19 Ocak 2010 05:00

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

“Hava kurşun gibi ağır” dizesiyle başlıyordu bir şiirine Nâzım Hikmet. Yazmaya oturduğum şu sırada havada bu ağırlığı duyumsuyorum.

Paylaş

“Hava kurşun gibi ağır” dizesiyle başlıyordu bir şiirine Nâzım Hikmet. Yazmaya oturduğum şu sırada havada bu ağırlığı duyumsuyorum. Puslu, insanın içine işleyen, keder salan bir kış havası. Üstelik 19 Ocak bugün. Gazeteci meslektaşımız, dostumuz Hrant Dink’in bir cinayete kurban edilişinin üçüncü yılı.
Üç yıl önce yazdıklarımızda devletin suçluları ve azmettiricilerini bulup adalete teslim ederek bu ayıbı bir an önce temizlemesi gerektiğine işaret etmiştik. Şimdi aradan geçen yıllarda görünen manzara hiç de iç açıcı değil. Adalet istemleri havada kalmakta. Zanlılar çıkarıldıkları duruşmaya geliş gidişlerinde Dink ailesine, avukatlarına, arkadaşlarına sözlü sataşmalarda bulunmaktan, tehditler savurmaktan çekinmiyorlar. Hrant’ın avukatları Fethiye Çetin ve Deniz Tuna “Cinayetin üzerinden geçen üç yıl sonunda davanın başladığımız yerde olduğunu söylemek hiç de abartılı bir tespit değil” diyorlarsa, ülkenin bir hukuk devleti olduğunu sıkça yineleyen muktedirlerin de bir söyleyecekleri olmalı. Gazeteci arkadaşımızın kanı yerde kalmamalı. Vatanseverlik kisvesi altında ülkenin dört bir yanında ırkçılık tohumlarını yeşertmeye, linç kültürünü (!)yaygılaştırmaya çalışanlara karşı önlem alınmalı. Her fırsatta demokrasiden, demokratik açılımdan söz eden iktidarın inandırıcılığı için gerçek bir sınavdır bu.
Şimdi bir başka sınav “Ben demokratım” diyen yurttaşlar için. Eğer gerçekten bu ülkede demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile yerleşmesi gerektiğine inanıyorsanız sesinizi yükseltin. Mesela bugün Hrant Dink için adalet isteyin. Yarın sendikal haklar için. Ne askerin ne sivilin vesayetinden medet ummayın. Halk olmanın gücüne inanın ki bu puslu hava ikliminden çıkılsın. Günlük güneşlik olsun ülkemiz.
15 Ocak 2010 Nâzım Hikmet’in doğum günüydü. İstanbul’u kültür başkentliğinden popüler kültür eğlence merkezine dönüştürenler için öteki kültür insanlarımız gibi Nâzım da –kendilerine gerekmedikçe- pek bir şey yazmıyor elbette. Bense Nâzım usta gibi, bu soğuk puslu günleri sevmiyorum hiç. Şöyle demişti usta bir şiirinde:
“Hava puslu soğuk
Kırlar koyu kırmızı
Saman sarısı ölü yeşil
Kış gelmek üzere oysaki gönül
Kışa girmeye hazır değil.”
Kış geldi gelmesine ama geçip gidecek diyorum. Güneşli günler göreceğiz. Çocukların keyifle uçurtma uçurdukları alanlarda olacağız. Ölümlerin yasını değil kardeşliğin bayramını kutlayacağız. Karanlıkları yırtacak güneş. Ve şairimizin dediği gibi “Bu hasret bizim”.
TURGAY OLCAYTO
ÖNCEKİ HABER

AROG SHOW 20.00

SONRAKİ HABER

Ezîdî kadınlar: Kendi topraklarımızda özgür yaşamak istiyoruz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa