Ailece direnişteler

Ailece direnişteler

Diyarbakır çadırından kimi zaman yanık yanık, kimi zaman neşeli türküler yükseliyor.


Diyarbakır çadırından kimi zaman yanık yanık, kimi zaman neşeli türküler yükseliyor. Biri çocuk biri büyük iki kişi söylüyor, arkadaşları onlara eşlik ediyor. Yanlarına gittiğimizde, o seslerin Diyarbakır Yaprak Tütün İşletmesi işçisi Faruk Memduh Turan ile oğlu Emir Can’dan yükseldiğini görüyoruz. İki ses bir olmuş, koca çadıra neşe, coşku, direnç katıyor.
Faruk Memduh Turan, direnişin başından beri Ankara’da. Önceleri Tez Koop-İş’te kalan Turan, direnişin gece-gündüz Türk-İş çevresine taşınmasının ardından, direnişi çadırda sürdüren işçilerden biri.
Bir ayı aşkındır yüzünü göremediği eşi ve çocuklarının soğuğa rağmen yanında olması, mutlu etmiş onu; yüzü, gözlerinin içi gülüyor. Eşi, küçük kızı ve ortaokul öğrencisi oğlu yanında, oğluyla birlikte türküler söylüyorlar.
BABA ÖZLEMİ KARNEYİ BİLE BEKLETMEMİŞ
Emir Can ortaokul öğrencisi. Baba özlemi karnesini almasının bile önüne geçmiş. Karnesini almadan soluğu babanın yanında almışlar. Mikrofonu uzatıyoruz Emir Can’a; adeta büyük biri gibi, her şeyin bilincinde konuşuyor: “Sayın Tayyip Erdoğan bu halimizi görmüyorsa, bizim ona diyebileceğimiz bir şey yok. ‘Müslümanım’ diye geçiniyor. Nedense bize acımıyor. Biz burada sobanın başında 800 kişi otururken, kendisi dubleks evinde sıcak şöminenin başında oturuyor. Hiç mi canı acımıyor? Hiç mi çocukları görmüyor?”
Ortaokul 6. sınıf öğrencisi Emir Can, karnesini almayı beklemeden geldiklerini belirtiyor. Emir Can’ın annesi de “Bu soğukta babamızın yanında eyleme devam edeceğiz. Ama başbakanımız çok duyarsız” diyor ve ekliyor: “Ama biz sonuca gideceğiz.”
KÖLELİĞE BOYUN EĞMEYECEĞİZ
Baba Faruk Memduh Turan’a, günlerdir ailesine duyduğu özlemin sona erdiğini, şimdi ne hissettiğini soruyor; “Ne hissettiğimi anlatmak ifade ile olmuyor” yanıtını alıyoruz. İçi dolu baba anlatıyor: “Arkadaşlarımızın durumunu görüyorsunuz. 4-c gibi bir maddeyi kesinlikle kabul etmediğimizi ilk günden beri söylüyoruz. 4-c’nin ne olduğunu, bizim çilemizin nedenini artık herhalde tüm Türkiye öğrendi. Bizi köleliğe göndermek isteyenlere kesinlikle boyun eğmeyeceğiz.”
MECLİS GÜNDEMİ MİZAH GİBİ
4-c’yi “kölelik” olarak kabul ettiklerini belirten ve “Köleliğe gidersem bu çocukların nafakasını nasıl sağlayacağım, soruyorum Meclis’e” diyen Turan, Meclis gündemini, hükümetin programını okurken utandığını, kendisine “mizah dergileri gibi” geldiğini söylüyor.
Turan, “Başbakan’ın yazdıkları mizah gibi geldi bana. Yazmış ki, ‘Bütün sorunlar Meclis’te hallolur’. Bu sorun değil mi, bu insanların çektiği, bütün Türkiye’nin acı bir gerçeği değil mi? Yeter artık” diyor. Arkadaşlarını göstererek, “Herkes perişan” diyen Faruk Turan, Başbakan’ı merhamete davet ediyor. Çocuklarının soğukta hasta olup olmayacağını, niye çadırda olduklarını sorduğumuzda, “Çocuklar evde durmuyorlar, durmak istemiyorlar. Mecbur kaldık, geldik buraya” diye anlatıyor Turan.
YAŞINDAN BÜYÜK SÖZLER
Babanın bu sözleri üzerine araya giriyor Emir Can ve yaşından büyük sözler ederek, “Siz az önce dediniz ya ‘Çocuklar üşümüyor mu?’ diye. Babam da dedi ki, ‘Evde durmuyorlar’. Bizim evde durmamamızın sebebi, babam dün gece burada kaldı, soğukta. Peki, o soğukta otururken acaba bizim vücudumuz ısınsa da içimiz ısınıyor mu?” diyor. Bu sözlerin üzerine artık ne denebilir ki, suskunluk oluyor... Sonra baba ekliyor: “Vaziyeti görüyorsunuz, muhasebeyi halkımız yapsın. Seçim zamanı bunu göz önünde bulundursun.”
Sonra baba-oğul şarkılara, türkülere başlıyorlar Diyarbakır yöresinden... Onlar söylüyor, arkadaşları hep bir ağızdan tekrarlıyor. Coşku, kararlılık, soğuğu da yeniyor; ortam sıcacık oluyor...
(Ankara/EVRENSEL)

YENİ DOĞAN BEBEĞİNİ HİÇ GÖREMEDİ

AYNI çadırdaki direnişçilerden biri de Sedat Bulak. Sedat, henüz genç işçilerden ve onun da gözleri diğerleri gibi ışıl ışıl... Direnişin 40. gününde görüştüğümüz Sedat, henüz 43 günlük bir bebeği olduğunu, daha yüzünü göremediğini söylüyor. Adını Zeynep Melis koydukları kızının, “daha rengini, yüzünü, ne şekilde olduğunu” bile bilmediğini belirten Sedat, “bir defa internetten gördüğünü” söylüyor. “Durumun böyle olacağını bilseydim, kızımın adını Eylem koyup öyle gelecektim” diyor Sedat. O da diğerleri gibi mücadelesinin çocukları için olduğunun altını çizerek, “Bu onların mücadelesi. Çocuklarımızın geleceğinin mücadelesi. Biz buradan onlara söz veriyoruz; hakkımızı, onların geleceğini almadan Diyarbakır’a dönmeyeceğiz.”
Sultan Özer
www.evrensel.net