16 Ocak 2010 00:00

BASIN TURU

Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’un Türkiye’nin İsrail büyükelçisi ile yaptığı küçük düşürücü toplantı...

Paylaş

Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’un Türkiye’nin İsrail büyükelçisi ile yaptığı küçük düşürücü toplantı, Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman tarafından icat edilmiş olan yeni tarz bir diplomasinin adeta beyanı. Konuşmanın içeriğinden çok az bahsedildi. İçerikten ziyade konuşmanın tarzı ele alındı: Büyükelçiyi alçak bir koltuğa oturtmak, elini sıkmaktan imtina etmek, mecazi anlamda “dövmek” ve sonrasında da tüm bunların aslında büyükelçiyi ‘un ufak etmeye’ yönelik olduğunun altını çizmek -işte bütün bunlar diplomasinin yeni kuralları.
Bu olay, İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın uluslararası ölçekte maskara gibi görünmesine yol açtı ve bunu söylerken yalnızca Türkiye’yle bağlarımızdan da bahsetmiyorum. Diplomasinin mesajları iletmek üzere kullandığı açık kodları ve adımları vardır. Bunlara; belirli bir devletle bağlarımızla ilgili ya da o devletin temsilcilerine yönelik hoşnutsuzluğumuzu göstermek de dahildir. Ancak bu “kodlar kitabında” toplantıda kullanılan koltuğun yüksekliği diye bir mefhum yoktur mesela...
Eğer İsrail’in bu sefere özgü olarak beyan edilmiş taktiği buysa bile, ne kadar etkin olduğu muğlak. Diyelim ki önümüzdeki hafta Türkiye’de yapımı gerçekleştirilen başka bir İsrail karşıtı TV programı izledik, o zaman büyükelçiye ne yapmayı düşünüyoruz acaba? Toplantı odasına sürünerek mi girmesini isteyeceğiz mesela? Ya da dövecek miyiz? Burada izlediğim her şey Dışişleri Bakanlığımıza zarar vermekle kalmıyor, aynı zamanda diplomasi kurallarını da maskara ediyor.
İsrail hükümeti, artık bir yıldır, Türkiye ile yeni bir vaziyetle karşı karşıya. Yani Dökme Kurşun Operasyonu’ndan ve barış sürecinin askıya alınmasından bu yana. Hükümet içerisinde söz konusu meseleyi ele alanlar, bu yeni ve ilan edilmiş Türk politikasının farkındalar ve bu politikaya göre de, barış süreci yenilenmediği takdirde iki devlet arasında iyi ilişkiler muhafaza edilmeyecek.
İsrail bu politikayı doğrudan ele alıp hangi yöne gideceğine karar vermeli. Bu politikadan hoşlanmıyorsak; Türkiye büyükelçimizi geri çağırabiliriz, iki devlet arasına mesafe koyabiliriz ve hatta Ankara’daki büyükelçiliğimizi tümüyle kapatabiliriz. Ancak bunların hiçbirisini yapmamaya karar verdik. Olan bitene rağmen bağlarımızın önemli olduğuna ve İsrail’in bilindik araçları kullanırken uygun bir şekilde davranması gerektiğine karar verdik. Türkiye büyükelçisine kötü davranıp ona “patronun kim olduğunu” gösterdiğimiz yeni tarzda bir diplomasi icat edemeyiz.
Bu hareketin ima ettikleri, devletler arasındaki bağlar düşünüldüğünde, marjinal kalır. Yukarıda da belirtildiği gibi, bu olay sadece Dışişleri Bakanlığı’nın gülünç görünmesine neden oldu. İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın ziyareti öncesinde Ankaralı marangozların, daha alçak bir koltuk hazırlamak üzere çağırılacaklarını sanmıyorum. Dahası, barış süreci konuşulmadığı takdirde, bu ziyaretle iki devlet arasındaki bağların kalitesi arasında hiçbir bağlantı olmayacak. İsrail hükümetinin üst düzey bir yetkilisi olarak Ehud Barak tam da bunu yapmalı. Eğer barış süreci gündemde yoksa ve birileri buna rağmen böylesi bir ziyaretin ilişkilerimizi kökten değiştireceğine inanıyorsa, bütünüyle yanılıyor.
Türklerin bize neredeyse aylık olarak yaptıkları, bu son olaya verebilecekleri herhangi bir yanıttan çok daha kötü. Türkiye’de bir televizyon programı; İsrail büyükelçisinin, sözde bir kızı İsrail’de Yahudi yapmak amacıyla kaçırdığı için kafasından vurulduğunu gösteriyorsa… İşte bunun ima ettikleri kesinlikle korkunç. Aynı durum Erdoğan’ın ağır ve devam eden açıklamaları için de geçerli.
Ancak bizim hükümetimiz şunun farkına varmalı ki; Erdoğan, başbakan olarak görev yapmayı sürdürdüğü ve bu da onun açıklanmış politikası olmaya devam ettiği sürece, bizim de onun halkına yönelik tutumumuzu değiştirmemiz gerekiyor. Türkler yalnızca Filistinliler ve Suriyelilerle müzakerelerin yeniden başladığını duymak istiyorlar ve biz de, tüm bunlar geçinceye kadar, bu gerçekliği kabul etmek zorundayız.
Alon Liel, 13 Ocak 2010
Çeviren: Gaye Coşar
ÖNCEKİ HABER

Darbeciler görevi kötüye kullanmış

SONRAKİ HABER

Eczacılardan Rekabet Kurumuna yanıt: Fiyatları bakanlık belirliyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa