DURUM

DURUM

  • AKP Hükümeti “açılım” politikasını ilan ettiğinde, hükümetin destekçileri ve bazı liberal çevreler, hükümete Kürt sorununun çözümü noktasında açık çek vermişlerdi.


    AKP Hükümeti “açılım” politikasını ilan ettiğinde, hükümetin destekçileri ve bazı liberal çevreler, hükümete Kürt sorununun çözümü noktasında açık çek vermişlerdi. Hükümet bu “açılım” politikasında birkaç küçük değişiklik öngörüyor, ancak Kürtlerin hiçbir temel talebini karşılamayacağını açıkça söylüyordu. Hükümet ve statükocu çevreler de “açılımın” bu kadarının bile, Kürtlerin politik hareketini -barışçıl ve silahlı- dağıtmaya yeteceğini ciddi ciddi umuyor, bunu sağlayacak gerici adımlar atmaya çalışıyordu. Buna rağmen bazı çevreler, umutlu bir beklenti içerisine girmişlerdi.
    Sonrasında Kürt partisinin kapatılmasını, yapılan operasyonları, bütün bunlara karşı Kürt halkının tepkisini yaşadık ve gördük. Hükümet, Kürt hareketini yatıştırabileceğinin hayalini kurmuş, ama bu hayal, Kürt direnişi gerçeğine çarparak tuzla buz olmuştu. Kürt direnişi gerçeğinin özellikle altının çizilmesi gerekiyor. Çünkü hükümetin tüm statükocu güçleri de arkasına alarak hareketi yatıştırma ve bastırma hayali, Kürtlerin “açılım” zokasını yutmadıkları gerçeği karşısında iflas etmiştir.
    Hükümetin ve arkasına aldığı güçlerin bu saldırısını görüp, Kürtlerin direnişinin gücünü görmemek, onun köklerinin ne kadar derine gittiğini ve yayıldığını anlamamak gibi bir eksiklik taşımaktadır. Bugün Kürtlerin mücadelesi, ilan ettiği taleplerin hiçbirisinden vazgeçmeden sürmektedir ve egemen sınıflar ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar, Kürtlerin mücadelesi bastırılamayacak ve yatıştırılamayacak bir aşamaya erişmiştir.
    Kürt mücadelesinin objektif olarak ilan ettiği şudur: “Bizim temel taleplerimizi, yani eşitlik ve özgürlük içerisinde birlik isteğimizi görmezden geldiğiniz sürece, biz bu türden daha pek çok ‘açılımı’ tarihin çöplüğüne gömebilecek güce sahibiz.” Bu gerçek anlaşılıp kabul edilmeden, hareketin temel talepleri karşılanmadan, Kürt sorununun çözülemeyeceğini yaşanan son süreç açıkça ortaya koymuştur.
    Aslında bu gerçek bir biçimde kendisini kabul ettirmektedir. Bugün hükümet çevrelerinden “mevcut Anayasa ile yola devam edilemeyeceği” yönünde bazı açıklamalar gelmektedir. Bu bir itiraftır. Ama bunu itiraf eden hükümet, demokratik bir anayasa ve ülkenin demokratikleştirilmesi söz konusu olduğunda ipe un sermektedir. AKP, diğer düzen partileri ve geçmiş hükümetler gibi demokrasi mücadelesini engellemekte, gerici statükonun ufak tefek rötuşlarla devam etmesini savunmaktadır.
    Ama Kürt mücadelesinin, ne mevcut gerici statükonun ne de bu tür “açılım” politikalarının içine sığmayacağı görülmüştür. Yaşanan son sürecin ortaya çıkardığı temel bir gerçek varsa, o gerçek de budur. Hükümetin “açılımın devam ettiği” yönündeki açıklamalarının, bu gerçek dikkate alındığında, artık Kürt halk kitleleri içerisinde herhangi bir beklenti ve umut yaratabilmesi söz konusu olmayacaktır. Takke düşmüş, kel görünmüştür.
    Kürtlerin karşılanmamış olan talepleri orta yerde durmaktadır. Anadilde eğitim, Kürtçenin kamu yaşamının her alanında kullanılması, koşulsuz ve sınırsız bir genel af, özerk-demokratik bir yönetim, ülkenin politik yaşamına sınırsızca katılma, bütün bunların anayasal ve yasal güvence altına alınması gibi talepler karşılanmadan, Kürt sorununda çözüm olanaklı değildir.
    Bunları içermeyen her “açılım”, yaşanan son sürecin de kanıtladığı gibi çöpe atılmaya mahkumdur. Eğer ülkede demokrasi olacaksa bunun temel koşullarından birisi Kürt sorununun çözümüdür. Bu açıdan bakıldığında, bugün “askeri vesayet”, “sivil darbe, faşizm” tartışması yapanların durumu ilginçtir! Bunların ülkede demokrasinin olmadığı, demokrasi karşıtı güçlerin de askeriyle, siviliyle gerici, statükocu güçler olduğu gerçeğini, demokrasi talep eden Kürtlerin ve Türklerin gözünden kaçırmak dışında bir role soyunup soyunmadıklarını sormak gerekmiyor mu?
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net