TEKEL işçilerine selam olsun

TEKEL işçilerine selam olsun

Osmanlı Devleti son dönemlerde almış olduğu borçları ödeyemez duruma gelmişti. İflas bayrağı çekmiş ve birçok devlet alacaklarından vazgeçmişti. Fransızlar alacaklarından vazgeçmemişlerdi.


Osmanlı Devleti son dönemlerde almış olduğu borçları ödeyemez duruma gelmişti. İflas bayrağı çekmiş ve birçok devlet alacaklarından vazgeçmişti. Fransızlar alacaklarından vazgeçmemişlerdi. Osmanlı topraklarında tütün ekip aldıkları mahsul karşılığı borçlarının ödeneceği yolu seçtiler. Hangi tarladan ne kadar tütün alınacağını belirleyip kaçak yoldan tütün satmayı yasakladılar ve bir rejim sistemi kurdular. Kaçak tütün satanları rejiler vurup öldürüyordu. Kurtuluş Savaşı’na kadar bu böyle devam etti. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Türkiye kendi tütününü ekti ve TEKEL fabrikalarını kurdu. Ama bir şüpheleri vardı. Bir gün gelir Osmanlı dönemine dönülür fabrikalar elden gider diye çıkardıkları 4040 sayılı yasa ile TEKEL tütün fabrikalar satılamaz, özelleştirilemez dediler. Şimdi ise yasa falan tanımıyorlar. Osmanlı dönemine gidiyoruz.
Fabrikalar satılıyor, özelleşiyor, kapatılıyor. Özelleştirmenin temeli Türkiye’nin NATO’ya bağlanmasıyla başladı. Demokrat parti kurulduğunda ABD çizgisi izliyordu. ‘Bir devlette kamulaştırma komünist rejimin işidir. Onun için her tür teşebbüse özel mülkiyete önem verilmelidir’ görüşü halka benimsetildi. Demokrat Parti’nin sözlerinden anlaşılacağı gibi Türkiye küçük Amerika yapma ve her köşede bir milyoner üretme safsatasıyla hür teşebbüsün önü açıldı. ABD çizgisi benimseyen devletler KİT’leri ya sattı ya özelleştirdi ya da kapattı. Bizim ülkemizi yönetenlerde böyle yapıyor. Daha yakınlarda ABD boyunduruğundan kurtulmaya çalışan Venezüella Başkanı Hugo Çavez, daha önce özelleşen birçok yeri tekrar kamulaştırarak, anayasaya madde madde koyuyor. Bankaları, petrolleri, sağlık hizmetlerini, eğitimi vs. kamulaştırıyor. Demek ki bu işler ideolojik olarak yapılıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TEKEL işçilerinin eylemine bu eylemler ideolojik diyor. Doğrudur, ideolojiktir. Fakat bunun farkına varmayan işçi arkadaşlar, ‘bizim eylemimiz ideolojik değildir. Ekmek kavgasıdır’ diyorlar. Olabilir, ekmek kavgası da olabilir. Ama ideolojik olmak zorundadır.
İşçiler ekonomik mücadelesini siyasi mücadeleye dönüştürmezse ekonomik mücadele alanı kapitalistlerin mücadele alanıdır. Bu alanda işçiler başarıya ulaşamaz. Ekonomik olarak ücretlerine yüzde 100 zam alsalar dahi tükettiği mallara yüzde 100 zam yapılır. Aldığı zam farkı tekrar ellerinden alınır. Örneğin Türk Hava Yolları’nda bir grevde işçiler yüzde 100 zam aldı. Fakat ilk kalkan uçak biletlerine yüzde 100 zam yaptı. Yani bir eliyle verdi öbür eliyle geri aldı. İşçilere “emek nedir? Artı değer nedir? Sömürü nedir? Vermiş oldukları emeğin karşılığını alabiliyorlar mı?”öğretilmelidir. Bu da sendikalara düşüyor. İşçiler kendilerini iktidara getirmelidir. Ülkeyi işçiler yönetmelidir. Grevler işçilerin savaş okullarıdır. İşçiler grevlerde savaşmayı öğrenirler. Sendikacılar ise sınıf sendikacılığı yapmalıdır. Almanya’daki eski yöneticilerden Bismark’ın uyguladığı ballı pasta sendikacılar tarafından kabul görmüştür. Hak-İş sendikasının takındığı tavır gibi. TEKEL fabrikalarında önce Türkiye’den birçok fabrika kapandı, özelleşti, işçileri 4-c’ye mahkum edildi. Milli Mensucat vb. fabrikaların işçileri direnmediler. Sendikaları görevlerini yapmadılar. TEKEL işçileri eylemin simgesi oldu. Direnmeye devam ediyor. Sırada şeker işçileri, Milli Piyango işçileri var. İstanbul’da itfaiyeciler, İzmir’de Karşıyaka Kent AŞ işçilerinin eylemleri birleşmelidir. Diğer işçiler, işsizler, duyarlı halk bu eylemlere destek veriyor ve vermelidir. Zafer direnen işçinin olacaktır.
Ben bir işçi değilim, emeğimi satmıyorum, emekliyim elim şaltere gitmiyor. Üretimden gelen gücümü kullanamıyorum. Keşke işçi olsaydım da bende katılsaydım. Ama gönülden ve yürekten destekliyorum. Evrensel Gazetesi’nde ve Hayat Televizyonu’nda eylemleri takip ediyorum. Bazen sloganlara katılıp slogan atıyorum. Bazen kızıyor, bazen de hüzünleniyorum. İşçiler bazen de yöneticilere bir şeyler öğretiyor. Örneğin açılım konusunda emekten yana birleştiklerini söylüyorlar. Geçen gün CHP Başkanı Deniz Baykal açılımı Türk-İslam sentezine bağladı. Birçok yönetici böyle diyor. Din birleştiricidir, birleşmenin çimentosu harcıdır diyorlar. İnsanları sınıfından yana birleştirmek istemiyorlar. Ama işçiler gelin bizde öğrenin diye örnek gösteriyorlar. Mahallemizde yaşayan TEKEL işçileri vardı. Bizler işçilerin hep yanında olduk olmaya da devam edeceğiz. Kahvede, sokakta nerde bir araya gelsek TEKEL işçilerini konuşuyoruz. TEKEL sigara fabrikasının önünden her geçtiğimiz de bir mezarlığı andırıyor. Ses seda yok. Bizler TEKEL fabrikalarının tekrar açılmasını ve üretimini geçmesini ve işçilerin işlerine kavuşmasını istiyoruz. TEKEL işçilerine ve direnen tüm işçilere selam olsun.
Toppo Özcan (Ova
Mahallesi eski muhtarı)
www.evrensel.net