17 Ocak 2010 00:00

Aile meselesi

Bakmayın kentlerin kalabalık olduğuna, en büyük yalnızlıklar kentlerde yaşanır. Hele de küçük yerlerden “kent”e gelen okumuş çocuklar, aileye isyandan yalnızlığa geçişi çok kolaydır. Yabancılaşma, iletişimsizlik, yalnızlık gibi kent meseleler ve elbette aile ilişkileri üzerine iki güzel yerli film girdi geçen yıl vizyona.

Paylaş
Bakmayın kentlerin kalabalık olduğuna, en büyük yalnızlıklar kentlerde yaşanır. Hele de küçük yerlerden “kent”e gelen okumuş çocuklar, aileye isyandan yalnızlığa geçişi çok kolaydır. Yabancılaşma, iletişimsizlik, yalnızlık gibi kent meseleler ve elbette aile ilişkileri üzerine iki güzel yerli film girdi geçen yıl vizyona.İlki, “Güneşe Yolculuk”tan bu yana büyük bir keyifle izlediğimiz Yeşim Ustaoğlu’nun yönettiği “Pandora’nın Kutusu”. İstanbul’un farklı semtlerinde yaşayan farklı hayatlara sahip üç kardeş (Derya Alabora, Övül Avkıran, Osman Sonant) nasıl bir araya gelir dersiniz? Memleketten gelen bir telefonla. Çünkü, Batı Karadeniz dağlarında yaşayan anneleri kaybolmuştur. Bu zorunlu yolculuk, bir hesaplaşmanın ve yüzleşmenin de başlangıcı olur. Pandora’nın Kutusu açılmış, daha doğrusu üç kardeş “aynaya bakmıştır”. Yaşlı kadını anlayacak tek isim ise torunu (Onur Ünsal) olur. Torunun çıkacağı yolculuk ise annesi, dayısı ve teyzesinin aksine, kentten dağa doğru olacaktır.Yeşim Ustaoğlu’nun tartıştığı aslında, “yabancılaşma” kavramı etrafında orta sınıf ahlakından başka bir şey değil. Kurulan sahte hayatların bir anda nasıl çatırdayabildiğini gösterirken, “her şeyden vazgeçmişlik” ya da “her şeyle uzlaşma” halleri de perdede yerini alıyor. Büyükşehrin gürültüsü, kaosu ve karmaşası içindeki yaşlı kadın metaforu, bizi her gün içinde yaşadığımız ama yüzleşemediğimiz gerçekleri düşünmeye itiyor. Yeşim Ustaoğlu, filmde İstanbul’un nasıl yer aldığını ise şöyle özetliyor: “En az karakterleri kadar bir muamma olan İstanbul da bütün detayları, dinamizmiyle bizim hikayemizin önemli karakterlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Pandora’nın Kutusu tam bugünün İstanbul’unun, bizlerin hikayesi.”Filmde yaşlı anneyi canlandıran 90 yaşındaki Tsilla Chelton’un olağanüstü başarılı bir oyunculuk çıkardığını mutlaka söylemek lazım. Fransız oyuncu Chelton, bu oyunculuğuyla Amiens Film Festivali’nde “en İyi kadın oyuncu” ödülüne layık görüldü.Geçen yıl vizyona giren filmler arasından sessiz sedasız geçip giden bir başka “aile” filmi de “Gökten 3 Elma Düştü” oldu. Raşit Çelikezer’in yazıp yönettiği bu filmde, bir ailenin nasıl dağıldığını değil, “genetik aile” olmayanların nasıl bir aileye dönüştüğünü izledik. Basitçe bir “yalnızların birliği” meselesi değil bu filmde anlatılan. Ailenin sadece “genetik bir şey” olmadığı tezinin filmin her karesine sızdığını söylemek mümkün. Hırsızlık yapan asi bir genç, üniversite mezunu modern bir fahişe, asker emeklisi bir dede... Üç farklı kuşak, üç farklı hayat... Hepsinin ortak noktası ise aile bağları sıfır noktasında bulunan yapayalnız bireyler olmaları. İşin içine bir cinayet ve suç ortaklığı da girince, “gökten üç elma” onlar için düşer....“Gökten 3 Elma Düştü”, az sayıda salonda vizyona girdi ve belki de bu nedenle Köksal Engür, Bennu Yıldırımlar, Kürşat Alnıaçık, İsmail Hacıoğlu gibi başarılı oyuncuları bir araya getirmesine rağmen, gişede başarıyı yakalayamadı. Belki de Bennu Yıldırımlar’ın sevişme sahneleri üzerinden yapılan haberler soğutmuştur izleyiciyi, kim bilir?..Yurtdışında pek çok festivale katılan, Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali’nde “En İyi Film” ve “En İyi Senaryo” ödülüne layık görülen film, bu kez tam ters bir yerden, yine “aile meselesi”ne dair önemli çözümlemeler yapıyor. Üç yalnız bireyin, hayata dair hayaller ile hayatın gerçekleri arasındaki uyumsuzluğun içinden “her şeyin aile içinde çözümlendiği” yeni bir aile yarattığı bir film “Gökten Üç Elma Düştü”. Suç, bağışlama, yeniden hayata tutunma üzerine de söyleyecek sözü var.“Gökten 3 Elma Düştü”nün dingin yapısı ve hikayenin en absürd ya da sürprizli bölümlerini bile bağırmadan çağırmadan doğallığı ile anlatması, bazı izleyiciler tarafından yadırganabilir. Film, önce “bildik klişe”leri kullanıp, sonra bunları yerle bir ederken bile bunu büyük bir dinginlik içinde yapıyor çünkü. Filme dair yorumların ya “çok kötü” ya da “çok iyi” olmasının nedeni de bu olsa gerek. Alışılagelenden farklı bir öyküyü anlatan film, alışılagelenden farklı bir kurguya ve ritme de sahip.Bu pazar, ailecek bir “ailenin çözülüşüne dair filmler” izleyelim derseniz; hem “Pandora’nın Kutusu” hem de “Gökten 3 Elma Düştü” iyi birer seçenek olabilir. İki filmde de kendi hayatınıza dair bir “yüzleşme” yaşayacağınızı şimdiden söyleyebiliriz.
Mustafa Kara
ÖNCEKİ HABER

GÜLŞEN İŞERİ: Metropol sürgünleri; kendi romanlarının kahramanları

SONRAKİ HABER

"Ali Babacan, Erdoğan’a partiden ayrılacağını söyledi" iddiası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa