25 Ocak 2010 00:00

YAŞAMA KÜLTÜRÜ

Şu sıralar okumakta olduğum Sayın Halil İnalcık’ın “Devlet-i Aliyye” yapıtının birkaç tümcesini aktararak ne demek istediğime açıklık getirmek istiyorum:

Paylaş

Şu sıralar okumakta olduğum Sayın Halil İnalcık’ın “Devlet-i Aliyye” yapıtının birkaç tümcesini aktararak ne demek istediğime açıklık getirmek istiyorum:
“Fütüvvet ve Esnaf
Fütüvvet; ahilik ‘adabı’, yani belli ahlak ve davranış kuralları, yüzyıllar boyunca Anadolu Türk halkının milli karakterini belirlemiştir. Bugün sosyal antropologların Türk köy ve kasabalarında sıradan Türk insanının davranışları üzerinde tespit ettikleri özellikler, olağanüstü bir konukseverlik, güç durumda olanların yardımına koşma, özveri ve dayanışma, imece denilen tarlada hep birlikte olarak çalışma, büyüğe saygı; hırsızlıktan, cinsel tacizden ve başkası aleyhinde kötü söz söylemekten dikkatle kaçınma (eline, beline, diline hakim olma), yiğitlik ve civanmertlik, hepsi fütüvvetnamelerde telkin edilen ideal insan sıfatlarıdır.”
Bugüne bütün bu davranış biçimleri kalmış olabilir mi?
Yeterli uygun çalışmalar yapılmadan buna yanıt veremeyiz.
Birkaç örnekle de genelleme yapılamaz…
Ayrıca yaşamdaki kimi olaylar, kimi davranış biçimlerini öyle çabuk değiştirebiliyor ki…
Savaştan önce Almanya’da öğrenim görmüş öğretmenlerimiz, bize Almanya’yı, Almanları öyle anlatmışlardı ki… Batılılık öyle bir şey sanıyorduk. Oysa savaş sonrası Almanya’sında öğrenim gören benim kuşağımın kişileri, bize anlatılan Batılılığın bu olamayacağını düşünüyorduk.
Anadolu Doğu’dan gelenler için diyar-ı Rum idi.
Örneğin Mevlana, “Celalettin Rumi” olarak anılırdı.
Rom-Rum-Rumi (Romalı)-Rumeli...
Boğazlarımızdan geçen sanal bir çizginin ötesi, dilimizde bugüne dek Rumeli olarak kaldı biliyorsunuz.
Sudaki sanal çizgiden, bitim çizgisinden söz açınca, 1994’te yazdığım bir şiirim geldi usuma… Makedonya’da Ohri Gölü’nün yanındaki bir küçük göle götürmüşlerdi beni, gölün ortasından geçen bir çizgi Makedonya ile Arnavutluk’u birbirlerinden ayırıyordu sözüm ona… İnadına diyordum ki:

AZİZ NAUM KAYNAĞI
Dibinde mor çiçekler açan suda
Ayrılık olur mu Salih
Bu iş neyin nesi
Lilyana

Suya yüklemişler
Seninle beni ayırmayı
İnadına çekelim kürekleri
Bir o yana
Bir bu yana
(1994)

Avrupa’da öğrenciliğim sırasında günün birinde bütün sınırların ortadan kalkacağını düşlerdim. Avrupa’da güya böyle oldu… Romalılaşan AB ile…
Ama Yugoslavya’da, Balkanlarda da tersi…
Eski Yugoslavya’nın parçalanıp ortaya çıkan cumhuriyetleri, giderek Doğu Avrupa ülkeleri, birer birer Avrupa Birliği’nin lokması oldular. Düşlediğim böyle bir sınırsızlık değildi elbette…
Aslında her şeyin azıcık tarih bilip bilmemekle ilgisi var.
CENGİZ BEKTAŞ
ÖNCEKİ HABER

Sinema emekçilerinin sorunları Meclis’te

SONRAKİ HABER

Selin vurduğu Eminönü esnafı: Yıllardır alt yapı yetersiz diyoruz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa