DURUM

DURUM

  • Ülkenin bugün karşılaştığı temel sorunların çözümleri konusunda genelde bir kafa karışıklığının olduğu görülüyor.


    Ülkenin bugün karşılaştığı temel sorunların çözümleri konusunda genelde bir kafa karışıklığının olduğu görülüyor. Bu temel sorunların başında da kuşkusuz demokrasi sorunu geliyor. Bugün geniş siyasi çevreler ülkede “çağdaş bir demokrasinin” olmadığı konusunda genel bir anlayış birliği içerisindeler. Ama demokrasi nasıl kazanılacak, bugün halkın önünde olup biten olayları nasıl yorumlamak gerekir, bunlara karşı nasıl tutum almak gerekir meselelerinde işler oldukça karmaşıklaşıyor.
    Bu karmaşayı artıran ise hükümette din temelli politikalar yapmakta usta olan AKP’nin olması. Generallerin geçmişte bu hükümete karşı çevirdikleri tezgahlar, e-muhtıralar, darbe tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Bu tartışmalara “askeri vesayet”, “sivil diktatörlük” tartışmaları da eklenince kafalar daha da karmaşıklaşıyor. “Sivil” hükümet ve onun ardında cephe tutmuş bazı liberaller, demokrasinin bu hükümet eliyle kazanılacağını ileri sürüyorlar. Bunlara göre “sivilleşme” eşittir demokratikleşmedir.
    Oysa AKP Hükümeti’nin demokrasiye ilişkin sicili oldukça bozuktur. Hükümet demokrasi konusunda hiç bir ciddi adım atmadığı gibi, atmak da istemiyor. Ama demokrasi, özgürlük lafları ederek liberalleri arkasına takmayı, onlar aracılığı ile geniş bir cepheyi etkilemeyi oldukça iyi beceriyor. Geçmişte yapılmış darbe planları, muhtıralar, generallerin sonuçta AKP’ye yarayan acizce çıkışları ve politikaları, CHP ve MHP gibi muhalefet partilerinin gerici politikaları, hükümet partisinin halk nezdinde yıpranmasını zayıflatıyor.
    Ama yaşanılan süreç halk açısından oldukça öğretici oluyor. Çünkü bütün bu tartışmalar bugün başlamadı. Bunların en azından 6-7 yıllık bir geçmişi var. Bu geçen süre, AKP Hükümeti’nin demokrasi ve özgürlükler konusundaki samimiyetini test etmek için yeterli bir süredir. Eski darbecilerin, darbeye teşebbüs edenlerin yargılanması, yeni demokratik bir anayasa, Kürt sorununun çözümü, halka karşı işlenmiş suçların açığa çıkarılması gibi ciddi adımlar atılabilirdi. AKP Hükümeti bu adımları atmadığı gibi, sadece demokrasi mücadelesinin önüne ustaca barikatlar kurmakla kalmadı, generallerle gizli pazarlıklar yaparak halka tuzak da kurdu. Hükümetin demokrasiden anladığı devletin ve kurumlarının AKP’lileşmesi, kalenin içten fethedilmesidir.
    Burada şu soru yanıtlanmalıdır; generallerin ufak tefek rötuşlarla mevcut statükonun AKP Hükümeti tarafından sürdürülmesine ne gibi bir itirazları olabilir? Dinciler generallerin kucağında büyümedi mi? Generallerin bunlara temel bir itirazları bulunmamaktadır. Üstelik hükümetle generalleri aynı gerici amaçlar için birleştiren ve uzlaştıran büyük patron ABD de böyle olmasını, bunların ortak çalışmasını istemektedir. Bazı generallerin geçmişe yönelik sorgulanmaları ve ortaya atılmaları, geçmişe yönelik göstermelik hesaplaşma adımları olup, olup biten için demokrasi cilası görevi görürken, bugünkü komutanlara da “çıkıntılık yapmadan” ortak politikaya boyun eğdirme işlevi görüyor.
    Bu siyasi tablo zaten demokrasi yoksunluğunu ve gericiliği resmetmektedir. Bütün bunlardan ayrı bir “sivil diktatörlük” tartışmasının ne anlamı olabilir? Hükümetin ardında durmayan bir ordu olmaksızın bir sivil diktatörlük olmayacağı gibi, ordunun halk üzerinde böyle bir “sivil diktatörlük” kurulmasına itirazı da bulunmamaktadır. Ülkenin tarihi kısa aralıklar bir tarafa, “sivil hükümetlerin” ülkeyi sivil diktatörler gibi yönettiğini, buna heves ettiklerini, askerlerin de askeri diktatörlük olarak yönettiğini ortaya koymaktadır. Şimdi bir “senteze” gidildiği görülmektedir.
    Bütün bunların ötesinde söylenmesi gereken şudur; tarihsel ve toplumsal deneyimler temel politik meselelerin kitlelerin ciddi bir hareketi olmadan bir çözüme bağlanamadığını, demokrasi vb. konularda ilerlemeler sağlanamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Egemen sınıfların “sivili de, askeri de” diktatörce yönetmeye oldukça hevesli ve deneyimlidir. Demek ki ülkenin temel sorunlarının çözümü, işçi ve emekçi halkın açıkça politikaya müdahale etmesinden, kitlelerin demokrasi konusunda inisiyatif almasından geçmektedir.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net