01 Şubat 2010 00:00

EKONOMİ VE POLİTİKA

Bilimsel tartışmalarda bilginin esasını bilmek ne denli önemli ise bilginin esasını etiksel kurallarla sunmak ondan da önemlidir.

Paylaş

Bilimsel tartışmalarda bilginin esasını bilmek ne denli önemli ise bilginin esasını etiksel kurallarla sunmak ondan da önemlidir. Etik unsurdan yoksun bilgi, sorumsuzun elindeki çekiç gibidir. Bu konu nereden çıktı, derseniz değerli okuyucular; son yazıda ara vermiş olmakla beraber, AKP politikalarının Türkiye’de demokrasiyi güçlendirdiği savlarına karşı başladığım yazılara geçen hafta Sayın Kanadoğlu ile Sayın Can’ın bir TV kanalında yapmış oldukları tartışma esnasında geliştirdiğim düşüncelerimi yansıtarak sürdürme amacından kaynaklanıyor, diyebilirim.
Sözü edilen tartışma, Sayın Kanadoğlu’nun daha önceleri söylemiş olduğu, bu Meclis’in Anayasa yapamayacağı mealindeki yorumu üzerine tasarlanmıştı. Yetkili karşıtları bir araya getiren ve akademik olarak çok hoş geçmeye aday bir tartışma konusunun, bilginin hırslı, etiksel yaklaşımdan uzak ve yanlılığa kurban edildiği ellerde ne denli yanlış ve toplumsal açıdan zararlı yollara girilebileceğinin müthiş bir yansımasını yaşadık.
Bu Meclis, anayasa yapabilir mi? Hukukçu olmadığımdan, doğal olarak bu alanda teknik anlamda bilimsel kanaat oluşturmam olası olmadığı gibi, böyle bir davranış haddimi de aşar. Ancak, aklıselim ile konuya yaklaşınca, hiç bir önyargı taşımadan, ben de bu Meclis’in bir anayasa yapmaya yeltenmesinin etiksel olmadığını düşünüyorum; çünkü bu Meclis, etiksiz bir siyasal partiler yasası, grup kararı denen antidemokratik karar süreciyle oy mekanizmasının çalıştırıldığı ve yüzde 10 gibi kabul edilemeyecek baraj seçim sistemi ile oluşturulmuş, temsil kabiliyeti fevkalade zayıf niteliktedir. Diğer bir deyişle, tüm bu koşullarla bu Meclis, tek lider hakimiyeti altında çalışmaktadır. Bu koşullarda önemli kararlarda da oy hakimiyetini elinde bulunduran bu Meclis, toplumun yüzde 53’ünü karar dışında tutmak durumundadır.
Oysa, gerek cumhurbaşkanı seçiminin gerek anayasa gibi temel yasanın çok geniş anlaşmayla oluşturulması, vazgeçilemez bir hukuk ve ahlak kuralıdır. Hal böyle olunca, tek kişinin hakimiyeti altındaki bir meclis yapısının toplumda çok geniş kesimlerin iş birliği ile oluşturulması gereken kuralların ihdasında ve/veya seçimlerin yapılmasında işlevli görülebilmesi, pozitif hukuka aykırı olmasa da hukuk ve siyaset ahlakına aykırıdır. Ne hazindir ki, böylesi etik davranış kararının da bizzat bu meclis tarafından alınması gereğidir!
Bu Meclis, böyle bir uygulama yapabilir mi? Bu konuda bir yargıya varabilmemizde yardımcı olabilecek, gece yarısı yasalaştırmalar gibi usulsüz uygulamaları bir tarafa bıraksak da, iki uygulama var elimizde. Bunlardan birincisi, cumhurbaşkanı seçiminde hiçbir şekilde iş birliğine yanaşılmaması, diğeri ise askeri personelin sivil yargı organlarında yargılanmasının yolunu açmaya yönelik olarak kabul edilen ve Anayasa Mahkemesi’nde oybirliği ile reddedilmiş olan yasama uygulamasıdır. Birincisinde toplumsal uzlaşma, ikincisinde ise önce Anayasa’da gerekli değişikliğin yapılması gerekiyordu.
Yanlışlıklar üzerinde yükselen yapıların anayasa değişikliği, hele de yeni bir anayasa yapımı gibi bir yola girmesi ne kadar yanlışsa, geçmişte yapılmış olan anayasaların dayatma yoluyla toplumca kabul edilmesi gibi savların ileri sürülmesi yoluyla var olan meclis’in bu konudaki atılımlarının meşru görülmesi gerektiği de o kadar akla ve mantığa aykırıdır. Bir kere, eskilerin ifadesiyle “sui misal, misal olmaz”. İkincisi, eğer halkın büyük oyu ile kabul edilmiş olan 1982 Anayasası’nın usulsüz olduğu kabul ediliyorsa, biraz farklı olmakla beraber, var olan partiler yasası, seçim yasası ve parti disiplini gibi antidemokratik uygulamalar altında oluşmuş bir meclisin yapacağı anayasa da etik açıdan meşru olamaz. Bunun tersi de doğrudur. Şöyle ki, eğer bu Meclis’in yapacağı anayasa pozitif hukuk açısından meşru görülüyorsa, o zaman da 1982 Anayasası, hele de 1961 Anayasası da meşru görülmelidir.
Her yasa hukuk anlamına gelmez! Yasalar, hakkaniyete, akla, hukuk etiğine uyduğu ve toplumun geniş kesimlerince kabul edildiği derecede hukuka uyar.
Bir bireyde pozitif hukuk bilgisi ne derece yüksek olursa olsun, bu bilgi, akıl ve ahlak doğrultusunda kullanılmazsa, topluma bir yarar sağlamayacağı gibi sahibini de ciddi olarak ele verir!
İZZETTİN ÖNDER
ÖNCEKİ HABER

Toptancı halinden TEKEL’cilere destek

SONRAKİ HABER

‘İsraf’tan sonra ‘talan’ demek de hakaret sayıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa