22 Ocak 2010 05:00

Emek cephesini örmek sınıf borcudur

Kış aylarının soğuğuna inat sınıf çatışması iyiden iyiye ısındı.

Paylaş

Kış aylarının soğuğuna inat sınıf çatışması iyiden iyiye ısındı. Bu ısınmanın ana nedeni, yaşanan ekonomik kriz sonucu gelecekleri için sokakta olan emekçilere, özgürlük ve demokrasisi havarisi(!) AKP’nin en acımasız bir şekilde karşılık vermesidir. Yıllarca biz emekçiler siyasi iktidarlara, bizi duymuyor, görmüyor diye eleştiri getirirdik. AKP bizi duymadığı gibi sıkıştığı, devlet ve organları ile yaşadığı her çelişkide hep mazlum oldu. Demokrasi, hak ve adalet kavramının arkasına sığındı. AKP’nin kapatılma aşamasında siyasi partilerin yirmi birinci yüzyılda kapatılmasının utanç olduğunu, bu ayıptan Türkiye’nin kurtulması gerektiğini söylerken, bugün kapatılan siyasi partiye kapatılması gerekiyordu diye bilmektedir. Yine aynı şekilde türban ve imam hatipliler için sokağa çıkanlara “demokratik haklarını kullanarak tepkilerini sundular” derken, binlerce TEKEL işçisinin sendikaları ile birlikte yaptığı eylemi yasa dışı gösterip, copla, gazla dağıtarak, istek ve taleplerini görmemezlikten gelebilmektedir. TEKEL işçilerinin tek isteği iş güvencelerinin devam etmesi, insanca yaşayacak bir ücret almaktır. Ya kamu emekçilerinin 25 Kasım eylemine ne demeli. İnsanca yaşam ve grevli, TİS’li sendika hakkı için, bir gün iş bırakan kamu emekçilerini siyasi iktidar en ağır bir şekilde cezalandırma derdine düşmüştür. Binlerce kamu emekçisi soruşturmaya tabi tutulmuş, cezalar kapıda beklemektedir. Grevde önemli bir yer edinen demir yolu emekçilerinin 46’sına işten el çektirilmiş, arkadaşlarının göreve dönmesi için eylem yapan demir yolu emekçileri de aynı sonla tehdit edilmişlerdi.
Şimdi boş bir söz söyleyelim “demokrasi bir gün herkese lazım olur.” Gerçekten boş bir söz, hele egemen sınıftan yana olanlara hiç kullanılmaması gereken bir sözdür bu. Bu ülkede kaç iktidar partisi geldi geçti. Hepsinin sonunu bir düşünün. Değişen ne oldu. Yıllar öncede bugünde eylemlerde “Gün gelecek devran dönecek siyasi iktidar halka hesap verecek” dedik. Halk bu siyasi iktidarların hepsini tarihin karanlık sayfalarına mahkum etti ama yeniden başka isimlerle ortaya çıkmayı başardılar. Sorun iktidara kimin geldiği değil, hangi politikaların hakim olduğudur. Bu günün TEKEL işçilerinin başına gelenler, dün Karabük Demir Çelik, Seydişehir Alüminyum, Seka, Telekom, Tüpraş vs. (liste uzar gider) işçilerinin başına gelmişti. Özelleştirme bir neo-liberal politika. Geçmiş iktidarlar da, bugünün iktidarı da, biz müdahale etmezsek yarının iktidarı da aynı şeyi yapacak. Geçmişte özelleştirilmelerin nasıl ve hangi yöntemlerle yapıldığını hepimiz biliyoruz. Burjuvazi işçilerin bir sınıf olma bilincinden uzak olmasını çok iyi kullandı. Özelleştirmeciler bizden daha uyanık ve planlı hareket ettiler. Özelleştirmeyi parçalar halinde yaptılar ki ortak güçlü tepkilerin önünü kesebilsinler. O dönem emekçilerden yana bir çok aydın, yazar ve sosyalistler “özelleştirmeye karşı lokal mücadelelerle bir sonuç alınamaz güçlerin birleştirilmesi gerekir. Ortak mücadele şart” söylemini her yerde kullandılar. Ne yazık ki bu sözlere ne işçilerden güçlü bir yanıt geldi, ne de sendika yöneticilerinden. Bu gün geldiğimiz nokta da bu oldu. Ama halen güçlerimizi birleştirmek için çok geç değil. Bunun verilerini görmek için demir yolu emekçilerinin ve TEKEL işçilerinin mücadelesine bakmamız yeterli. Demir yolu işçileri, sendikaları ve siyasi görüşleri farklı olsa da günlerce işten el çektirilen arkadaşları için ortak eylem yaptılar. Sınıf birliğini eylem üzerinden ördüler. Sonuçta arkadaşlarının yeniden göreve dönmelerini sağladılar. Aynı şekilde TEKEL işçileri de, belki de destekleyerek oy verdikleri bir iktidara karşı son yılların en çetin mücadelesini veriyorlar. Bir TEKEL işçisinin Ankara ayazında şu sözü oldukça anlamlı, “Bunlar demokrasiye inanmıyor. Demokrasiden anladıkları yok.” O halde biz de Ankara soğuğunu kıran bu sözü düşünerek, işçilerin demokrasiden ne anladığını ve bizim ne anladığımızı karşılıklı bir birimize anlatma zamanıdır.
Saldırılara, baskılara karşı yapılacakları hepimiz biliyoruz. Artık yapacaklarımızı söylem olmaktan çıkarıp yaşama geçirme zamanıdır. Ankara’da günlerce eylem yapan TEKEL işçilerine emekten yana siyasi partiler ve KESK başta olmak üzere sendikalar destek ziyaretine gidiyor. Bu ziyaretler, TEKEL işçilerinin davalarında haklı olduklarının ve yalnız olmadıklarının göstergesi olması açısından önemli. Ne var ki herkes bilir, destek ziyaretleri ile TEKEL işçilerinin mücadelesine yeterince katkı sunulamaz. Bu gün yapılması gerekenler; 25 Kasım grevini başarıyla gerçekleştiren kamu emekçilerinin mücadelesi ile TEKEL işçilerinin ve bütün işçilerin mücadelesini birleştirmektir. Bunun içinde kamu emekçileri sendikaları ile işçi sendikaları yöneticilerine önemli görev düşüyor. Saldırı tek bir yerden ve bütün emekçilere yönelik geliyor. Yapılması gereken de oldukça açık. Bu saldırılara hep beraber karşı durmak ve ortak mücadeleyi örgütlemek.
HÜSEYİN KAYA Eğitim Sen Ankara 3 Nolu Şb. Örgütlenme sekr.
ÖNCEKİ HABER

İnancın zaferi

SONRAKİ HABER

Afyon'da yolcu otobüsü devrildi: Ölü ve yaralılar var

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa