07 Şubat 2010 00:00

KİRVEME MEKTUPLAR

Kirvem,Senin de bildiğin gibi günümüzde gerek evrensel “hukuk”tan, gerekse “demokrasi”den yana fazlasıyla duyarlı, bu kavramlardan bolca nasibini almış devletlerin sayısı giderek artıyor.

Paylaş

Kirvem,
Senin de bildiğin gibi günümüzde gerek evrensel “hukuk”tan, gerekse “demokrasi”den yana fazlasıyla duyarlı, bu kavramlardan bolca nasibini almış devletlerin sayısı giderek artıyor.
Bunlar, yani bu devletler, özellikle kendi halklarıyla, kendi “vatandaş”larıyla ilgili her türlü “yasal” düzenlemeleri zapturapt altına almak için tüm yasaların “ana”sını içeren, adına “anayasa” dedikleri ve aynı zamanda da bir nevi “başucu” kitabına dönüştürdükleri bu “rehber” doğrultusunda, milletçe gidecekleri yolu, izleyecekleri “rota”yı belirleyip, deyim yerindeyse bir bakıma “kader”lerine yön veriyorlar.
Ancak; adları, unvanları, deneyimleri, bilimsel yetenekleri ne olursa olsun, yine de kimi anayasa “uzman”larının kılı kırk yararak, ince eleyip sık dokuyarak, bu hususta gelmiş geçmiş eski defterleri de karıştırıp, böylece kendilerince hazırlayıp “mükemmel” damgasıyla piyasaya sürdükleri “anayasal metinler”in; ilelebet, sonsuza dek hep aynı “kalıp” içinde kalmayıp, zamanla az-çok, ufak-tefek değişikliklere uğradıkları bilinen bir gerçek ama, beri taraftan da “hukuk”, “demokrasi”, “insan hakları”, “düşünce özgürlüğü” gibi kavramlardan yana başları pek de hoş olmayan kimi devletlerin nezdinde, “anayasa”ların amir hükümlerinin zaman zaman “teferruat” babında değerlendirilerek tümüyle rafa kaldırıldığı da malum…
Nitekim bu bapta yeri geldiğinde “hukuk devleti” olduğumuza dair mangalda kül bırakmazken, öte yandan “bilek gücü”ne dayalı “darbe”lerle zırt pırt rafa kaldırılan “anayasa”ların yerine peş peşe gelen “babayasa”ların ardından, dönüp dolaşıp nihayet gele geldiğimiz şu günlerde de, evvelemirde ve de öncelikle “eli yüzü düzgün”, “postal” ve “palaska”larından sıyrılmış “sivil” bir anayasa yapmamızın gari zaruri olduğu konusunda ülke genelinde hemen herkes neredeyse “hemfikir”se; demek ki, bir zamanlar kimilerine göre “anayasa dediğin ne ki, canın istediğinde kaldır koy sepete!” diyerek esip gürledikleri o “devir”leri, sanki milletçe gari yavaş yavaş geride mi bırakıyoruz ne?!.
Öyle ya da böyle, gerçek olan şu ki; bir ülkedeki irili ufaklı sorunların halli için eksiksiz gediksiz “dört dörtlük” bir anayasanın, cafcaflı maddeleriyle donatılmış metinleri şayet yeterli olsaydı, o zaman meselenin çözümü için hiç gecikmeden hemen kolları sıvayıp, yerli, yabancı ve bu işin ehli bilumum hukuk prof.larının yanı sıra ayrıca kimi “akil adamlar”ı bir masa etrafında toparlayıp, sonra da bu zevata “sipariş” üzerine bir anayasa hazırlatmak, belki de en kestirme yol olurdu ama, kazın ayağının hiç de böyle olmadığı gibi keza, “kağıt” üzerindeki laflarla, pratikte sergilenen “gerçek yaşam”ın genelde ayrı tellerden çalıp çığırdığı da nitekim yine bilinen bir başka bahsi diğer…
Özetlemek gerekirse; anayasaların “temel” dayanağı, “soğuk damgalı metinler”den çok, “öz” olarak hangi “zihniyet”e doğru kucak açıp, neye “odak”landığıyla anlamlıdır.
Yani herhangi bir anayasa devlet “çarkı”nı her halükarda ve de öncelikle “baş tacı” ederken, diğer yandan kendi “vatandaş”larını da onun yüce “gölge”sinde yaşayan “kul”lar gibi algılayıp, katı “tavrı”nı, mevcudiyetini buna göre peşinen ayarladığında, o zaman böylesine bir anayasanın bizatihi o ülkenin “vatandaş”larıyla başı hoş ya da barışık olabilir mi, bunu da istersen haftaya konuşalım kirvem!
MIGIRDİÇ MARGOSYAN
ÖNCEKİ HABER

‘En Fena’sı Gecenin Kanatları

SONRAKİ HABER

Yeni Zelanda’da 5,3 büyüklüğünde deprem meydana geldi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa