06 Şubat 2010 05:00

BAŞYAZI

Hükümet yandaşı olmayan gazeteler, TEKEL işçilerinin mücadelesi karşısında, “habercilik kriterlerini” değiştirmek zorunda kaldılar. İşçi ve emekçi taleplerinde bir haber değeri bulmayan pek çok gazete ve TV kanalının habercileri ve yönetmenleri artık, “TEKEL işçileri ne yapıyor, ne diyor”a işaret etmeden açıp kapatamıyorlar haber programlarını. Bazı

Paylaş

Hükümet yandaşı olmayan gazeteler, TEKEL işçilerinin mücadelesi karşısında, “habercilik kriterlerini” değiştirmek zorunda kaldılar. İşçi ve emekçi taleplerinde bir haber değeri bulmayan pek çok gazete ve TV kanalının habercileri ve yönetmenleri artık, “TEKEL işçileri ne yapıyor, ne diyor”a işaret etmeden açıp kapatamıyorlar haber programlarını. Bazı gazeteciler, “Artık işçi sınıfı ve işçi sınıfı mücadelesi öldü diyorduk ama TEKEL işçileri bu görüşümüzü çürüttü” diye itiraflarda bile bulunuyorlar.
Sadece basın da değil; CHP ve MHP de kendi özelleştirmeci tutumlarına ve emek mücadelesi karşısındaki utanç verici umursamazlıklarına karşın, TEKEL işçisinin bugüne gelmesinde kendi günahlarına bakmadan TEKEL işçisine “destek” vermektedir.
Bugün sermaye medyası ve politikacıları cephesinden TEKEL işçilerine olan ilginin nedenleri farklı olabilir. Kimi tiraj ve reyting kaygısıyla, kimisi hükümete muhalefet etmesi nedeniyle, kimisi kendine göre özel sayılacak nedenlerle TEKEL işçilerinin mücadelesine ilgi, hatta yakınlık duyabilirler.
Ama bunlar, TEKEL işçilerinin mücadelesinin kamuoyu gündemini ve özel olarak da siyasetin gündemini son bir buçuk aydır belirleyen en önemli etken olması gerçeğini değiştirmez. Dahası basın ve sermaye cenahındaki partilerin TEKEL’e ilgisini, TEKEL işçilerinin mücadelesinin yarattığı baskı ortaya çıkarıp biçimlendirmiştir. Üstelik de bu politik arenayı bu ölçüde etkileyip değiştirmek, AKP Hükümeti’nin hükümet imkanlarına ve elindeki devasa medya gücüne dayanarak gündemi; “Arınç’a suikast”, “Yeni bir darbe hazırlığı planı” “Kozmik odalara baskın” gibi son derece medyatik konular üstünden yönlendirme gayretlerine karşın, TEKEL işçileri politik gündemi belirleyebilmişlerdir. Kısacası TEKEL işçileri ve onlara destek vermek için harekete geçen emek güçleri, sadece hükümetin gündemi saptırma çabalarını boşa çıkarmamış, aynı zamanda hükümete karşı çeşitli biçimlerde muhalefet eden ya da gidişattan hoşnut olmayan kesimleri de kendi etrafında toplayan, kendisinden medet uman bir saflaşmaya da zorlamışlardır.
Bunun için olacak, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek; TEKEL işçilerinin mücadelesini ve onlara destek veren emekçilerin eylemlerini, “Hükümete karşı bir komplo”, “Hükümeti darbe ve benzeri yollardan yıpratamayanların TEKEL işçilerini kullanarak hükümete komplo kurdukları”na kadar götürmüştür.
Ancak bu “inanılmaz” iddia, sadece Maliye Bakanı’nın bir paranoyası değildir. Bu görüş, hükümete yakın medya kuruluşlarının önemli kişileri ve Başbakan’a en yakın sendikal çevreler tarafından da savunulmaktadır. Türk-İş’le hükümetin karşı karşıya gelmesinin de hükümetin Türk-İş üst yönetimini de böyle bir komplonun parçası olarak görmesinden kaynaklandığı yorumları yapılmaktadır.
Böylece Maliye Bakanı ve öteki zevat; işçi-emekçi mücadelesiyle “darbeci” “kontrgerillacı” odakları aynileştiren “komplo teorileri” geliştirerek, bir yandan emek mücadelesini bölmeyi, öte yandan da emekçi düşmanı politikalara halk indinde ve AKP tabanında meşruiyet bulmayı amaçlamaktadır.
Başbakan ve AKP sözcüleri, sadece bir laf yarışına, “Tencere dibin kara” düellosuna indirgenmiş bir mücadelede ustalaşmıştır ve burada kaldıkça muhalefetle kolayca başa çıkabilirler. Ama milyonlarca emekçinin kendi talepleriyle karşısına çıkması AKP’nin alışık olmadığı bir muhalefettir ve şimdi bulunduğu çizgi itibariyle de yüzündeki “Garip gureba dostu” maskesi hızla yok olmakta, altından aşırı piyasacı, zenginsever gerçek surat ortaya çıkmaktadır. Halbuki, TEKEL işçileri bir komplonun parçası olsa AKP onlara karşı ne kolay mücadele eder ne kadar çok puan toplardı!
Dolayısıyla AKP az çok, gerçek, taleplerini savunan emekçilerin bir muhalefetiyle ilk kez karşı karşıya gelmeye başlamıştır.
Emek mücadelesini bir “komplo” olarak görmesi de; onun ayağının altındaki toprağın kaymaya başladığını hissetmeye başlamasından gelmektedir.
Buradan devam edilirse, TEKEL işçileri de, Türkiye’nin tüm emekçileri de kazanacakları bir yola girmiş olacaklardır.
Elbette ancak o zaman, sadece emek değil, demokrasi mücadelesi de kendi ayakları üstüne oturacağı bir zemin bulmuş olacaktır!
İHSAN ÇARALAN
ÖNCEKİ HABER

YENİGÜN

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa