KUŞATILAN ÇEVREMİZ

KUŞATILAN ÇEVREMİZ

  • “Senin yalanlarınla, hilelerinle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ben de senin önünde diz çökmedim, bu da sana dert olsun!..”


    “Senin yalanlarınla, hilelerinle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ben de senin önünde diz çökmedim, bu da sana dert olsun!..”
    Bu sözleri, yalancı şahitlerle yaşını küçülttürüp kendisini idama mahkum eden mahkeme reisine söylüyor, Dersimli Seyit Rıza...
    AKP’nin yalanını dolanını dert edip bir buçuk aydır kışta kıyamette Ankara sokaklarında hakkını arayan TEKEL işçileri, nasıl diz çökülmeyeceğini hepimize öğretmiştir. Onların dimdik durup diz çökmeyişi, belli etmese de hükümete epey dert olmuşa benziyor; çünkü gerçekler, Ankara sokaklarında dimdik duruyor.
    Geçenlerde evlere şenlik birisinin; Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, TEKEL işçilerine yönelik yalanlarını dinlediniz. Bu İngiltere vatandaşı ithal bakan, yaşamında Türkiye için hiçbir şey üretmemiş, sürekli yabancılara çalışmış birisidir. Ülkemizi tanımaz, ülkeye dair hiçbir şeyi bilmez, ama kısa zamanda hükümete uyum sağladığı bellidir; çünkü artık gözü kapalı yalan söyleyebiliyor... Maliye bakanı, en büyük hatalarının TEKEL işçilerine gösterdikleri merhamet olduğunu söylüyor ve onların durumundan eski iktidarların özelleştirme politikalarını sorumlu tutuyor. Şimdi bu lafın neresinden tutulur, nereden başlanır bilemiyorum ama bakanın merhamet sözcüğünün anlamını bilmemesi doğaldır; çünkü o ithaldir, bu modeller böyle olur... Bakana şimdi merhametten maraz doğar desek, iyice apışıp kalacak; bir de marazın ne olduğunu anlatacaklar ona, yani epey uzun iş...
    Özelleştirme hayranı liberal ve yandaş basında TEKEL direnişi yerini bulamasa da, taş yerini bulmuştur; TEKEL işçilerinin direnişi, halka dayanışmayı, paylaşmayı, dik durmayı öğretmiştir. Sendikalara, demokratik kitle örgütlerine ve devrimcilere de işçilerin yerini öğretmiştir. Şu anda işçi bayramının kutlama alanı Ankara sokaklarıdır, yarın başka kentin sokakları olur ama direnişin olduğu yer olur. Mekan ve meydan kavgasını bitirecek olanın işçi mücadelesi olduğu gerçeği, artık belleklerimizde yerini bulmalıdır. Mücadele her zaman öğreticidir, kitaplarda yazmayanlar sokaklarda yaşanır ve öğrenilir.
    TEKEL işçilerinin direnişinin sendikalara da çok şey öğretmiş olması gerekiyor. Suyun akışı karşısında durulamıyor, suya set çekmek mümkün olmuyor. Türk-İş yönetimi, kapısının önündeki direnişi artık görmezden gelemiyor; siyasi iktidara karşı mahcup ve ezik bir şekilde de olsa, işin ucundan tutmak zorunda kalıyor. Buna rağmen, ithal bakanın saçma sapan sözlerine karşı ona haddini ve hududunu bildirecek sağlam iradeli bir Türk-İş yönetimi hâlâ ortalıkta görülmüyor.
    Perşembe günü Türk-İş başkanının Başbakan ile yaptığı görüşme, yeni bir oyalama sürecini başlattı; hükümet şimdi pazarlığa hazırlanıyor. Tüccarlıktan gelme Başbakan ile pazarlığa oturanın kaybetmeye mahkum olacağını, Türk-İş yönetimi unutmamalıdır; sokaktaki mücadelenin, pazarlıkta harcanıp heba olması ağır bir vebaldir.
    TEKEL işçilerinin direniş azminin, masa başı tezgahları yıkıp geçecek kadar üst noktada olduğunu, o işçilerle konuştuğumda anlıyorum; onlardan ders alıyorum. Bu muhteşem derse sizlerin de katılabilmesi için bu köşeyi önümüzdeki hafta onlara açacağım, onlarla paylaşacağım. Ben hep buradayım, bir yere gittiğim yok ama diz çökmeyen TEKEL işçileri mücadeleyi kazanıp evlerine ve işlerine dönmeden önce, bu dersi onlardan dinlememiz gerekiyor.
    ERTUĞRUL ÜNLÜTÜRK
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.