21 Ocak 2010 05:00

ESKİKENT YAZILARI

Herkesin bir çocukluğu vardır ya…Kış günlerinin gündüzü yok gibidir neredeyse.

Paylaş

Herkesin bir çocukluğu vardır ya…
Kış günlerinin gündüzü yok gibidir neredeyse.
Gündüz, göz açıp kapayınca biter.
Zaten yarı aydınlık olan bir gün, grilikten siyahlığa doğru yol alarak geçmişin defterine yaprak olur; uzun, belki de soğukta geçecek upuzun bir kış gecesi bizi kanatlarının altına alır.
Neredeyse, bütün kış günlerinin uzun karanlıkları, bir büyüğümüzün “masal anlatması” için ayarlanmıştır da, bizi kuzinenin başına çağırır.
Bizler de çocuk halimizle, masal büyüsünün içinde, dünyanın ve insanlığın o şaşılası durumlarına kulak kabartıp, gerçekle hayal arasındaki sınırın ince çizgisinde dengeyi tutturmaya çalışırız.
Sonra, masalı seslendiren büyüğümüzün kurduğu cümleler, derin bir uykunun koynuna yolculuğa çıktığımızda ortadan kırılıverir.
Kırılıverir de, anlatılan anlaşılmaz olur; bir ninniye, bir mırıltıya dönüşür. İşte o zaman, masalın “anlam” hali, “ses” haline, sonra da saçlarımızı okşayan bir “el” haline dönüşüp, bizi uykunun yastığına bırakır…
Ben, çocukluğuma ilişkin cümle kurarken, ‘90’lı yılların ortalarında özelleştirilen Eskişehir Basma Fabrikası’nın önünde babasına sarılıp ağlayan kız çocuğunu anımsamadan edemem…
Her dönemin bir çocukluğu vardır ya…
Kış, ömrümüze eklenen yılların ağırlığınca erimiş de, silinmeye yüz tutmuş gibi değişmiştir.
Masal, bir büyünün içinden sıyrılıp avucumuzun içine dolunca, o eski masalların bizi altüst eden dünyası bir yalancı mumu gibidir artık…
Ve odamıza epeyce zaman önce aldığımız beyaz camın içindeki adamlar, bizden söz almaksızın “güncel masallar” anlatıp giderler…
Mart değil, derttir artık kapıdan baktıran; geçim sıkıntısıyla parçalanmış ailelerin o sessiz eviçlerine sinen ayrılık kokusu, kış günlerinin üstüne tüner.
Masal; bir fabrikaya ilişkindir, bir işsizliğe dokunur, maaş kuyruğundan borç kuyruğuna uğrar, sağlık için para yatırır, özelleştirmenin “güzelleştirme olduğunu” anlatır!
Bir masal, piyasadaki malın albenili ambalajından kızaklara bindirilip dolaştırılır. Masalın içi boş sözcükleri; işsizlik, parasızlık, eğitimsizlik, sağlıksızlık, geleceksizlik olarak dikilir karşımıza…
Evet, herkesin bir çocukluğu vardır ya…
Bir toplumun, bir ülkenin de çocukluğu vardır…
Hatta sınıfların da…
Zamanla, dünyamızı aydınlatan, bizi rahat bir uykunun kollarına taşıyan masallar, koca bir toplumu “uykusuz” bırakan “yalanlara” dönüşür.
“Meydanlara gelin, sizin en önünüzde, sizinle birlikte gerekirse polisten cop yemek de dahil sizin meselenizi haykıracağım” diyerek gülümseyen masalcı amcanın, gün gelip “Toplumsal muhalefetin bir cephe haline gelip sokaklara çıkmasından memnun değilim” diye yakınarak somurtması karşısında, hâlâ bu ağızlara göre kulak olmamızı isteyenler varsa, onun da bir cevabı olmalı…
Cevap “anahtarını” elinde tutan işçilerle, o anahtardan “kapıyı” kaçıran sendikacıların bu vaziyetine bıyık altından gülümseyen “masalcılar topluluğu”, eğer kapı açılıp, içeriye girilmezse, öyle anlaşılıyor ki, bizlere daha çok masallar okuyacak!
RAHMİ EMEÇ
ÖNCEKİ HABER

EŞKİYA TRT1 21.40

SONRAKİ HABER

Afrika sıcakları geliyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa