24 Ocak 2010 05:00

Aksi Yazılar

Hikaye bu ya, günün birinde bir aslan ile bir avcı arkadaş olmuşlar. Avcı tanınmış ve zengin biri olduğu için aslanı şatosuna davet etmiş.

Paylaş

Hikaye bu ya, günün birinde bir aslan ile bir avcı arkadaş olmuşlar. Avcı tanınmış ve zengin biri olduğu için aslanı şatosuna davet etmiş. Avcı, nezaketten olsa gerek, o güne kadar avladığı hayvanların başlarını ya da postlarını göstermemiş ama şatonun büyük merdivenini çıkarken duvara asılmış bir tabloyu göstermiş:
- Bak ne güzel değil mi? Ben yaptım!
Tabloda bir avcı, vurduğu aslanın başına ayaklarını koymuş, iki elini de yana açarak zaferini ilan ediyormuş. Aslan alaycı bir tavırla gülmüş:
- Hakikaten güzel! Ama biz yapsak bu tabloyu başka türlü yapardık!..
Eşinizi dostunuzu ya da arkadaşınızı ya da yoldan geçen herhangi birini çevirip “Çocukluğunuzdan bugüne sürekli duyduğunuz ya da bir şekilde duymak ya da bahsetmek zorunda kaldığınız şeyler nelerdir” diye sorsanız, üç aşağı beş yukarı hep aynı şeyleri duyarsınız:
- Zam, enflasyon, nerede o eski bayramlar, baba bana top al, genel seçimler erkene alınsın, azz sonraaa, konu yargıya intikal etmiştir, hukukun üstünlüğü, karar siyasi, sine-i millet, hanım akşam toplantım var, kendi maaşlarına zam yapmasını biliyorlar ama, torpil, ben kimin oğluyum biliyor musun, rejimdeyim, birader görmüyor musun kuyruk var, ..pne hakem, başka parasını vermek isteyenler, biz adam olmayız, seçimlerde baraj düşürülsün ya da tamamen kaldırılsın, genel af, cumhurbaşkanını halk seçsin, sivil anayasa yapılsın…
Kuşkusuz bunların hepsi başlı başına bir konu ve hakkında sayfalarca yazı yazılacak şeyler. İçinden “Anayasa’yı” çıkartıp onunla ilgili bir şeyler yazmak istiyorum. Geçtiğimiz sene bir iş gezisi için otobüsle İzmir’e giderken yanımda oturan orta yaşlı bir bay şöyle demişti bana:
- Yahu birader, ben kendimi bildim bileli “sivil anayasa sivil anayasa” deyip dururuz. Tamam eskiden her 10 yılda bir askeri darbe yapılırdı ve anayasa falan her şey altüst edilirdi. Ama şükür 30 yıldır böyle bir durum da yok! Bir anayasa tartışmasıdır sürüp gider bizim ülkemizde. Acaba diyorum, Avrupa’da da bu tür şeyler sürekli tartışılıyor mu? Hayır, ikide bir “Avrupa birliği’ne gireceğiz ama bizi almıyorlar” falan diye yakınıp duruyoruz da, acaba bunda henüz halkın tamamının kabullenmediği bir anayasamızın bile olmamasının bir etkisi var mıdır, onu merak ediyorum!..
Öyle ya, doğru dürüst bir anayasası bile olmayan bir ülkeyi ne yapsınlar Avrupa’nın Birliği’nde! Son derece keyifli ve eğlenceli geçen bu tatlı sohbeti şöyle bağlamıştık:
- 80 yıldır Cumhuriyet ile yönetilen; demokrasiden, insan haklarından, medeniyetten ve gelişmişlikten sürekli dem vurulan bir ülkede “Anayasa” hâlâ tartışılır durumdaysa vay halimize!
Kime sorsanız Anayasa’dan şikayetçi. Ama değiştiren yok! Daha doğrusu değiştirmek için çabalayan da yok!
Geçtiğimiz yıllarda AKP Hükümeti “Bir sivil anayasaya ihtiyaç var” diyerekten kendine yakın birkaç hukukçuyu, profesörü ve milletvekilini kampa alarak kamuoyuna mesaj vermişti:
- Yeni sivil anayasa hazırlanıyor!
Üstünden 2 sene geçti, ortada fol yok yumurta yok. İlgilenenler hatırlayacaktır, o dönemde de birçok siyasetçi, sanatçı, yazar çizer vb. “Yeni anayasa şöyle olmalı böyle olmalı” türünden yorumlar yapmıştı. Ben de o zaman şakayla karışık şöyle yazmıştım:
- Bu işi en iyi Süleyman Demirel yapar! MADDE 1: Dün dündür bugün bugündür!..
Hal böyle olunca 2. maddeyi tahmin etmek güç olmasa gerek:
- MADDE 2: Yollar yürümekle aşınmaz!
Gelelim işin özüne. Bırakalım Avrupa’yı, Amerika’yı, bizim ülkemizde ezilenden yana olmadığı sürece hiçbir anayasanın ya da ana bile olmayan sıradan yasanın uzun süre ömrü olmaz. İnsanların geleceğinin bile belli olmadığı bir ülkede gün gelir çıkar bir grup TEKEL işçisi, aslanlar gibi sallar ülkeyi:
- Biz yapsaydık bu anayasayı, başka türlü yapardık.
Başka çıkarı da yok zaten!..
Veli Bayrak
ÖNCEKİ HABER

Okuyucudan özür yazısı

SONRAKİ HABER

Bursa Demokrasi Güçleri ulaşım zammını ve YSK kararını protesto etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa