21 Ocak 2010 00:00

Metin Eloğlu’na mektup

Merhaba Metin Reis,Seni ne kadar özlediğimi Yapı Kredi Yayınları arasında çıkan İstanbullu ile İçli Dışlı’yı görünce anladım.

Paylaş


Merhaba Metin Reis,
Seni ne kadar özlediğimi Yapı Kredi Yayınları arasında çıkan İstanbullu ile İçli Dışlı’yı görünce anladım. Senin sesini duymak için kitaplarını açmak yeterli gerçi ama... aması var. Doğruyu söylemek gerekirse Bu Yalnızlık Benim’de el yazını okurken yapılan yanlışlar ile senin hınzır bakış açına uymayan ad yüzünden kitaplarının yeni baskılarına bakmak gelmiyordu içimden. Daha önce yazdım da... Ama öyle uzun süre uzak kaldın/ bırakıldın ki okurundan. Belki de senin adını bilen azaldı. Kim suçlu dersen, kişiler, kurumlar değil bir şairin şiirlerine bina gibi davranıp kan yakınlarının yönetimine bırakan yasalar suçlu yalnız... Neyse okurlar kitaplarının yayınlanmasına kızınla oğlunun yani varislerinin (Birinin adı Hasan’dı, hani “Hasan yanım hâlâ çocuk tâ Alamanya´larda” diye andığın) izin vermeme nedenini belki Can Yücel’in bir şiirinden sezebilir: “(...)Benim oğlumun adı Hasan’dır / Şimdi Kanada’da göz araştırmacısı / Metin Eloğlu’nun da oğlunun adı Hasan’dı / Aynı yaşta doğmuşlardı, / Ama Metin, Hasan’ın anasından ayrıldıktan sonra / Almanya’da büyümüştü. / Bir kelime Türkçe bilmiyordu. / İntikam olsun diye öğretmemişti anası / Yirmi iki yaşında İstanbul’a geldiğinde, babasıyla buluştuğunda / Konuşacak laf yoktu aralarında, / Metin Almanca bilmiyordu, Hasan Türkçe.” Can Yücel, canı yana yana durumunuzu açıklar: “Oysa Metin’in işi Türkçeydi. Bütün işi / Türkçe konuşmaktı / Bütün gösterişi, bütün hüneri, bütün hayatı... / Baba oğlu bir masanın başında, oturdular öyle hiç konuşamadan...” Ve Can senin hastalığını/ölümünü bu konuşamamaya bağlar: “O yüzdendir ki diyorum. Metin Eloğlu gırtlak kanseri oldu.”
Dostluk sevdiklerini hesapsız kitapsız savunmaktır belki. Senin onca inceliğinin altında da bu dobra (Hatta bazen nobran) tavır vardı. Alaysılık hatta alaycılık Can’ın da senin de sivriliklerini örtüyordu. Senin şu iki dizen belki de Can’la ikinizin şiirini özetler “Şişede durduğu gibi durmaz ki kafir/ Tutar insana yaşamayı sevdirir”.
Ülkemiz de kimi şeyler hep bıraktığın/bildiğin gibi. Bugünlerde her haber, her mektup bir çığlık taşıyor. Dayanabilmek için dönüp dönüp “Kof Demirli Pencere”ni okuyorum: “(....) Bir gün değil, beş gün değil ki bu / canıma tak dedi işte / Gayrı umut dürter yürek silkinir / Peşi sıra bir özlem ürküsüz ayık / Sen miydin İstanbul muydu baharda mıydık / Tutsak gözlerim bulanıverir / Ama senin gözlerin hür / İkimiz için görecekler taş çatlasa / Zor ellerim ko kıskıvrak bağlıysa / Seninkiler elbet bir işin ucundan tutar / Ayırsalar öldürseler gene benimsin / Nice ayıbımı örten o eşsiz yama / Etim değil kemiğim değil kanım değilsin ama / Gençliğimsin sağlığımsın hürriyetimsin / Benim dilim boşuna kollarım yitik şimdi / Sen doy sen edin sen tadıver / Artanı birikeni bana da yeter / Bölüşmek zaten senin eski işindi.”
Asım Bezirci’nin yazıp Evrensel Basım Yayın’ın bastığı Metin Eloğlu –Edip Cansever kitabını okuyordum sık sık, kapakta Edip’le ikinizin fotoğrafı, (Edip’in kızı Nuran ulaştırdı sağolsun). Şimdi de İstanbullu ile İçli Dışlı’yı okuyorum. Bu kitapları hazırlayan Turgay Anar da sağolsun. Senin öykülerini, yazılarını (Asıl dilinin o tadı benzersiz yaratıcılığını) nasıl okurduk onun değeri ölçülmez emeği olmasa. Hâlâ güncelliğini koruyan sorunların: “Bu Devlet-Sanat ilişkileri en önemli, en kaypak sorunlarımızdan biri” benzeri kolayca ifade edivermenin tadına nasıl varırdık. Bir derginin, bir ilk kitabın, bir seçkinin eksiğinden yola çıkıp yazmanın değerbilirliğini nasıl ölçerdik? Herkesin şiirden öyküye geçtiği edebiyatımızda öyküden şiire geçmenin sana neler kattığını da anlayamazdık. Öykülerindeki fıkır fıkır anlatım, onca İstanbullu ayrıntı, o dil cambazlıkları “kafan yüksekti” sözüyle özetleniveren sarhoşluklar (Hele gençler için) nasıl bir sözcük hazinesi... Hemen celallenme, bir soluk al. Temelsiz yardaklık, yalakalık, boşuna hık deyicilik, havadan övgü değil ki söylediklerim. Sen gideli bir Can Yücel kalmıştı sokak dilinden yeni söyleyiş ustası olarak. Artık o da yok.
Aranızdaki dostluğu bilmeyenler, senin ne sık ve nasıl değişip dönüştüğünü anlamayanlar sizi yumurta gibi tokuşturup kim kimden aldı/verdi hesabı bile yaptı bir ara. Neyse işimiz dedikodu değil, senin 62 yaşında bir şiirin. Adı “Sadrazamın Sol Böğrü”. 51 yıl önce Yelken’de yayınlanmış: “Doğan günler bizi doğacak günlere taşıdı / Sadrazam uyandı yatağında / Ve sol böğrünü kaşıdı.”
Reis (Bu sözü bir hitap biçimi olarak kullandığını, sözcüğün sana ve bize ustan Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan geçtiğini yazmalı mıyım) seni ve yalansız tavrını paldır küldür özledim, işte ol kadardır bu hikayat. “Ötesi tüm ayşemayşe”.
Sennur Sezer
ÖNCEKİ HABER

Şiirin kalbi Antalya’da atacak

SONRAKİ HABER

CHP'li Çakırözer: İngiliz şirketi kurtarabiliyorsak Tank Palet'i neden satıyoruz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa