30 Ocak 2010 00:00

Ben öğretmen(değil)im! Ataması yapılmayan öğretmen

Bundan dört yıl önce Eğitim Fakültesi’nin kapısından bir öğretmen adayı olarak girdiğimde ne kadar heyecanlı olduğumu anlatamam. Şimdi düşündükçe, o günlere hayretle bakıyorum.

Paylaş

Bundan dört yıl önce Eğitim Fakültesi’nin kapısından bir öğretmen adayı olarak girdiğimde ne kadar heyecanlı olduğumu anlatamam. Şimdi düşündükçe, o günlere hayretle bakıyorum.
Eğitim sistemi 11 (şimdi 12) yıl eğiterek, öğreterek bir şeyler kazandırmaya çalıştığı öğrencisine güvenmemiş, bir sınava sokmuştu (ÖSS). Üç saat süren bu sınav o kadar hayat memat bir şey haline gelmişti ki, bu sınava dair adı “Sınav” olan bir film bile çekilmişti.
Eğitim sistemi dört yıl da fakülte tecrübesi kazandırdığı öğrencisine yine güvenmemiş: “Gel bakalım, KPSS’ye gir barajı geçersen öğretmen olabilirsin” demiştir. Bizi yetiştiren, öğretmen yapmaya çalışan sistemin bize güvenmemesi ne garip değil mi? O kadar garip ki 76 puan alarak yerleşemediğim sınıf öğretmenliğine, 40 puan alan arkadaşım öğretmen olarak okul öncesi öğretmenliğine yerleşiyor! Bölümleri kıyaslamaktan ziyade öğretmenlik statüsünde olan bir kişinin mesleki yeterliliğine değinmek istiyorum.
Zira gelişim ve öğrenme psikolojisi, Türkçe, program geliştirme, matematik, öğretim strateji yöntem ve teknikleri ile psikoloji, tarih, coğrafya ve vatandaşlık gibi derslerden yeterli olmadığını KPSS’den 40 puan alarak ispatlayan arkadaşım öğretmenliğe başlıyor da ben ve benim gibi daha 77, 78, 79 puan alan arkadaşlarım nasıl başlayamıyoruz?
Geçenlerde nette bir arkadaşın yorumunu okudum. İçler acısıydı. “Ben fen bilgisi öğretmenliği mezunuyum. 2004’ten beri KPSS’ye giriyorum. 75, 76, 79, 82, 85 ve 84 puanlarını aldım, hâlâ atanamadım.” Bu öğretmen adayına ne denilebilir ki artık neyin sabrını ölçmeye çalışıyorlar. Aylar önce bir gazetede 32 yaşında bayan bir öğretmen arkadaşımızın intihar haberini okudum. Şu an atanamayan öğretmenlerin yüzde 90’ı eminim psikolojik destek alıyorlardır. Zira kararsızlık ve yarını görememek insanın psikolojik olarak çökmesi için yeterli bir sebeptir.
Sistemin öğretmen açığını kapatmak için çıkardığı formüller var. Bu da sözleşmeli, vekil ve ücretli öğretmenlik. Güvencesiz ve boşlukta çalışmak nasıldır, çalışanlar bilir. Yarın, göreve başlamayacağı ihtimali vardır. Ve ihtimaller zinciri bir insanı yok oluşa götürür. Hele yok olan bir öğretmen adayıysa bir insanın yok oluşu demektir.
Ya eğitim fakültelerini bitirip de hiç göreve başlamayan insanlara ne diyeceksiniz? Evli olanlar, ailesine bakmak zorunda olanlar. Bu insanlara hak ettiklerini vermeyen insanlar topluma karşı her zaman sorumlu olmak durumundadır. Zira bugün karneleri bir vekil öğretmen olarak dağıttığımda: “Yolunuz açık olsun, öğretmenim” diyen birinci sınıf öğrencilerim 20-30 sene sonra bu ülkenin kaderini belirleyecek olan çocuklardan bir kaçıdır, sadece. Bu gerçeklerin görülmesi gerek.
Öğretmenlerin bu vahim ve acınacak hale düşmelerine bir de şubat atamasının aniden kaldırılması eklenmiştir. Şubat atamasının aniden kaldırılması rant hesaplaşmasından başka bir şey değildir. Olamaz da… Eğitim sistemi, bu sistemin ayakta durmasını sağlayan öğretmenlerle kısa vadeli hesaplar yapmasın artık!
Bu ülke adına, bu ülkenin geleceği adına artık öğretmenlerin önünü kesmeyin diyoruz, kesmeyin!
31 Ocak’ta ataması yapılmayan öğretmenlerin Ankara’da bir mitingi olacak. Bütün atanamayan öğretmenlerin umarım bu, son kez haykırışı olur.
ÖNCEKİ HABER

Bütün babalar fabrika önünde

SONRAKİ HABER

Rasim Ozan Kütahyalı, Beyaz TV'ye geri döndü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa