24 Ocak 2010 00:00

MaksatMuhabbet

Bir zamanlar Avrupa’yı dolaştığı söylenen hayaletin ya da tüm iktidarların öcüsünün bir tek çağrısı vardı:

Paylaş

Bir zamanlar Avrupa’yı dolaştığı söylenen hayaletin ya da tüm iktidarların öcüsünün bir tek çağrısı vardı: “Dünyanın tüm işçileri ve ezilen halkları, birleşin!” Yaşamın içinde gerçekleştiğini görmedikçe bu sözün gerçek olaylardan kaynaklandığı akla gelmiyor. Oysa bu söz bir teoriden değil, pratikten kaynaklanıyor. 17 Ocak günü ajanslarda TEKEL işçilerine Gazze’den bir dayanışma mesajı geldiği haberi yer aldı.
Kısacık bir haberdi bu:
“Filistin İlerici Sendikal Eylem Cephesi-Gazze Şeridi Kanadı’nın
TEKEL direnişiyle dayanışma mesajı:
Gazzeli işçiler olarak, siz TEKEL işçilerinin haklarınızı savunmak için yürüttüğünüz mücadelenizi selamlıyoruz. Gazze halkına yönelik saldırganlığını artırarak devam eden ve Gazze’yi vahşi bir abluka altında tutan İsrail devleti, Gazzeli işçileri ve ailelerini de en temel yaşam koşullarından mahrum bırakıyor. Böylesi bir devletin savunma bakanı Ehud Barak, Filistin topraklarındaki işgale devam edebilmesi için kanlı ellerini güçlendirecek yeni anlaşmalar imzalamak üzere şu an Ankara’da. Bugün sizler haklarınızı savunmak için geldiğiniz başkentte görmezden gelinip kuşatılırken, suç işleyen Siyonistler ise aynı yerde ağırlanıyor. O nedenle, biz buradan, kuşatma altından, sizinle el ele verip şunu vurgulamak isteriz ki; bu vahşi güçlerin karşısında verdiğiniz mücadele, bizim de mücadelemizdir.
Bütün haklarımızı elde edene kadar omuz omuzayız.”
Filistin İlerici Sendikal Eylem Cephesi’nin davranışı, Filistin’in durumu düşünüldüğünde önem kazanıyor. Biliyorum ki, onların sıtmalı sıcak dudaklarını da duyuyorlar TEKEL işçileri yüzlerine vuran karda. Açlık grevinde dayanmalarının tuzu oluyor Gazze’nin selamı.
Ezilenler birbirinin dostu, arkadaşıdır. (Kan yakınlığından başka bir çağrışımı yok bence kardeşliğin. Hele kapitalizmin kardeşleri birbirine düşürmeyi doğallaştırdığı bir çağda, sınıf dayanışması, sınıf dostluğu/kardeşliği tek gerçek.)
TEKEL işçilerinin yanında çarpıyor kalbim, yanlarına dayanışmaya gelenlerle heyecanlanıyorum ama TEKEL işçilerini savunmak istediklerini söyleyenlerin sık sık tekrarladıkları bir cümle var ki, o cümle canımı yakıyor: “Bu direnişin politik bir yanı yok. Bu ekmek davası...” Ekmek davası denilen olayın ekonomik bir sorun olduğu, politikanın ekonomiyle ilişkisi akla gelmiyor. İşçinin emekçinin dramatik durumu, “acı” yanları acıklı duruma getiriliyor sanki.
Olayların acı yanını çözüm üretirken dayanışmamız, direncimiz olarak kullanabilmeliyiz. Örneklersek; “Sinop, Tokat, Bingöl, Diyarbakır, Siirt, Erzurum, Zonguldak ve Çorum’da da kot kumlama sonucu akciğerleri iflas edip memleketlerine dönen çok sayıda işçi var. Sadece Erzurum, Kars ve Bingöl’de binin üzerinde silikozis hastası kot işçisi var. Batman, Bitlis ve Diyarbakır’daki hastaları da eklersek, sayının 2 bini bulmasından endişe ediliyor. Sadece Bingöl’ün Karlıova ilçesinin Taşlıçay ve Toklular köylerinde, neredeyse her evde bir silikozis hastası var. Sağlık raporu almış hasta sayısı 200 kişiyi geçiyor.”
Bu işçilerin sorunları için kurulmuş dayanışma komiteleri var. Sınıf dayanışması...
Birden, yoksul semtlerin semt konaklarının alt katlarında kurulan öğle sofralarını anımsıyorum. Kıyıda kenarda olduğu için görmediğimiz yeni tip imaretleri... İçeride köpük yemek tepsilerinde erkekler yemek yerken, iki üç kaşık sulu salçalı patates yemeği ile makarna için ellerinde plastik kaplarla sıra olanlar kadınlar. Bence razı olmanın manzarası sanki. Bir yanda bunu gerçekleştiren belediyelerin yemek arabaları... Yoksulluğa dayanan bir iktidarı yoksulluk yıpratır mı? Yoksa tek çare yoksulların dayanışması mı?..
Sennur Sezer
ÖNCEKİ HABER

Aksi Yazılar

SONRAKİ HABER

Fındıklı Festivalinde polis provokasyonu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa