AVRUPA GERÇEĞİ

AVRUPA GERÇEĞİ

  • Kaderin cilvesine bakın ki; tarihte üç kez Afganistan’ı işgal etmek için seferler düzenleyen ve her seferinde bozguna uğrayan İngiltere, bugün Uluslararası Afganistan Konferansı’na ev sahipliği yapıyor.


    Kaderin cilvesine bakın ki; tarihte üç kez Afganistan’ı işgal etmek için seferler düzenleyen ve her seferinde bozguna uğrayan İngiltere, bugün Uluslararası Afganistan Konferansı’na ev sahipliği yapıyor. Ve öyle görünüyor ki, başta ABD olmak üzere diğer emperyalist güçlerle birlikte düzenlediği dördüncü işgal hareketinde de istediğini elde etmeden geri dönmek zorunda kalacak.
    8 yıldır NATO şemsiyesi altında çok sayıda ülkeden 100 binden fazla işgalci askerin bulunduğu Afganistan’da, işgalciler açısından durum artık hiç de iç açıcı değil. Adeta alarm veriyor. Bu yüzden işgalci güçler hep birlikte Londra’da kafa kafaya verip, içine düşünülen bu “zor durumdan” en az zararla nasıl çıkılabileceğini konuşacaklar. Evet, Asya’nın tam ortasında bulunan, bu yüzden çoğu zaman “Asya’nın kilidi” olarak adlandırılan Afganistan, bundan 8 yıl önce, 11 Eylül olayları bahane edilerek işgal edildiğinde, kısa bir süre içinde Taliban’ın kökünün kazınacağı, dünyanın terör belasından kurtarılacağı propaganda ediliyordu.
    Aradan geçen bu süre içinde ne Taliban’ın kökü kazındı, ne de terör bitirildi. Tam tersine, Taliban ve diğer yerel direnişçi güçler yıllardır dünyanın en modern donanımlı ordularına kök söktürüyor, ana karargahlarına baskınlar düzenliyor.
    Afganistan’ın hafif bir lokma olmadığı artık iyice anlaşılmış bulunuyor. Bu yüzden, işgalin sonunun büyük bir hüsranla biteceğini fark eden ülkelerin bazıları askerlerini çekmeye, bazıları da çekmek için takvim telaffuz etmeye başladı. Bunların arasına, ABD ve İngiltere’den sonra en çok asker bulunduran ülke konumunda olan Almanya’da katılmış bulunuyor.
    Der Spiegel dergisi bu haftaki kapağında Afganistan için “Süper güçlerin mezarlığı” başlığını kullanırken, tam da bir gerçeğe işaret etmiş. Geçmişten günümüze, dünyaya egemen olmak isteyen bütün emperyalist güçler, “Asya’nın kilidi”ne sahip olabilmek için pek çok kez büyük işgal hareketleri düzenlediler, ama hiç birisinde başarı elde edemediler. Tarihsel süreç, Afganistan’ın son 200 yılda hep büyük emperyalist güçlere mezar olduğunu gösteriyor.
    1842’de İngilizlerin, Hindistan üzerinden gerçekleştirdiği ilk işgal hareketi tam anlamıyla bozgunla sonuçlandı. 4 bin 500 asker ve 12 bin asker yakını, malzeme taşıyıcısının katıldığı bu ilk işgal hareketinden bir tek İngiliz doktor sağ olarak kurtulmayı başarabildi. Bu ilk harekette ağır bir yenilgi alan İngilizler ardından iki büyük sefer daha düzenledi, ancak bunlardan da bir sonuç alamadı ve Afganistan 1919’da bağımsız bir devlet olduğunu dünyaya ilan etti.
    Afganistan, aynı zamanda “sosyal emperyalizm” gerçeğinin de bir aynası oldu. 1979 yılında Sovyetler Birliği, işbirlikçisi durumundaki şahı görevde tutabilmek için 80 bin kişilik orduyla ülkeyi işgal etti. Ama bir türlü teslim alamadı. 1989’a kadar süren işgal sırasında 15 bin SSCB askeri hayatını kaybetti. Bu işgalin, Afganistan’da yarattığı tahribat etkisi tahmin edildiğinden de büyük oldu. Antiemperyalizmin, aydınlanmanın, sol geleneğin bir zamanlar güçlü olduğu ülkede, “sosyalizm” adına yapılan işgal, asıl olarak günümüzdeki radikal dinciliğin gelişip güçlenmesine vesile oldu. O işgalden bu yana sol, demokratik, emek güçleri bir türlü belini doğrultamadı. Geriye kalan bir bölümü de Taliban gericiliği tarafından hunharca katledildi, sürgüne gönderildi. Ve ABD ve diğer emperyalistlerin, Sovyet işgalini kırmak için beslediği dinci gericilik bugün Taliban ve El Kaide şeklinde varlığını sürdürüyor.
    Son 200 yılda en büyük emperyalist güçlerin devasa askeri olanaklara rağmen Afganistan’da büyük yenilgiler alması, hedeflerine ulaşmamasının nedenleri bulunuyor. Ülkede çok farklı etnisite, kabile bulunmasına rağmen, dış düşmana karşı hepsi açık bir şekilde güç birliği yapıyor ve hiç kimse verdiği sözden geri dönmüyor.
    İşgalcilerle işbirliği yapmak en büyük suç sayılıyor. Yani işgal edilen ülkenin halkının tümü, bir kaç işbirlikçi dışında, yabancı güçlere karşı çıkıyor. İşin sırrı tam da bunda yatıyor. Hal böyle olunca yüksek teknolojik silahlar, on binlerce, yüz binlerce askerin pek bir değeri kalmıyor. İşte bu yüzdendir ki, işgalci güçler mezarlıktan nasıl çıkacaklarını hesaplıyorlar Ama; kısa bir süre içinde bir çözüm bulmaları mümkün görünmüyor.
    Konferans gürültüsü arasında, işgalin başından bu yana emperyalist hegemonyanın tesis edilmesi için akıtılan kan, alınan canlar ise gündeme getirilmiyor. Batılıların resmi verilerine göre bile sadece geçtiğimiz yıl içinde 2 bin 400 sivil katledilmiş. Her katliam, ölüm işgalcilere canlı bomba, öfke olarak geri dönüyor. Keza savaşan ülkelerin hakları arasında, işgali savunan hükümetlere karşı tepki giderek artıyor. Yani, işgalciler sadece Hindikuş cephesinde değil, iç cephede de iyice köşeye sıkışmış bulunuyor. Olup bitenler, Der Spiegel’in aktardığı eski bir Asya atasözünü doğruluyor: “Tanrı hangi devleti cezalandırmak istiyorsa, onu Afganlarla çatıştırsın.”
    Çünkü Afganlar, tarihte hep işgalcileri bozguna uğratarak kovmayı başarmış. Bu yüzden de Asya’nın kilidini açmak hiç bir emperyalist güce nasip olmayacaktır.
    YÜCEL ÖZDEMİR
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.