03 Ocak 2010 00:00

Havada kalan dilekler, temenniler

Yeni yılla birlikte spor alanında iyi dilekler, hoş temenniler birbirini izliyor. Böyle takvimsel dönüm zamanlarında yeni milatlara, yeni başlangıçlara yönelik iyimser ve iyi niyetli beklentiler dile getirmemiz...

Paylaş
Yeni yılla birlikte spor alanında iyi dilekler, hoş temenniler birbirini izliyor. Böyle takvimsel dönüm zamanlarında yeni milatlara, yeni başlangıçlara yönelik iyimser ve iyi niyetli beklentiler dile getirmemiz, aslında bir ihtiyacın ürünü. Bunu, bir anlamda hayatı ne kadar sıkıcı, zor ve çekilmez hale getirdiğimizin bir itirafı da saymak mümkün. "Eskisini iyice kirlettik, pislettik, bize acilen yeni bir hayat lazım" der gibiyiz. Yeni yılda, eskisine hiç benzemeyen yeni bir hayat düşlüyoruz. Tıpkı bir önceki yılbaşında olduğu gibi... Hatta ondan da önceki yılbaşında olduğu gibi... Hatta ondan da önceki yılbaşında olduğu gibi... Böyle en geriye kadar gidebiliriz... Hayatımızda köklü değişiklikler yapma ihtiyacı bu kadar açık bir şekilde önümüzde durmasına karşın, bir türlü harekete geçemiyoruz. Zamanın bazı şeyleri kendiliğinden değiştirebileceğine olan inancımız, nedense hiç tükenmiyor. Kuşkusuz gelecekten umutlu olmak iyi bir şey. Ama hiç gayret göstermeden umut edilenin gerçekleşmesini beklemek de insanın kendini kandırmasından başka bir şey değil... Keşke bu tür temenni ve dileklerle hayatın olumsuz ve istenmeyen yanları kesilip atılabilseydi... Böyle bir şey mümkün değil ne yazık ki... Özel zamanlarda parlak laflar etmekte üstümüze yok. Ama iş, bu lafları hayata geçirmeye gelince, ortada dişe dokunur bir çaba da yok. Sanki hayat kendi kendine, kendisini daha yaşanılır kılabilme özelliğine sahipmiş gibi öylece beklemekteyiz her daim. Oysa var olanı sorgulamadan, eleştiriden geçirmeden ve de özeleştiri yapmadan daha iyiye ulaşabilme imkanı var mı? Madem eskisinden farklı, yeni bir hayat peşindeyiz, o zaman eskisinde olup da bizi rahatsız eden şeyleri saptamamız ve bunlardan arınmaya çalışmamız gerekmez mi? Aksi takdirde büyük bir heyecan ve umutla beklediğimiz "yeni hayatımızın" eskisinden ne farkı kalır ki?.. Nitekim düşünsel zeminde bir değişim ve gelişme gösteremediğimiz için yıllar geçmesine karşın aynı sorunlar, aynı sıkıntılarla boğuşmaktan kendimizi kurtaramıyoruz. Statükoculuğa olan güçlü eğilimimiz nedeniyle sürekli olarak yerimizde sayıyor, böylece sorunları kronikleştirip iyice işin içinden çıkılmaz hale getiriyoruz.Bir yandan iyimser temenni ve dilekleri dilimizden düşürmezken, diğer yandan alışagelmişi değiştirebilmek adına mücadeleye girişmekten korkuyor, kaçınıyoruz. GERİLİMSİZ YAPAMAMAKYılbaşı nedeniyle ortalığın dilek ve temennilerden geçilmediği sırada, takvimle ilintili beklentilerin havada kalmaya mahkum olduğunu gösteren gelişmeler yaşandı. Zaten hiç yoktan yere gerilim yaratma konusundaki yeteneğimiz eşsiz. Bu konuda en küçük bir fırsatı bile heba etmiyoruz. Geride kalan yılın son günlerinde Türkiye'nin 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine ev sahibi adaylığı gündeme geldi. Futbol Federasyonu, konuyla ilgili olarak talep edilen bütün kriterleri göz önüne alarak kapsamlı bir çalışma yapmış ve olası bir ev sahipliği durumunda maçların oynanacağı kentleri ve statları da belirlediği ayrıntılı bir projeyi ortaya koymuş. Ama tabii statları projede yer almayan kulüpler, -başta Fenerbahçe olmak üzere- federasyona isyan bayrağı açmakta gecikmediler. İstanbul'dan projede yer alacak iki stat olarak, Olimpiyat ve Seyrantepe'de yeni yapılacak Arena statlarının seçilmesi, Fenerbahçe camiası ve başkanı Aziz Yıldırım'ı çok üzmüşe(!) benziyor. Kulüpten yapılan açıklamada, Saracoğlu Stadı'nın projede yer almaması sert bir dille kınandı ve bunun, federasyonun tarafsızlıktan uzak tutumunun bir göstergesi olduğu savunuldu. Açıklamada ayrıca, bu kararın alınmasında yoğun çaba gösterdikleri söylenen, TFF Genel Sekreteri Ahmet Güvener ve Genel Sekreter Vekili Orhan Gorbon'un, profesyonel yöneticiler olarak Fenerbahçe'ye karşı asla tarafsız olamayacaklarının bir kez daha ortaya çıktığı belirtilirken, bu iki yöneticinin sahibi oldukları ya da görev aldıkları şirketlerin bu gibi organizasyonlar aracılığıyla haksız kazanç elde etme peşinde koştuğu ima edildi. Tabii bu iddialar ne kadar doğru bilemeyiz ama bildiğimiz bir şey varsa, o da Saracoğlu Stadı projede yer alsaydı, bütün bu iddiaların asla gündeme gelmeyeceğiydi. Elde tutulan bilgilerin yeri geldiğinde şantaj ve misilleme aracı olarak kullanılmasının ilk örneği değil bu. Fenerbahçeli yöneticiler, bilgi sahibi oldukları yolsuzlukları açıklamak için niye bunca zaman beklediler? Belli ki, "Elimizde dursun bu bilgiler, yeri ve zamanı gelince kullanırız" diye düşünmüşler. İşte şimdi tam zamanı ve yeri!..Projede yer almayan Trabzonspor ve G.Antepspor camiası da tepkili... Projeye tepki gösteren bütün kulüplerin kullandıkları dil ise her zaman olduğu gibi yine sorunlu. Kendilerine karşı art niyet ve düşmanlık beslendiğinden eminler. Niye projede yer almadıkları sorusunun yanıtını kendilerince verirlerken, işi tehdide, şantaja karşı götürmekten dahi çekinmiyorlar. Öyle bir dil ki; itiraz, eleştiri ve karşı çıkıştan çok, düpedüz saldırganlık içeriyor. Gerilim yaratıcı etkisinin ikinci yarı maçlarına yansıması kaçınılmaz... Bütün bunlar, "Federasyonla didişmek için fırsat kollayan birilerinin yıpratma taktiği olabilir mi acaba?" diye düşünmeden edemiyor insan. Kulüpler, projede neden yer almadıklarını sorma hakkına tabii ki sahipler. Aldıkları yanıtla tatmin olmayabilirler. O zaman da federasyonun öne sürdüğü gerekçelere karşı, kendi donelerini ortaya koyarak neden projede yer almaları gerektiğini açıklayabilirler. Kamuoyu da böylece sağlıklı bir değerlendirme yapma fırsatı bulur. Peki bu işi, ortalığa yeni husumet tohumları saçacak kadar büyütmeye ve bir çekişme meselesi haline getirmeye gerek var mı?Sonuçta ülke, çok önemli ve büyük bir organizasyon düzenlemeye aday olmuş. Bu işin altından başarıyla kalkabilmek için herkesin elinden gelen çabayı göstermesi gerekirken, kimilerinin projede "Bizim stadımız niye yok?" kaprisiyle köstek rolüne soyunmasına anlam vermek çok zor. Onlar için organizasyon geri planda kalıyor anlaşılan. Asıl dertleri, statları aracılığıyla kendi isimlerini duyurmak, kendi tanıtımlarını yapmak. Acaba daha önce Avrupa Şampiyonası'na ev sahipliği yapmış ülkelerde bu tür bir tartışma yaşanmış mıdır?..Küçük hesaplarla küçük çıkarlar peşinde koşturmak, yeni yıl dileklerinin arasında mıydı yoksa?..2010'un, daha yaşanılır bir dünya yolunda önemli mesafelerin kat edildiği bir yıl olması dileğiyle...
Mehmet Özyazanlar
ÖNCEKİ HABER

Bifidobacterium dentium ve diş çürükleri

SONRAKİ HABER

YTÜ öğrencileri: Okulumuzdaki millet bahçesi projesi iptal edilsin

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa