin neredeyse tamamını eline alan Dünya Ticaret Örgütü Seattle'da toplanıyor. Dünyayı yönetenler de, yönetilen yoksul ülkeleri yönetenler de bu zirvede buluşuyor. "Seattle'da İsyan", işte bu 5 günü başarılı bir uslüpla anlatıyor."Gerçek olaylardan esinlenilmiştir" sözüyle başlıyor film, "Mücadele devam ediyor" sözüyle bitiyor. Giriş bölümü bir belgesel gibi, GATT'ı, DTÖ'yü, sermayenin bütün dünyayı kendisi için "serbest pazar" yapma sürecini anlatıyor. Evet, filmin hemen başındaki bölümde, dünya ticaretinin yüzde 90'ını kontrol eden Dünya Ticaret Örgütü için şöyle diyor: "Bu hiçbirimizin oy vermediği ve kontrolümüzde olmayan küresel bir yönetim sistemidir. Bu sınırların yıkılması anlamına geliyor".Stuart Townsend'in senaryosunu yazdığı ve yönettiği "Seattle'da İsyan" (Battle in Seattle), 2008'de Amerika'da ve bir çok ülkede vizyona girdi. Maalesef, Türkiye'de vizyon şansı bulamadı, ama DVD'si kolaylıkla bulunuyor. Filmin türü "Aksiyon ve Dram" olarak belirtilmiş. Başrollerde Charlize Theron'un başrolünde oynadığı ve "Katil Doğanlar"dan bildiğimiz Martin Henderson, Woody Harrelson, Michelle Rodriguez, André Benjamin, Rade Serbedzija, Ivana Milicevic, Connie Nielsen, Channing Tatum ve Barbara Tyson'ın yer aldığı filmde, Hollywood'un aksiyona dayalı yapısı bir "eylem" filmine başarıyla uygulamış.Öngirişte genel bilgilerin ardından, "ertesi gün"e hazırlanan Vali, polis ve eylemcileri görüyoruz. Hareket başladığında da olay örgüsü karşıtlıkları ile birlikte sunuluyor. Elbette, yönetmen Townsend, olaylara "eylem"in yanından bakıyor.1999 Aralık'ında Dünya Ticaret Örgütü'nün Amerika'nın Seattle kentinde düzenlediği zirve ve bu zirveye karşı yapılan gösteriler filmin ana gövdesini oluşturuyor. Filmin ana karakterlerinden Lou, ki bu rolü canlandıran güzel oyuncuyu Lost'severler mutlaka hatırlayacaktır, bir yerde şöyle diyor: "Ayağa kalkıp mücadele etmezsen, güzel olan her şey elinden alınacak". Her şey 5 günde olup bitiyor ve filmde farklı eylem biçimlerini, farklı mücadele algılarını da görüyoruz. Odakta "barışçıl", ama etkili eylemler yapan kaplumbağa dostu çevreciler var. Mağaza camlarını indiren anarşistleri, kalabalık mitingler yapan işçileri de görmek mümkün. Farklı gruplar bazen ayrışıyor, bazen el ele veriyor.İçeride neler oluyor?Filmde DTÖ zirvesinin içinde neler olup bittiği de başarılı biçimde aktarılıyor. İlaç tekellerinin insanların ucuz ilaca erişimini nasıl engellediğini anlatmaya çalışan bir delegenin dramı çok çarpıcı. Beş gün boyunca sesini duyurmaya çalışıyor, ama nafile...Bir birlik kurmaya çalışan Afrika ülkelerinin delegelerinin "toplanması" bile engelleniyor ve sonunda DTÖ Zirvesi'nin içinde de sesler yükselmeye başlıyor. Afrika temsilcisi kurulun ortasında öfkeli bir konuşma yapıyor ve dışardaki eylemlere de selam gönderiyor: "Neredeyse hayvan muamelesi gördük. 3. dünya ülkelerinin manipülasyonu sömürgeciliğin bir başka formundan ibarettir. Beni susturmaya çalışabilirsiniz, ama sözlerimi bitireceğim. Binanın dışındaki protestocular gibi sözlerim duyulacak. Hayati önemi olan konularda hep körleştirildik ve dışlandık. Burada şeffaflık ve açıklıktan eser yok. Bu nedenle bu toplantının hedeflediği konsensüsün sağlanmasına katkıda bulunmayacağız. Ülkelerimiz suiistimal edilip sömürülürken artık seyirci kalmayacağız".Eylemciler dışındakilerin dramından söz etmişken, eski bir 68'li olan Vali'nin içinde düştüğü ikilem, daha doğrusu içinde bulunduğu ikiyüzlülük görülmeye değer. Filmin, karısı polis darbesiyle bebeğini düşüren polisin dramı yansıtma biçimi de ayrıca dikkate değer.Neyse efendim, biz yine bizim tarafa dönelim. Malum, 1999'daki Seattle eylemlerinden sonra "Küreselleşme karşıtı hareket" sözünü daha sık duyar olduk; "alternatif sol" gibi söylemler ayyuka çıktı. İşçiler, sosyalistler ile "kaplumbağa severler" arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiği de tartışılır oldu. İlk günlerde tartışmanın odağında "Sol yeni mücadele biçimlerini, kaplumbağa severleri de kapsamalı" yaklaşımı vardı. Oysa durum tam tersiydi ve zamanla daha anlaşılır oldu. Çünkü artık, kapitalizme karşı çıkıp, tek alternatifi olan sosyalizmi savunmadan tek bir kaplumbağayı bile kurtarmak mümkün değil."Seattle'da İsyan" filminin kaplumbağa dostu karakteri de, çatışma öncesi yapılan röportajında "İnsanı tahrip etmediği sürece, serbest ticaret ile bir sorunumuz yok" derken; daha sonra "Tehlike altındaki türleri tehdit eden bir hükmün, milyonlarca işçinin işlerinin ellerinden alınmasından, çevre kirliliğinden yiyecek kalitesinin düşmesinden farklı olduğunu düşünüyorsanız noktaları birleştirmiyorsunuz". Doğru söze ne denir?Açıkçası filmde işçiler pek görünür değil. Çevreci ve anarşist grupların eylemleri daha fazla odakta duruyor. İşçiler, adı geçen, kendi görünmeyen, ancak en kalabalık eylemleri yaptıkları da söylenen bir pozisyonda. Hatta, Vali'nin en büyük çabası, işçiler ile diğer grupların birleşmesini önlemek. Yine de, "mutlu son" işçilerle geliyor. Beşinci günün sonunda yüzlerce eylemci, bu arada başroldekiler de, gözaltındadır ve art arda "umutsuzluk" cümleleri dinleriz, film boyunca bize "umut veren" küreselleşme karşıtı çevrecilerden: "Ne oldu şimdi?", "Ne değişti?", "Boşuna bir çaba"... Dışarıdan yükselen "Birleşen halk, asla yenilmez" sloganı havayı birazcık dağıtıyor; asıl darbe ise işçilerden geliyor. İşçilerin genel grev tehdidi üzerine, Vali gözaltındaki herkesi serbest bırakmak zorunda kalıyor.Elbette, bir de Dünya Ticaret Örgütü'nün zirveyi sonuçsuz dağıtmak zorunda kalması da, eylemlerin başarısının diğer kanıtı. Ve Seattle'dan sonra, Washington, Prag, Melbourne, Göteborg, Cenova, Davos'ta ve bir çok kentte ne DTÖ, ne IMF yalnız bırakılmadı. Nerede toplandılarsa, orada eylem vardı ve bundan sonra da olacak. Çünkü, "birleşen halk, asla yenilmez"...
Mustafa Kara
www.evrensel.net