BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • “Terörle mücadele edecek” iddiasıyla kurulan “Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı” basında “süper müsteşarlık” olarak propaganda ediliyor.


    “Terörle mücadele edecek” iddiasıyla kurulan “Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı” basında “süper müsteşarlık” olarak propaganda ediliyor.
    Böyle uzun zamandır çözülmeyen konularda, “her derde deva” yeni bir yetki makamı oluşturulurken, ona “süper”, “yıldırım”, “yüksek” gibi sıfatlar yakıştırılır. Burada da ilk bakışta; çeyrek yüzyıldır çözülmeyen Kürt sorunu ve Kürt direnişinin yenilgiye uğratılmaması karşısında, “Öyle bir örgüt kuruyoruz ki, bugüne kadar polisin, askerin yapamadığını yapacak, sorunu kökünden çözecek” havası uyandırılmak, yandaşlara yeni bir moral verilmesi amaçlanmaktadır.
    Bir yandan böyle “süper” sıfatıyla kamuoyuna sunulan müsteşarlık, öte yandan da “operasyonel görevler yapmayacak, sadece strateji geliştirme ve istihbarat değerlendirmesi yapacak” diye tanıtılmaktadır.
    “Peki, hangisi doğrudur?” demiyoruz!
    Çünkü bu soruya verilecek yanıtın asla sorunun gerçek yanıtı olamayacağını biliyoruz. Çünkü bugüne kadar, devletin en karanlık ve kirli işleri en masum adları taşıyan kuruluşlar adı altında yapılagelmiştir ve halen de öyledir. Örneğin kontra faaliyetler, “Seferberlik Tetkik Başkanlığı” gibi, duyunca, insanda, “seferberlikten kalma köhne bir kurum” intibası uyandıran bir kurumda sürdürülmektedir. Yine geçmiş yıllarda ortay çıkan belgelerle öğrendik ki, kontrgerilla örgütlenmesin taşra örgütlenmesinde merkez, her il ve ilçede bulunan ama çoğu zaman kapısı kilitli olan kapısında “Milli Koruma Başkanlığı” (*) yazan ama bir kır bekçisinden başka resmi personeli görünmeyen devlet kurumundan yürütülmektedir.
    Yeni kurulacak olan Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı”nın da, “operasyonel görevler yapmayacak” denmesine karşın, pek çok yasal ve yasa dışı örgütlenmelerle işbirliği içinde aktif bir “savaş dairesi” olarak kurulduğunu söyleyebiliriz. Bunu, birincisi bu kurumun oluşturulmasına yol açan tartımlardan biliyoruz. Ki, bu tartışmalara bu kuruma, bölgede yürütülen savaşın en etkin ve sonuç alıcı bir biçimde yürütülmesi ihtiyacı damgasını vurmuştur. İkincisi ise, bu kurumun ne iş yapacağını tarif edenler, tarifin anlaşılması için, “kurumun harcamaları için bir örtülü ödeneği olacağına” özel bir vurgu yapmaktadırlar. Bu, müsteşarın elinin altında “örtülü ödenek” diye hesap sorulmayacak bir bütçenin verileceği demektir. Çünkü “örtülü ödenek”, devletlerin yasa ve ahlaka sığmayan işleri yapılması için ayrılmaktadır ve eğer bir kuruma örtülü ödenek ayrılıyorsa; o kurumun yasalarla sınırlı olmayan işler yapacağını şimdiden söyleyebiliriz. Hele bu kurumun alanı “terörle mücadele” gibi nerede başlayıp nerede bittiği belirsiz ve “istihbarat” gibi içinde her tür özel savaş yöntemini barındıran bir alansa!
    Son günlerde “darbe”, “panel-tatbikat”, “harp oyunu”, “iç düşman”, “örtülü ödenek harcamalarının törenle yakıldığı belgeleri yok etme operasyonları” ve askerin, emniyetin sırdan birimlerini bile özele harbin her tür yöntemini kullandığı bir zamandan geçilmesi ile birlikte düşünüldüğünde, bu müsteşarlığın yeni bir “Özel Harp Dairesi” olarak kurulmayacağını kim söyleyebilir ki?
    Hele AKP’nin kendisine böyle “özel örgütler” kurmaya heveslendiği bir zamanda bu müsteşarlığın AKP Hükümeti’nin kendi kontra merkezi olarak örgütlenmeyeceğini düşünmemek için AKP’ye aşırı güvenen saf liberal olmak gerekmez mi?

    (*) 1960’lı 70’li yıllarda çocuklar karga yumurtalarını toplar bu kuruma tanesi birkaç kuruşa satardı. Yine karga vuran köylüler vurdukları karga başına parayı bu kurumdan alırlardı. Çünkü kargalar tarıma zarar veriyor, devlet de kargalara karşı böyle bir mücadele yürütüyordu. Herkes de Milli Koruma’yı böyle naif bir mücadele yapan eski devirden kalma bir kurumdur diye önemsemezdi.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net