24 Ocak 2010 05:00

ÇİZGİ DIŞI

Ne mutlu bize. Naklen yayın ihalesi sayesinde ne kadar değerli bir futbol ligine sahip olduğumuzu öğrenmiş bulunuyoruz.

Paylaş

Ne mutlu bize. Naklen yayın ihalesi sayesinde ne kadar değerli bir futbol ligine sahip olduğumuzu öğrenmiş bulunuyoruz. Evet, yayın ihalesini kazanan firmanın ödemeyi kabul ettiği parayı ölçü alarak, “Süper Lig”imizin tam 321 milyon dolar değerinde olduğunu söyleyebiliyoruz. Gerçi ligimiz hangi özellikleriyle o kadar parayı hak ediyor pek anlamış sayılmayız ama olsun, “Hatice’ye değil neticeye bakmak” bir futbol geleneğimiz değil mi? Bir kez de bu konuda bakalım neticeye...
321 dolarlık pastadan pay kapacak olan kulüpler iştahla ellerini ovuşturmaya başladılar bile... Ligde oynanan futbolun düzeyini ve kulüplerin futbola yönelik bakış açılarını dikkate aldığımızda ise naklen yayın hakkı için böylesi yüksek bir bedel ödemenin, ciddi bir riski göze almak anlamına geldiğini söylemek mümkün. Ne de olsa ligimizin belirsizlik, istikrarsızlık, kargaşa ve kaos yaratma potansiyeli oldukça yüksek. Dolayısıyla işlerin bundan sonra hiçbir aksaklık ve sorun yaşanmadan, kulüplerimizin umduğu gibi tıkır tıkır yürüyeceğine inanmak için normalin ötesinde bir iyimserliğe sahip olmak gerekiyor.
Ayrıca, çalışanlarına düzenli ödeme yapmakta zorlanan yayıncı kuruluşun bu kadar yüksek bir meblağı ödeyebilmek için ne gibi taktiksel girişimlerde bulunacağını, nasıl bir strateji izleyeceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Maçları televizyondan canlı izlemenin bedeli muhtemelen artacak. Reklama ve sponsorlara daha fazla yer ayrılacak. Paranın futboldaki kapsama alanı genişledikçe, bunun kaçınılmaz sonucu olarak futbol biraz daha futbol olmaktan çıkacak. Zaten rant hedeflerinin büyümesine bağlı olarak, şike, doping gibi pislikler ile kışkırtma, şiddet gibi ilkellikler çoğalmıyor mu futbolda?..
KALİTEDEN ÖDÜN YOK(!)
Tabii ligimizin değeri(!) ortaya çıkınca, bu değere uygun yenilikler de gündeme geldi hemen. 321 milyon doları gözden çıkaran yayıncı kuruluş, artık daha kaliteli, daha düzeyli yayıncılık yapmaya karar vermiş ve bu doğrultuda ilk adımı da “Maraton” programının yorumcusu Erman Toroğlu’nun görevine son vererek atmış bulunuyor. Erman Toroğlu gibi lümpen ve maço ağzıyla konuşan bir yorumcu, 321 milyon dolarlık ligimize yakışır mı hiç?.. Şimdiye kadar hiçbir sorun yoktu ama... Bilirkişi edasıyla Toroğlu konuşuyor biz de aval aval dinliyorduk. Çünkü o zamanlar, ligimizin bu kadar değerli olduğunun farkında değildik. Ama artık düzeysizliğe, kalitesizliğe yer ve ödün yok. O günler geride kaldı. Gerçi “Maraton” programının yapımcısı ve Toroğlu’nun ekürisi Şansal Büyüka’nın çektiği, “Erman Toroğlu yoksa ben de yokum” restine karşılık yayıncı kuruluş geri adım atabilir. Tabii Toroğlu’nun da kendisine çeki düzen(!) vermesi koşuluyla. Zaten futbol alemimizde nereye baksan kalite(!) fışkırıyor mu? Yöneticisi, teknik adamı, futbolcusu, medyası ve taraftarıyla futbolumuz tam bir kalite ve düzey anıtı(!) adeta... Ligimizin eşi benzeri bulunmaz kalitesini ve düzeyini korumak adına Erman Toroğlu’nun görevine son verilmesi kaçınılmazdı...
PARALAR NEREYE?
Peki kulüplerimiz bu dev pastadan paylarına düşen parayla ne yapacaklar? Bu sorunun yanıtı belli: Tabii ki transfer... Fenerbahçe ve Kulüpler Birliği Başkanı Aziz Yıldırım yabancı oyuncu sayısının sınırsız olması için kulis çalışmalarını sürdürüyor. Öteden beri en büyük hayali bu. Her fırsatta da bunu dile getiriyor zaten. Pastadan en büyük payı kapacaklar arasında olduğu için şimdi daha rahat. Gönlünce har vurup harman savurabilir... Altyapıya yatırım mı? Boş versene... Kim takar altyapıyı? Oradan oyuncular yetişecek, pişecek, kıvama gelecek de takımı şampiyon yapacaklar. Kim bekler onca yıl? Şampiyonluk için çok daha kestirme yol var: Bastırırsın parayı, doldurursun takıma yabancı oyuncuları, olursun şampiyon. Gerçi bu formülün de her zaman işe yaradığı söylenemez ama olsun en azından yanlış da olsa pahalı yabancı transferler yapılınca yönetici olarak en önemli görev ve sorumluluk yerine getirilmiş kabul ediliyor. Hedefe ulaşamamanın faturası da teknik adamlara ya da oyunculara kesiliyor. Fiyasko transferlerin üstü ise yapılan yeni transferlerle örtülmeye çalışılıyor. Ve bu devran böyle sürüp gidiyor...
Sezon başında yapılan transferlere güvenerek Avrupa ile ilgili yüksek hedefler dile getirmek ise artık adetten sayılıyor. Boyların ölçüsü alındıktan sonra ise mazeretler hiç gecikmeden sıralanıyor. Aziz Yıldırım Avrupa ülkelerinde yabancı oyuncu oynatma sayısının sınırsız olduğuna dikkat çekerken, Türkiye’deki kısıtlama nedeniyle haksız rekabete sürüklendiklerini ve bu koşullarda sınırsız yabancı oynatma hakkına sahip takımlarla baş edebilmelerinin mümkün olmadığını söylüyor. Demek Aziz Yıldırım da haksız rekabet mağduru olabiliyormuş. Ama Türkiye’deki haksız rekabetten hiç şikayeti yok. Neden olsun ki? Buradaki haksız rekabet işine gelen cinsten ne de olsa...
Ligin büyükleri dışındaki kulüpler ise kaderlerine razı görünüyorlar. Pastanın daha dengeli ve adilane biçimde dağıtılmasını talep eden sesleri bile duyulmuyor. Zaten şampiyonluk inançları ve iddiaları yok. “Ne kapsak kârdır” anlayışına teslim olmuş durumdalar. Ligi en iyi ihtimalle, İstanbullu büyüklerin ardından 4. sırada bitirip pastadan görece büyük pay kapmak en önemli hedefleri. Başka hedefler belirlemeye ve rahatı bozmaya gerek var mı ki şimdi?..
Mehmet Özyazanlar
ÖNCEKİ HABER

Yasuni Ulusal Parkı ve Avatar

SONRAKİ HABER

Sürgünün çocukları

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa