24 Ocak 2010 05:00

Minervanın Baykuşu

uri Bilge Ceylan’ın filmlerinden birindeki, küçük bir çocuğun yumurtayı bir süre kırmadan saklamak zorunda olduğu sahneleri hatırlarsınız.

Paylaş

uri Bilge Ceylan’ın filmlerinden birindeki, küçük bir çocuğun yumurtayı bir süre kırmadan saklamak zorunda olduğu sahneleri hatırlarsınız. Yumurtadan civcivin çıkacağı güne kadarki kuluçka süresini çocuk gerilimle yaşar. Batı’da da gerçek hayatta okullarda ilk öğretim öğrencilerine sorumluluk öğretmek için benzer şeylerin ödev olarak yaptırıldığını biliyoruz. Bir yumurtaya ha desen zarar görecek yeni doğmuş bebek gibi muamele eden, veya ondan bir civciv sağ salim dünyaya gelsin diye sabırla bekleyen çocukların elinde, simülasyon gerçeklikle çarpışınca, çoğunlukla, sadece kırılmış yumurtanın sarısı kalır.
Hadi onlar çocuk, o kadar gerilimli sürecin özneleri haline getirilmeleri çok acımasız ama, “ağaç yaşken eğilir” babında bir manası vardır belki bunun. Fakat koca koca adamların simülasyon odalarında darbe hayal etmsini insanın aklı kesmiyor. Beş bin sayfayı dolduran planlar yapmaları, hükümetler tayin etmeleri, camileri nasıl bombalayacaklarını, Yunanistan’ı nasıl kaşıyacaklarını ve “kendi uçaklarımızı” nasıl düşüreceklerini planlayarak bir darbenin kuluçkasına yattıklarını, ve bunu hep yaptıklarını bilmek insanın tüylerini diken diken ediyor. Yapacak başka işiniz mi yok diyecek olsanız lafınız havada donacak, çünkü başka işleri yok. O yüzden yumurtanın üstüne yatıp içinden bir darbe çıkmasını bekleyecek kadar geniş bir hayal dünyasında yaşamak yegâne uğraşları gibi. Askere, darbe yoksa tatbikatı, o da olmuyorsa simülasyonu cihan değer.
Ama ne oldu, çocuklarda denenip görüldüğü gibi, elde sadece yumurtanın sarısı kalıyor sonra. 12 Eylül’den taklit Balyoz darbe planı tam külliyatıyla ortaya döküldü işte. Birkaç gündür külliyatın içeriği, darbenin isimlerinden biriyle müsemma olarak çarşaf çarşaf ortaya saçılıyor. Darbeciler işlerini yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları gibi, memleketi de vıcık vıcık yumurta sarısına boyadılar. Şimdi bir müddet bundan ayıklanmakla uğraşacağız. Halbuki geçen haftaya kadar kozmik odanın kapısında oradan çıkacak sırları bekliyorduk. Daha orada ne olduğunu anlayamamışken şimdi balyoz planla uğraşıyoruz. Tam bu günlerde de kozmik sırların sivil soruşturmaya aktarılamayacağı belli oldu. Neymiş, askeri konular sivil mahkemelerde soruşturulamazmış; Anayasa Mahkemesi son kararında öyle diyor. Hani birkaç subay Arınç’a suikast düzenlemek üzereydi, hani kozmik odada önemli askeri sırlar gizliydi, hani asker darbe hazırlığındaydı demeyiniz, kendi suçlarını asker kendi yargılayacak... Gene başa döndük. Kendi kendini yargılamanın hayali de cihan değer.
Körfez Savaşı sırasında ekranda, yıldız kaymaları gibi görünen patriot atışlarına kilitlendiğimiz günler hâlâ aklımızda. Ama gerçek bir savaşın ekrandan naklen yayınını çağın buluşu postmodern savaşlara mahsus olduğunu sanıyorduk. O savaşta bir damla kan, bir tane gözyaşı görmedik. İnsanların sakat kaldığına, kentlerin enkaz haline geldiğine tanık olmadık. O kadar steril bir savaştı yani; ekrandan iki tane yıldız kayıyor ve sonra her şey bitiyordu. Orada onca insanın ölmüş olabileceği bir tahmindi sadece, arka planında yaşanmış onca savaşın bilgisinden üretebileceğimiz bir tahmin.
Bu darbe hikayeleri de biraz bunu andırıyor. Simülasyon odalarındaki bilgisayar ekranlarında balyoz darbe kurgulanırken, hangi durumda nasıl önlemlerin alınacağı, dost ve düşman güçlerin nasıl mevzileneceği tasarlanırken kaç kişinin hayatını kaybedeceği kaydedilmemiş elbette; ama stadyumlara doldurulan insanların başına Şili, Arjantin cuntalarında nelerin geldiğini biliyoruz ya, bu çağrışım, darbe değil tatbikat yapıyorduk diyenlerin neyle meşgul olduğunu anlamaya yetiyor. İki ölçek milli mutabakat, iki ölçek sindirme, beş ölçek gözyaşıyla muamele edilmiş darbe laboratuvardan çıkarken, postmodern savaştaki yıldız kaymalarını izlerkenki hissiyat depreşiveriyor. Sanki toplum denen şey o kadar mekanik bir şey. Sanki herkes asker karşısında hizaya geçecek. Hizadan fire veren ve istikameti stadyum olan 200 bin kişi de tatbikatta eğitim zayiatı.
Iyi ki yumurtalar kirildi. Mesai saatlerinde darbe planlari/ tatbikatlari yapanlarin, yattiklari kuluçka fos çikti.
Fakat bütün yumurtaların tek tek kırılmasını beklemek de bizim için bir hayli zahmetli iş. Bitmez tükenmez bir postmodern savaş içinden ve siyasetin ekran oyunları kıvamında seyrettiği bir alemden çıkmanın çözümünü bulamazsak yumurtaların kırılmasına sadece dua edeceğiz.
Ve çıkamazsak, o zaman herkesin, kendi hayalleri için bir yumurtası olacak.
Nuray Sancar
ÖNCEKİ HABER

Filmatik

SONRAKİ HABER

CHP'li Bakan'dan Bilgi Edinme Kanunu'nda değişiklik talep etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa