29 Ocak 2010 05:00

ÖZGÜRCE

Bu satırlar yazıldığında henüz Türk İş Başkanı Kumlu’nun Başbakan’la görüşmesi başlamamıştı.

Paylaş

Bu satırlar yazıldığında henüz Türk İş Başkanı Kumlu’nun Başbakan’la görüşmesi başlamamıştı. Ama son anda bir değişiklik olmazsa, sizler bu satırları okurken görüşme sona ermiş ve TEKEL direnişinin seyri de belirlenmiş olacak. Bir olasılık, görüşmeden TEKEL işçisinin istediği bir sonuç çıkacak ve direniş sona erecek. Özellikle TEKEL işçisinin istediği bir sonuç diyorum, çünkü biliyorum ki sadece Türk İş yönetiminin Başbakan tarafından ikna edilmiş olması yetmeyecek, 45 gündür Ankara’nın dondurucu soğuğunda direnen işçiler, Türk-İş yönetimine rağmen mücadelelerine devam edecektir.
Aslında sendika yönetimine rağmen işçilerin, tatmin olmadığı bir mutabakata razı olmayıp mücadeleyi devam edeceklerini düşünmek bile öyle önemli ki. Türkiye’de yıllarca sendikalar, işçileri temsil ediyorum diye sosyal diyalog masalarında olmadık rezillikleri meşrulaştırarak bunları işçilere kabul ettirmiştir. Ta ki TEKEL işçisinin onurlu direnişine kadar... Sadece bu bile TEKEL direnişinin işçi sınıfı tarihine altın harflerle kazınması için yeterlidir. Bundan sonra önemli olan, TEKEL işçisinin bu kararlılığını örnek almak ve yaygınlaştırmaktır. Köhnemiş sendikal hareketi yeniden diriltmenin bundan başka yolu da yoktur.
Eğer görüşme sonrasında Türk-İş yönetiminin rızasıyla ya da TEKEL işçisinin direnciyle mücadeleye devam kararı verilirse, TEKEL işçisinin dilinde “genel grev”, 6 konfederasyonun daha önce aldığı karar ise “genel iş bırakma” eylemidir. Sendikaların mevcut haliyle bir genel greve ne kadar hazırlıklı olduğu konusunda ciddi endişeler vardır. Ancak sonu genel greve giden bir mücadele süreci süratle örgütlenebilir. Bunun yolu da planlı bir biçimde gerçekleşecek birer günlük iş bırakma eylemleri ve her işyerini, her ilin her ilçenin meydanını Sakarya Caddesi’ne çevirmektir.
Ama bunun için önce bu mücadelenin tüm emekçilerin mücadelesi olduğunun çok iyi anlatılması gerekir. Bugüne kadar sendikalar, bildik atıllıklarıyla TEKEL direnişine destek açıklamaları dışında pek bir şey yapmamışlardır. Oysa, direnişte geçen 45 gün iyi değerlendirilseydi ve bu direniş, tüm 4-c’lilerin; tüm sözleşmeli, ücretli ya da atanamamış öğretmenlerin, özelleştirilecek olan işletmelerde çalışanların; tersanelerde, madenlerde, inşaatlarda iş cinayetlerinin olası kurbanlarının, tüm taşeronların; sigortasız, güvencesiz çalıştırılan, ücreti aylarca ödenmeyenlerin, memurların, akademisyenlerin, ücretli mühendislerin, doktorların, kısacası tüm emekçi kesimlerin direnişi haline dönüştürülebilirdi.
Zaten maliye bakanı, TEKEL direnişi için “Tek hatamız merhamet etmekti” derken, “Bol keseden maaş verme dönemi bitti” derken, hedef sadece TEKEL işçileri miydi, yoksa bu “Bak sana ekmek veriyorum, ben senin velinimetinim, sen benim kulum kölemsin” anlayışının hedefinde tüm emekçiler mi vardı?
Çok açıktır ki, TEKEL direnişiyle birlikte “psikolojileri bozulan(?)” Başbakan’ın ve maliye bakanının ağızlarından çıkan ifadeler, mevcut hükümetin anlayışını sergilemektedir. İktidarında kamuda çalışan herkes, TEKEL işçisi için söylenenlerin muhatabıdır. Sadece kamuda çalışanlar da değil, yasaların uygulayıcısı ve denetleyicisi de bu iktidar olduğuna göre, özel sektörde çalışan tüm emekçiler de bu söylemin hedefindedir.
Hükümetin, sermayenin, emekçilerin tümüne yönelik tavrı bu kadar açıkken; sendikalar, bırakın TEKEL direnişini tüm emekçilerle bütünleşmenin bir aracı haline getirmeyi, bu sözler karşısında gereken tepkiyi göstermemiştir. Hal böyle olunca da bu büyük işçi direnişi sadece TEKEL işçilerinin talepleriyle sınırlı imiş gibi bir görünüm ortaya çıkmıştır.
Başbakan’la yapılan görüşmeden nasıl bir sonuç çıkarsa çıksın, bu sonuca karşı sendika yönetimleri nasıl bir yol izlerse izlesin, TEKEL işçisi; işçi sınıfını yok sayan sermayeye ve hükümete, işçi sınıfının gücüne inanmayıp sosyal diyalog masalarında çözüm arayanlara unutamayacakları bir ders vermiştir. Daha da önemlisi TEKEL işçileri, işçilere ve emekçilere, bir sınıfın parçası olduklarını ve ekmek kavgasının dayanışma içinde mücadele ile, direniş ile kazanılacağını hatırlatmışlardır.
Ve sonuç ne olursa olsun TEKEL işçisi, kendi adına da Türkiye işçi sınıfı adına da büyük ve onurlu bir mücadeleyi kazanmıştır!..
ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU
ÖNCEKİ HABER

Bölge darbeyi zaten yaşıyor

SONRAKİ HABER

Binali Yıldırım: YSK'nin oylar çalındı yazacak hali yok

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa