22 Ocak 2010 05:00

Uğur Yücel kendi hikayelerini anlatsa ya...

Hepimizin az ya da çok adaletin yerini bulmadığını düşündüğümüz zamanlar oluyor.

Paylaş

Hepimizin az ya da çok adaletin yerini bulmadığını düşündüğümüz zamanlar oluyor. Memleketin en meşhur katili Ağca’nın serbest bırakılıp göklere çıkarıldığı, hâlâ ölümü aydınlatılmayan Hrant Dink’i andığımız bir haftanın içindeyiz. Bu memlekette adalete güvenmek zor.
İşte onun filmini yapmışlar. Kubilay Tat’ın senaryosunu yazıp Uğur Yücel’in yönettiği Ejder Kapanı, bir seri katil hikayesi. Bir askerlik sahnesiyle açılıyor hikaye. Askerden dönen Ensar, kız kardeşine tecavüz edildiğini ve küçük kızın intihar ettiğini öğreniyor. İntikam almak istiyor. Buradan itibaren, bir polisiye kovalamaca izlemeye başlıyoruz. Emekli olmasına bir ay kalan Çerkes Abbas, genç ortağı Akrep Celal, stajyer memure Ezo, emniyet müdürü ve adli tabip kahramanlarımız. Çocuk tecavüzünden içeri girip de afla çıkan pedofiller birer birer öldürülüyor. Polise de DVD’ler gönderiliyor, mekanlara baskınlar yapılıp cesetler bulunuyor. Bir “adım adım katile yaklaşma”, bir “Emekli olacaktım ben, uğraştırmayın beni”, bir “Katil aslında haklı, asıl şimdi adalet yerini buluyor”, bir “Katil bize ne demek istiyor?” halleri... Bütün o polisiye numaraları bazen beceriyle, bazen beceriksizlikle ifa ediliyor, sonuçta da artık her kimse, katil bulunuyor.
Polisiye filmler, çok ustaca bir matematik kurguya sahiptir. Her ne kadar “mükemmel suç” gibi gerçekte olmayacak kadar planlı hikayelere ihtiyaç duyup gerçekten uzaklaşsalar da, bu kurgunun başarısıyla anlattıkları hikayenin içeriği arasındaki uyum ve denge, polisiye filmlerin başarısını belirler. Ejder Kapanı, dediğimiz gibi bütün polisiye numaralarını yapsa da, başta kurgusu boşluklarla dolu olduğu için epey zayıf kalan bir film.
Birkaç örnek vermek gerekirse, filme adını veren “ejder” esprisi, hiç anlamlı değil. Sanki katilin kendini yakalatmak için kullandığı enayice bir imza olması dışında, filmin hikayesi ya da adamın mesajıyla bir ilgisi yok. DVD üzerine bir baskın yapıyorlar, günlerdir orada yatan cesedi buluyorlar, katil bir anda orada bir yerde koşmaya başlıyor, onu kovalıyorlar. Nereden neden çıkıyor o, belli değil. Film boyunca çocuk tecavüzcülerini öldürüyor, onunla bir empati kurmamızı, merhamet duymamızı sağlayan unsur bu, sonunda babasının suçundan dolayı oğluna saldırıyor. Katilin etiği de tutarsız yani.
Bütün o klasik polisiye numaralar içinde, en güzellerinden biri, Sırrı Süreyya Önder’in emniyet müdürü rolüne yakışması. Önder bu; sonuçta, yıllarını cezaevinde geçirdiğini her fırsatta anlatan, en son Dink’in anmasında polisin ve mahkemenin tutumunu kıyasıya eleştiren bir adam. Buradaki bakandan talimat alıp altındaki polisleri sıkıştıran polis rolü, ne derse desin, onda çok güzel duruyor. İlker Aksum’un yarı deli adli tabip rolü de küçük ama çok başarılı.
Sonuç olarak, filmin çok beceriyle olmasa da söylemeye çalıştığı şey, bildiğimiz polis cümlesi olan “Biz yakalıyoruz, mahkeme bırakıyor” tipinden bir şey. Polisin yetkilerinin artırılmasının tartışıldığı bu günlerde, insanın böyle şeyleri sinemada da duyası gelmiyor. Filmin senaryosunu yazan Kubilay Tat, annesini bir trafik kazasında kaybetmiş, katilin kısa süre yatıp çıkmasından çok etkilenip bu senaryoyu kaleme almış. Uğur Yücel, başkasının senaryosunu çekmeyi hiç istemese de, bir şekilde onu ikna etmeyi başarmış.
Yazı Tura gibi önemli bir filmi hatırlayınca insan, Uğur Yücel’in kendi hikayelerini anlatmasında daha büyük fayda olduğunu düşünüyor, ister istemez.
[email protected]

Ejder Kapanı
Yönetmen: Uğur Yücel
Senaryo: Kubilay Tat
Oyuncular: Uğur Yücel, Kenan İmirzalıoğlu, Nejat İşler, Ceyda Düvenci,
Berrak Tüzünataç

PEK ROMANTİK BİR HAFTA MORGANLAR NEREDE?
Büyükşehirli zenginleri taşraya yerleştirme üzerine esprilerle dolu bir komedi. Ayrılmak üzere olan çiftin burada yeniden aşkı bulması meselesi de eksik değil. Bunlar zaten bildiğimiz şeyler; taşralılar sıcak, samimi, basitler, şehirliler ise züppe. Hikaye epey basit. New Yorklu avukat adam da, emlakçı kadın da epey zengin, bir sürü işleri var. Adamın tekrar bir araya gelme çabalaması sırasında bir cinayete tanık oluyorlar, ikisi birden. Katil de bunları gördüğü için tanık koruma programı hikayesi devreye giriyor. Filmlerden bildiğimiz numara. İşte bunları alıyorlar, uzakta bir yere yerleştiriyorlar. Tabii zaten bir arada kalmaları sorunlu, bir de içine taşrada kalma, kimliğini saklama giriyor. Romantizm kazanmaz mı, kazanıyor. Ama bu türün klişelerinin de insanı ne kadar yorduğunu gösteren bir film. Hugh Grant’in bu “Romantik komedilerden gına gelmedi mi?” filminde başrolde olması da ayrıca anlamlı. Sevenlere kolay gelsin.(Did You Hear About the Morgans? Yönetmen: Marc Lawrence)

KUTSAL DAMACANA 2: İT MEN
Haftanın merakla beklenen; güldürme ihtimali, korkutma ihtimaline denk filmi. “Kutsal Damacana” sahte bir papazın hikayesiydi. “İt Men”in bununla hiç ilgisi yok, sadece ismini kullanıyor. Hedef, kurt adamlarla dalga geçmek. Şafak Sezer, Mustafa Üstündağ, Aydemir Akbaş oynuyor. (Yönetmen: Korhan Bozkurt)

PRENSES VE KURBAĞA
Prenses yine kurbağayı öpüyor ama sonuçlar farklı. Değişik bir yorum. Yine aşk var, yok değil.
(“The Princess and the Frog” Yönetmen: Ron Clements, John Musker)
Çağdaş Günerbüyük
ÖNCEKİ HABER

SİYAD Onur Ödülleri belli oldu

SONRAKİ HABER

Elazığ’da köpeklerin saldırısına uğrayan kadın hayatını kaybetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa