ÇİZGİ DIŞI

ÇİZGİ DIŞI

  • Futbolda çağdaşlıktan, bilimden, akılcılıktan, gerçeklikten uzak kaldığımızı ve bazı durumları hurafelerle açıklama tutkumuzu gösteren örneklere sıkça tanık oluyoruz.


    Futbolda çağdaşlıktan, bilimden, akılcılıktan, gerçeklikten uzak kaldığımızı ve bazı durumları hurafelerle açıklama tutkumuzu gösteren örneklere sıkça tanık oluyoruz. Bilimi, aklı bu işe kapsamlı bir şekilde sokamadığımız sürece yaşadığımız hüsranların sonunun gelmeyeceğini ise bir türlü algılayamıyoruz. Şans, kader, kısmet gibi hiçbir bilimsel karşılığı olmayan hurafe nitelikli içi boş kavramlar hâlâ yorumlarda, değerlendirmelerde geniş yer tutuyor. İşin ilginci, yöneticiler, teknik adamlar, futbolcular, bunları laf olsun diye ya da ağız alışkanlığı olarak değil gerçekten öyle olduğuna inandıkları için dile getiriyorlar. Yenilen takımın yöneticisi, teknik direktörü ya da futbolcusu olup da maç sonrasında şanssızlıktan yakınmayanını gördünüz mü? Ardından da, “Artık önümüzdeki maçlara bakacağız” klişesini patlattın mı, tamam işte... Her şey aydınlandı, kafalarda hiçbir soru işareti kalmadı. Başka bir yoruma, değerlendirmeye gerek var mı?.. Yenilgiye mazeret bulma çabasını anlıyoruz da nedense kazanan takım cephesinden hiç kimseyi bugüne kadar, “Bugün hiç iyi bir oyun ortaya koymadık, maçı şansımızla kazandık” şeklinde konuşurken görmedik. Tabii galibiyete dışarIdan gerekçe bulmaya hiç gerek yok. Galip gelinmişse, bu; yöneticisinden, teknik adamı ve futbolcusuna kadar herkesin üzerine düşen görevi en iyi şekilde yerine getirdiği anlamına geliyor. Aslında kaybedilen maçlarda da görevler yerine getiriliyor ama ah o şanssızlık yok mu?.. Bir anda devreye girip takımı yıkıveriyor. Galibiyet her zaman bizim eserimizdir, yenilgi ise şanssızlığın...
    TRT’deki programlarında Türkiye Kupası maçlarının değerlendirmesini yapan Erdoğan Arıkan ile Hakan Şükür, Bursaspor maçında sakatlanarak oyundan çıkan Uğur Boral’a “nazar değdiğini” söyleyerek, hurafeci bakış açısının yeni bir örneğini sundular. Onlara göre ligin ikinci yarısına çok iyi başlayan ve iyi bir form grafiği yakalayan genç futbolcunun, Bursaspor maçının ilk yarısında sakatlanarak oyunu terk etmesinin, “nazar değmesinden” başka bir açıklaması olamazdı. Ne kadar akılcı(!), ne kadar bilimsel(!) bir yaklaşım... Sakatlıktan korunmak için futbolculara, uygun yerlerine nazar boncuğu takmalarını da önerseydiler tam olacaktı yani.
    Sakatlığı nazara bağlayan bu ikilinin, futbolumuzdaki yanlışlıklar ve eksikliklerle ilgili olarak da kim bilir ne kadar parlak(!) teşhisleri vardır. Bu konudaki düşüncelerini de esirgemeyip bizi aydınlatmalarını bekliyoruz...
    SAĞLAM’IN ÇÜRÜK AÇIKLAMALARI
    Bursaspor Teknik Direktörü Ertuğrul Sağlam’ın, kupadaki Fenerbahçe yenilgisi sonrasındaki açıklamaları da tuhaftı. 3-0 yenilmişsin, rakibinin 2 topu direkten dönmüş; buna karşın Sağlam, yenilgide hakem faktörünün rol oynadığından söz edebiliyor. Bu yenilgi sonrasında hakemin yönetimine değinmeden önce konuşulması gereken şeyler yok muydu yani? Savunmada futbolun temel ilkelerini darmadağın eden hatalar gözden kaçtı mı yoksa? “Maç boyunca topa daha çok sahip olan taraf bizdik” diyor Sağlam. O zaman durum daha da vahim demektir. Hem topa daha çok sahip olacaksın, hem de sahadan 3-0 yenik ayrılacaksın. Kolay bir iş değil yani bunu başarmak...
    Sonunda herhalde konuşmasının iyice inandırıcılığını yitirdiğini kendisi de fark etti ki, “Tabii kendi hatalarımızı da görmemiz gerek, yoksa gelişme gösteremeyiz” diyerek durumu toparlamaya çalıştı. Sağlam gibi başarılı ve adı milli takım adayları arasında geçen bir teknik adam açısından son derece yadırgatıcı ve kafalarda soru işareti oluşturucu açıklamalar... Anlamsızlığı, içi boşluğu ve inandırıcılıktan uzaklığıyla bu lafların hurafelerden ne farkı var ki?
    Zaten şanssızlık ve hakem hataları dışında bir yenilgi nedeni pek duymuyoruz. Tabii yenilgiye böyle sağlam(!) ve inandırıcı(!) gerekçeler uydurunca, özeleştiri, sorgulama gibi daha çok çaba gerektiren “zahmetli” işlere girişmeye de gerek kalmıyor. Özeleştiri ve sorgulamadan uzak kalınca da gelişme ve ilerleme olmuyor. Aynı hatalar kronikleşiyor ve bünyeden atılması giderek güçleşiyor.
    Futbolda gelişmiş ülkelerle boy ölçüşme iddiası ve hedefi taşıdığımızı dilimizden düşürmediğimiz gibi bilginin önemine sık sık vurgu yapmaktan da geri durmuyoruz. Ama öte yandan, hurafelerle haşır neşir olmaktan da hiç sakınmıyoruz. Lafa gelince, akla ve bilime bizden daha çok değer veren yok. Pratikte ise sığ ve bulanık sularda kulaç atmaktan bir türlü kendimizi kurtaramıyoruz.
    Futbolda belirlediğimiz hedeflere ulaşabilmek için bilimsel ve akılcı yöntemleri futbolun içine sokmayı başarabilmek ve hurafeci düşünme kalıplarından arınabilmek büyük önem taşıyor. Yoksa bu gidişle daha uzun süre yerimizde saymaktan kurtulamayız...
    Mehmet Özyazanlar
    www.evrensel.net