19 Ocak 2010 00:00

Güvercinin sırrı ‘KAFES’TE

“Tıpkı bir güvercin gibiyim... Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.

Paylaş

“Tıpkı bir güvercin gibiyim... Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım. Başım onunki kadar hareketli... Ve anında dönecek denli de süratli” diyordu Hrant Dink, öldürüldüğü gün yayınlanan yazısında. Yazısının başlığı, içinde bulunduğu durumu anlatıyordu: Ruh Halimin Güvercin Tedirginliği. Yıllardır ‘Türklüğe hakaret’ davalarıyla açık hedef haline getirilen, tehditler alan, hatta valilikte tehdit edilen, öldürüleceği emniyete ve jandarmaya ihbar edilen, ancak görmezden gelinen Hrant Dink... Gazetesinin önünde vurulduğu gün, 19 Ocak 2007 tarihli yazısında şöyle diyordu:
“İşte size bedel! Ne diyordu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil Çiçek? ‘Canım, 301’in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. Mahkum olmuş hapse girmiş biri var mı?’ Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi... İşte size bedel!.. İşte size bedel!.. İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey bakanlar?.. Bilir misiniz?.. Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz? ‘Ölüm-Kalım’ dedikleri. Kolay bir süreç değil yaşadıklarım... Ve ailece yaşadıklarımız. Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu. Özellikle tehditler yakınlarıma bulaştığında... O noktada hep çaresiz kaldım. (...) Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce...”
‘CEVAPLARA YAKLAŞIYORUZ’
Dink cinayetinin öncesini, sonrasını ve nedenlerini, “Hrant Dink Cinayeti Üçüncü Yıl Raporu”nda anlatan Dink ailesi avukatları Fethiye Çetin ile Deniz Tuna, üçüncü yılı geride bırakırken şöyle diyor: “Başladığımız yerde olduğumuzu söylemek hiç de abartılı bir tespit değil. Ancak, bu 3 yılın sonunda cinayetin gerçek faillerinin ortaya çıkarılması yönünde kayda değer bir gelişme olmamakla birlikte, cinayetin işlenmesine zemin hazırlayan süreç ve ardından geçen 3 yılda yaşanan gelişmeler, bir bütün olarak ele alındığında, failin kim ya da kimler olduğu konusunda ciddi emareler sunuyor. Bizi, ikinci yıl raporunda sorduğumuz soruların cevaplarına biraz daha yaklaştırıyor.”
MGK TOPLANTISININ ARDINDAN...
‘Azınlık faaliyetleri’, 2001’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında, “iç tehdit” başlığı altında yer almıştı. Yalnızca bu toplantı bile, sonraki 6 yıl içinde yaşanacakların habercisi olurken, toplantıyla misyonerlik ‘tehdit’ ilan edilmiş ve Sevgi Erenerol, kışlalarda seminerler vermişti. Bu gelişmelerin ardından, şu saldırıların yaşanması tesadüf değildi: Rahip Santoro ve Dink cinayeti, Malatya Zirve Yayınevi’nde 3 kişinin misyoner oldukları gerekçesiyle öldürülmesi, Mor Yakup Süryani Kilisesi rahibinin kaçırılması, Aziz Antuan Kilisesi rahibinin bıçaklanması...
SALDIRI PLANLARI
Geçtiğimiz kasım ayında Ergenekon soruşturması kapsamında Poyrazköy’de yapılan aramaların ardından ele geçirilen “Kafes Operasyonu Eylem Planı” adlı belge, bu MGK toplantısının ‘havada kalmadığını’ gösterdi. 10’u aşkın askerin tutuklandığı belgede, azınlıklara yönelik saldırı planları yer alıyordu:
*Adalar bölgesinde bomba patlatılacak.
*Azınlık haklarını hararetle savunma konusunda ön plana çıkmış kişi/kişilere suikast düzenlenecek.
*Agos gazetesi civarı gibi belirlenen yerlere ses bombaları konacak.
*Gayrimüslimlere ait mezarlıklara yönelik sansasyonel eylemler icra edilecek.
*Tanınmış gayrimüslim iş adamı ve sanatçılardan belirlenen bir ya da birkaçı kaçırılacak. (İstanbul/EVRENSEL)

DÜNÜN EYLEMCİLERİ
Duruşmalarda en sık başvurdukları savunma “Bizim değil örgütle, birbirimizle bile alakamız yok” olan Ergenekon sanıkları, Dink’i hedef haline getirirken kol kolaydı. İşte Dink’in duruşmalarında boy gösteren, “yediğin ekmeğe ihanet etme” pankartları açan, şikayet dilekçelerinde imzaları bulunan, eylemleri ve ilişkileri bu savunmaları çürüten Ergenekon sanıkları:
Türk-Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol, Büyük Hukukçular Birliği Başkanı Kemal Kerinçsiz, JİTEM’in kurucusu Veli Küçük, Özel Harpçi Oktay Yıldırım, emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin, Ülkü Ocakları eski Başkanı Levent Temiz, Açık İstihbarat Sitesi’nin sahibi Behiç Gürcihan, Yasin Hayal’in avukatı Fuat Turgut...

PEKİ YA BİLDİKLERİ?
Tüm ihbarları görmezden gelen ve mahkemeye gönderdiği raporun bazı sayfalarını “devlet sırrı” gerekçesiyle dosyadan çıkaran dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, görevden alındı. ‘Gecikmiş bir karar’ olarak yorumlanan bu gelişme elbette olumluydu; ancak kilit soru, Akyürek’in yargılanıp yargılanmayacağıydı. Daha önce Trabzon’da görevli olan Akyürek’in görev süresi boyunca, Yasin Hayal’in McDonald’s eylemi, Rahip Santoro cinayeti ve TAYAD’lılara linç girişimi gerçekleşti. Bir türlü dokunulmayan Akyürek hakkında, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı Raporu’nun ardından inceleme başlatıldı, ancak henüz tamamlanmadı.

TETİKÇİDEN DAHA SUÇLU!
Cinayetle ilgili “Dink cinayeti ve istihbarat yalanları” adlı kitabı yazan Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener hakkında 3 ayrı dava açıldı. 32 yıl hapis cezası istemiyle yargılanan Şener, tetikçi Ogün Samast’tan daha ‘suçlu’. Samast, 20 yıl hapis cezası istemiyle yargılanıyor. Şener, “terörle mücadelede görev almış kişileri terör örgütlerine hedef göstermek” ve “kamu görevlisine hakaret” ile suçlanıyor.

‘NEFRETİMİZİN HEDEFİDİR, HEDEFİMİZDİR’

21 Şubat 2004: Agos’ta 6 Şubat 2004’te yayınlanan, Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in yetimhaneden alınmış bir Ermeni kızı olduğuna ilişkin yazı, Hürriyet gazetesinde manşetten verildi.
22 Şubat 2004: Genelkurmay, haberler hakkında çok sert bir açıklama yaptı.
24 Şubat 2004: Hrant Dink, sabah erkenden İstanbul Valiliği’ne çağrıldı. Azınlıklarla ilgili iş ve işlemlerin yürütülmesinden sorumlu Vali Yardımcısı Ergun Güngör’ün odasında yapılan görüşmede bulunan iki kişinin, istihbaratçı olduğu açıklandı. Bu kişilerden Ö.Y, Ergenekon soruşturmasında da yer aldı.
Birkaç gün sonra Dink’in evine gelen 4-5 sivil polis, “herhangi bir tedirginlik hissederseniz bizi arayın” dedi.
26 Şubat 2004: Ülkü Ocakları üyesi bir grup, “Ya sev ya terk et”, “Bir gece ansızın gelebiliriz” sloganlarıyla Agos’a yürüdü. Eylemde grup adına basın açıklamasını yapan Ergenekon sanığı, dönemin Ülkü Ocakları İl Başkanı Levent Temiz, “Hrant Dink bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir” dedi.
Olayların hemen ardından tek tip şikayet dilekçeleriyle birçok kişi, Dink hakkında suç duyurusunda bulundu.
16 Nisan 2004: Dink ve Agos Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Karin Karakaşlı hakkında “Türklüğü tahkir ve tezyif” suçlamasıyla, eski TCK’nın 159’uncu, şimdiki 301’inci maddeden dava açıldı.
7 Ekim 2005: Şikayetçilerin, tüm itirazlara rağmen müdahil olmasıyla süren yargılama, bilirkişi heyetinin bile sanık konumuna düşürülmesiyle sonuçlandı. Dink ve Karakaşlı mahkum edildi. Karar, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda bozuldu.
14 Ekim 2005: Dink’in, mahkumiyet kararına ilişkin, “Bu suç benim algılamamla ırkçılıktır ve ben böyle bir suç işlemedim. Bu benim alnıma sürülmek istenen kara bir leke, yargı eğer bunu düzeltmezse ülkemi terk eder, çeker giderim” sözleri hakkında, Kerinçsiz’in şikayetiyle, “adil yargılamayı etkileme” suçlamasıyla dava açıldı.
Manşete taşınan bir haberle başlayan Dink’in hedef haline gelme süreci, yaklaşık 3 yıl sürdü. Duruşmalar, ırkçı ve milliyetçi gösterilere sahne oldu, 301’inci madde, bu kampanyanın aracı oldu.

EYLEM İSTİHBARATI MERKEZE ULAŞTI

Trabzon’un Pelitli beldesinde, yardımcı istihbarat elemanı Erhan Tuncel’in kontrolündeki Yasin Hayal, İstanbul’da bir eylem yapmayı planlıyordu. Daha önce Tuncel’in azmettirmesiyle Santa Maria Kilisesi rahibini komalık edene kadar döven ve Mc Donalds’ın bombalanması eylemini gerçekleştiren Hayal’in ‘eylem hazırlıkları’, Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerine bildirildi. Bunun üzerine Ankara İstihbarat Daire Başkanlığı’na ve İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne 17 Şubat 2006’da gönderilen yazıda şöyle deniyordu:
“Bahse konu şahsın, çevresinde bulunan arkadaşlarına Ermenilere karşı büyük bir kin beslediği ve önümüzdeki günlerde İstanbul’da ses getirecek bir eylem yapmayı planladığını, hedef olarak da Türkleri ve TC’yi karalayıcı faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i seçtiğini, maddi imkan sağladığı takdirde bahse konu eylemi gerçekleştirmek için İstanbul’a gideceğini ve Sarıgazi’de bir fırında çalıştığı bilinen abisi Osman Hayal’in yanında kalacağını söylediği öğrenilmiştir.”
JANDARMA DA BİLİYORDU
Trabzon Emniyeti’nin, tetikçinin kaçıp kaçmayacağına kadar her türlü detayını bildiği cinayet, jandarmaya da ihbar edilmişti. Kontrolündeki Pelitli’de kayıtlı 6 istihbarat elemanı olduğu daha sonra ortaya çıkan jandarma, ihbarı şu sırayla göz ardı etmişti:
*Hayal’in eniştesi Coşkun İğci, jandarmaya gayriresmi olarak çalışıyordu. 2006 Temmuz’unda, Hayal’in planlarını, jandarma istihbarat görevlileri Okan Şimşek ve Veysel Şahin’e bildirdi.
*Şimşek ve Şahin, bu durumu Jandarma Yüzbaşı Metin Yıldız’a iletti.
*Yıldız ise temmuzda yapılan olağan asayiş toplantılarından birinde, durumu, dönemin Jandarma İl Alay Komutanı Albay Ali Öz’e aktardı. Ali Öz, “Bunu sonra konuşuruz” diyerek konuyu kapattı.
*Talimat bekleyen Şimşek ve Şahin, konuyu tekrar hatırlattıklarında Yıldız, “Komutanımız sonra talimat verecekmiş” diyerek geçiştirdi.
Ceren Saran
ÖNCEKİ HABER

Avatar, ödüllenmeye başladı

SONRAKİ HABER

TR-İnter Tekstil işçilerinin direnişi Çiğli’ye taşınıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa