17 Ocak 2010 00:00

Küçük suda bir büyük esinti

Bir bardak suda fırtına koparılmaya çalışılıyordu; ama şöyle bir bakınca, onca suda bunca fırtına koparmanın olanaksız olduğu görülüyordu. Yani o su, bu fırtına için çoktu. Ya da bu fırtına, o suda kopmaya kalksa esinti gibi kalırdı. Onun için suyun biraz azaltılması gerekecekti. Örneğin bir kaşık su yeterdi bence. Kaşık da öyle aman aman bir kaşık olmasındı yani. En küçüğünden bir çay kaşığı yeter de artardı bile. O artan kısmı da ben doldurmaya kalktım işte. Bir el atayım da, hiç değilse fırtına fırtına gibi olsun istedim.

Paylaş
Bir bardak suda fırtına koparılmaya çalışılıyordu; ama şöyle bir bakınca, onca suda bunca fırtına koparmanın olanaksız olduğu görülüyordu. Yani o su, bu fırtına için çoktu. Ya da bu fırtına, o suda kopmaya kalksa esinti gibi kalırdı. Onun için suyun biraz azaltılması gerekecekti. Örneğin bir kaşık su yeterdi bence. Kaşık da öyle aman aman bir kaşık olmasındı yani. En küçüğünden bir çay kaşığı yeter de artardı bile. O artan kısmı da ben doldurmaya kalktım işte. Bir el atayım da, hiç değilse fırtına fırtına gibi olsun istedim.Sirkeci’den değil de Londra’dan yazan İbrahim Sirkeci’ye göre İngiltere Başbakanı ve İşçi Partisi Genel Başkanı Gordon Brown da, karşıtlarının kendisine yönelik girişimini bir kaşık suda fırtına koparmak olarak nitelendirmiş. Demek ki o da, çıkartılan fırtınanın boyunu bosunu bir bardak suya yakıştıramamış, kaşığa yerleştirmiş fırtınayı benim gibi. Ya da birileri sözün aslını bilmiyor olmalı ki, bir bardak suda fırtına koparmak ile bir kaşık suda boğmak deyimlerini bir güzel karıştırmış. Her neyse!.. Ben geleyim enini boyunu, boyunu bosunu yetersiz ve yerini uygunsuz bulduğum fırtınanın konusuna. Hürriyet Yazarı Hadi Uluengin, Cumhuriyet’in milli sözcüğünü ulusallaştırma, örneğin milli maç yerine ulusal maç; milli takım yerine de ulusal takım deme çabasının altındaki amacı yutmadığını, bu sözlüksel devrimin(!) de gazetenin çizgisine uygun düştüğünü yazmış ve Ergenekonlara dek götürmüş sözü. Uluengin’in sözlüksel dediği devrim eğer salt milli sözcüğünü ulusal yapma boyutunda kalmışsa -ki öyle anlaşılıyor- buna sözcüksel devrim(!) demek daha doğru olurdu bence. Dil devrimini sürdürme eğiliminde olan ulusal düşüncelilerin milli maç yerine ulusal karşılaşma diyebilmelerini beklerdim doğrusu. Ama ulusalcılık salt ulusal sözcüğüyle sınırlandırılmışsa, buna şaşmamak; hadi açık söyleyeyim, Hadi Uluengin’e hak vermek gerekiyor. Hürriyet ile Cumhuriyet arasındaki bu dalgalanmaya Birgün’den Barış İnce de katılıyor, dışarıdan bir uzun havayla. Benim tartışmaya katılmam, konuya dışarıdan atılan uzun havaya daha dışarıdan bambaşka bir uzun havayla karışmak gibi olacak; ama söyleyeceğim yine de kendi türkümü. Çünkü, Barış İnce, hiç de barışçıl olmayan bir incelikle(!) ele almış Uluengin’in yazısını. Böylesine ulu; hem de engin adamı eleştirdiği yazısına, “Hadi Oradan Uluengin!” başlığını koymuş. İnce, bir tek sözcük üzerinde yapılan ulusallaşma çabasına değinmiyor da Uluengin’in bunu yeni görmüş olmasına takılıyor. Ve bunun üç, beş, sekiz yıldır kullanıldığını belgeleyerek kanıtlamaya çalışıyor. Cumhuriyet’in bu sözcüğü; ama salt bu sözcüğü on yıldır, bir yıldır ya da bir aydır kullanıyor olmasının önemi nedir ki, salt bu sözcükte Türkçeleştirme yapılmasının nedenini bulmak yerine. Barış İnce, bu inceliğe boş verip derin(!) araştırmalara girerek Cumhuriyet’i savunuyor, kendi gazetesinin ilkelerini de ekleyerek.“Öz Türkçecilik konusuna biz Cumhuriyet gibi bakmıyoruz elbette. Önceliğimiz bu ülkedeki halkların özgün dillerinin yaşaması ve kullanımı...” diye açıklıyor gazetesinin kimi ilkelerini. Ne var ki okur ister istemez düşünüyor İnce’nin yazılarında geçen editöryel, emperyalizm, hegemonya, reel politika, ideoloji, nostaljik, hegemonik, sosyalizan ya da Aziz Çelik’in yazısında görülen feminizasyon gibi sözcüklerin, bu ülkede yaşayan hangi halkın özgün dili olduğunu ve niçin yaşatılmaya çalışıldığını… İşin garibi, bu sözcüklerin kullanılmasının, Barış İnce’nin “Ancak dilin farklı tahakküm biçimleriyle yozlaştırılmasına da karşıyız” düşüncesindeki inceliğe de karşı geldiğini söylersem, kabalık yapmış olmam umarım. Bu ülkede yaşayan halkların dili olmayan ve hangi eğitim düzeyinde olursa olsun kişilerin anlamakta zorlanacağı bu sözcüklerin kullanımı, o tahakküm sözcüğünün kapsamına girmiyor mu? Ve de karşı olduklarını söylediği o yozlaştırmaya?.. Bayan yerine kadın sözcüğünü kullanırken de editörlerinden çekinmesinler yani. Bu da o tahakküme girer bir yerde. Kadın yazıversinler gitsin, eğer nisa düşünmüyorlarsa... Ahmet Altan’ın deyişiyle kimileri bir bardak suyun içinde kendilerini okyanusta sanırlarken benim bu suyu bir çay kaşığı oylumuna düşürmem pek hoş karşılanmayabilir; ama amacım, yazımın başında değindiğim gibi suya uygun fırtına çıkmasına katkı vermek değil. Salt doğruya yelken açmak, bir kaşık suda da olsa... Ömer Hayyam’ın katkısıyla kuşkusuz...Hep bu çember, dolanıp durduğumuz.Ne önümüz belli, ne sonumuz.Kim varsa bilen, çıksın söylesin:Nereden geldik? Nereye gidiyoruz?..
Üstün Yıldırım
ÖNCEKİ HABER

Angola, Avustralya ve bir ihale

SONRAKİ HABER

Rasim Ozan Kütahyalı, Beyaz TV'ye geri döndü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa