Patlamamış mısır

Patlamamış mısır

  • Çok çeşitli meslekler filmlerde yer buluyor da, bazen işler bu dünyayla hiç alakası olmayacak kadar gerçeklerden uzaklaşıyor.


    Çok çeşitli meslekler filmlerde yer buluyor da, bazen işler bu dünyayla hiç alakası olmayacak kadar gerçeklerden uzaklaşıyor. Vampir avcılığı gibi işlerden söz etmiyorum. Bizden, bizim dünyamızdan gibi görünüyorlar ama ben size söyleyeyim, yok öyle bir şey. Mesela seri katillik.
    Gerçek hayattaki seri katil sayısı, bayağı sıfıra yakın. Ama sinemaya gitseniz, üç filmden birinde seri katile eliniz çarpabilir.
    Bizde bu hafta gösterime giren Ejder Kapanı, her izleyene ilk bakışta meşhur Yedi (Se7en) filmini hatırlatınca seri katil meselesini bir kurcalayalım dedik. Bu Se7en, meşhur bir seri katil filmi. Çeşit çeşit unsurlarıyla meşhur olmuştu, sürekli yağmur yağan şehri, karanlık mekanları, küf kokusu (tamam, bunu ben attım ama üçüncü boyut olsa hemen bayılırdınız değil mi?) gibi, Ejder Kapanı da üşenmemiş hepsini almış filme ekleştirmiş. Asıl hikaye, Hristiyanlıktaki yedi ölümcül günah meselesinden adını alıyor. Seri katil, bu günahlara göre adam öldürüyor, her biri açgözlülük gibi, kibir gibi, şehvet gibi günahlara bulaşan vatandaşları buluyor. Hangi günaha göre öldürüldüklerini de belli edip mesajlar bırakıyor. Sonlara doğru, acaba sırada hangi günah var diye tahmin edip ona göre katili yakalamaya çalışıyorlar.
    Zaten seri katillik, neden gerçek hayatta tutmuyor da filmlerde tutuyor sorusunun cevabı burada gizli. Gerçek hayatta, bir insan gidip teslim olmuyorsa, kaçar. Seri katil denen, filmlere özgü adamlar ise kendilerini yakalatmak için ipucu bırakmayı seviyorlar. Bir cinayet serisi türü tutturmuşlar. Ama sadece fahişeleri öldürmek gibi basit bir şeyden söz etmiyorum. O olsa, gerçek olabilirdi, Karındeşen Jack gibi. Ama bunlar başka. Bunlar, karma karışık bir cinayetler zinciri planlayıp ona uygun hareket ediyorlar, polislere birtakım mesajlar veriyorlar, onların çözmesini istedikleri şifreler bırakıyorlar. Normal adamın, normal katilin bile yapacağı iş değil.
    Dexter diye bir dizi var, seri katilleri öldüren seri katilin dizisi (hayır doğru okudunuz). Mesela oradaki son seri katil, “üçlemeci” diye anılıyor; çünkü yaklaşık 30 yıldır sırayla bir çocuk, bir anne, bir adam falan öldürüyor. Dahası da var, burada anlatmayayım ama ülkenin dört bir yanında yüzlerce insanın sırayla, mükemmel bir sistematik içinde öldürülmesinden söz ediyoruz.
    Buradaki kilit sözcük “mükemmel”. Kusursuz planlar banka soygunu filmlerinde de, cezaevinden kaçma filmlerinde de, başka birçok filmde de yapılır ama bunlar az çok gerçekle de uyum sağlar aslında. Ama bu kadar mükemmel cinayet planları, neredeyse katili övecek şekilde diziliyor.
    “Seri katil” filmi türünün en önemli ayrım noktası bu işte. Filmlerde, polisten kaçmayı, saklanmayı, izini belli etmemeyi amaçlayan katiller varsa, bunlar dedektif türünün devamcısı demektir. Eskiden Sherlock Holmes vardı, hâlâ var olmaya çalışıyor; şimdilerde CSI var, Kanıt Peşinde falan var. Ama eğer bir katil, saklanmayı değil dikkat ediniz, “mesaj vermeyi” amaçlıyorsa, işte o gerçekte hiç var olmamış bir türün, kurmaca seri katilin temsilcisi demektir.
    Ejder Kapanı da, işte bu seri katilli filmlerden biri. Oradaki, çocuk tecavüzcülerinin peşindeki katil, bir yandan afla serbest bırakılmış olmalarına fena halde kızgın ve bunu bir şekilde düzeltip “adaleti” sağlamaya çalışıyor, bir yandan da şekilli mesaj işine girmiş. Yani cinayeti işlediği yerleri birleştirince harita üstünde bir şekil çıkıyor.
    O da işin karikatür boyutu.
    İşin içine mesaj vermek girince, sinemanın sanki bildiği bir tek yol var. Zaten her on seri katilden dokuzu deli oluyor, bir de on seri katilden on biri aşırı dinci falan çıkıyor. Filmlerde hiçbir dini mesaj vermeseler bile, mutlaka bir mistik ortam, bir dini kuşku, bir dua, bir allah korkusu seyirciye hissettirilmezse, o filmi sinemada gösterme yasağı falan gelebilir diye tahmin ediyorum.
    Bu filmler matematiği güçlü diye bizi çekiyor. Ama sonuçta, hem bu kadar öldürme üzerine bir film yapıp hem de ölüm üzerine kafa yormayan, bizi düşündürmeyen, sadece birtakım mistik endişelere sürükleyen planlar, cinayetler ipuçları bırakıyorlar ya, o, insanın canını sıkıyor.
    Çağdaş Günerbüyük
    www.evrensel.net