KİRVEME MEKTUPLAR

KİRVEME MEKTUPLAR

  • Kirvem,Hayli zamandan beri kendimce önemsediğim “meseleler” hakkında laflayıp, keza yine sivri zekamla bu meselelerin halli için bazen iki satırlık, bazen de...


    Kirvem,
    Hayli zamandan beri kendimce önemsediğim “meseleler” hakkında laflayıp, keza yine sivri zekamla bu meselelerin halli için bazen iki satırlık, bazen de çarşaf misali uzun uzadıya “reçete”ler döşenirken, aslında maksadım ona buna akıl dağıtmak ya da akıl kumkuması kesilip “molla”lığa soyunmak değil…
    Niyetim, maksadım, amacım, bu ülkenin hasbelkader bir “vatandaş”ı olarak karınca kararınca da olsa “düşünce”lerimi becerebildiğim kadarıyla öncelikle ülkemizin “yurttaş”larıyla paylaşıp, böylece özüme göre kimisi yandan çarklı, kimisi köhnemiş, kimisi “zamanaşımı”na uğrayıp miadını çooktan doldurmuş olduğu halde, yine de ne hikmetse gündemden bir türlü düşmeyen veya zırt pırt ısıtılıp ısıtılıp “piyasa”ya sürülen “kaknem” meselelerimize bir bakıma ayna tutmak…
    Sonra?..
    Sonra da, “akıl akıldan üstündür” düsturuyla mümkünse kafa kafaya verip, bu sorunlara çözüm üretmek için el birliğiyle kolları sıvamanın yollarını aramak…
    Nitekim kendi payıma gerek maddi, gerekse manevi bakımdan milletçe “düzlüğe” nasıl çıkarız hesaplarıyla didişip, bir bakıma “vatandaş”lık görevimi yerine getirmek için aklım sıra çabalarken, beri taraftan her defasında nedense tökezleyip duruyorum!
    Tökezleyip duruyorum, hatta amiyane deyimiyle sadece tökezlemekle kalmayıp, çoğunlukla da “kıç üstü” yere yuvarlanıp, ardından da boyumun ölçüsünü çamurlara bulanıp alıyorum…
    Neden?..
    Çünkü “sözde vatandaş” olarak kısmetime maalesef düşen bu!
    Neyse… Öyle veya böyle yine de yarım aklımla da olsa, üzerine eğilmeye çalıştığım “meseleler”imizin nedenleriyle niçinlerini kendi işkembem doğrultusunda güya irdelerken, görebildiğim kadarıyla irili ufaklı tüm meselelerimizin gelip noktalandığı, hatta noktalanmasının da ötesinde hemen her geçen günün ardından giderek “kördüğüm”e dönüşmesinin kökeninde yatan asıl “sorun”umuz, özüme göre yüce ve de ulus “devlet”imiz tarafından eski-yeni, gelmiş-geçmiş, veya son zamanlarda sağından solundan şu ya da bu şekilde budanıp “revize” edilmiş bilumum “anayasa”larında, hâlâ kendi “vatandaş”larına nasıl bir “don” biçmesi gerektiğine dair hüküm süren kararsızlığıdır…
    Aslında her vesileyle dillendirdiğimiz şu meşhur “muasır medeniyet” seviyesini yakalamak için hani nasıl derler, anamızdan emdiğimiz süt burnumuzdan geldiği halde, yine de milletçe iki yakamız bir araya gelmiyorsa ya da nerdeyse hemen hemen her defasında milletin tepesine inen bereketli “darbe”ler sonucunda “çıkmaz sokak”lara toslayıp duruyorsak, demek ki öncelikle bu “don” meselesini çözmemiz şart!
    Yani?..
    Yani kısacası “özde” ya da “sözde” bilumum “vatandaş”larımızın hepsi de bundan kellim giyecekleri “don”ların basma, patiska, pazen, siyah, beyaz, ebruli, allı güllü, mor, lacivert, hatta gerekirse “rengarenk” olup olamayacağına dair son kararı ya bizatihi kendileri verecek ya da elindeki kızılcık sopasıyla tepemizde dikilen “devlet baba”mız, bu donlarımızın milli “standart”ını kendi keyfince belirleyecek…
    İşte halledilmesi gereken asıl meselemizin “püf noktası” sanırım budur Kirvem!
    MIGIRDİÇ MARGOSYAN
    www.evrensel.net