YEDİ İKLİM DÖRT BUCAK

YEDİ İKLİM DÖRT BUCAK

  • Geçtiğimiz haftanın en ilginç olaylarından biri, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün, ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’nin Türk siyasi yaşamına ilişkin açıklama yapmaktan kaçınması gerektiğini hatırlatmasıydı.


    Geçtiğimiz haftanın en ilginç olaylarından biri, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün, ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’nin Türk siyasi yaşamına ilişkin açıklama yapmaktan kaçınması gerektiğini hatırlatmasıydı.
    Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Jeffrey’nin, bir gazeteye son birkaç gündür Türkiye’nin iç politikasına yönelik bazı ifadeler sarf ettiğinin görüldüğünü hatırlattı. Sözcü, “Diplomatik teamüller uyarınca büyükelçilerin görev yaptıkları ülkelerin iç politikası hakkında yorumlarda bulunmamaları beklenir. Bu itibarla Sayın Jeffrey’nin de bu konuya daha büyük hassasiyetle yaklaşmış olması ve Türk iç siyasi yaşamı hakkında beyanda bulunmaktan kaçınması gerekirdi” dedi. Dışişleri, farklı ülkelere mensup birçok büyükelçiyi bugüne kadar benzeri konularda uyarmıştır ama ABD büyükelçilerinin uyarılması pek rastlanan bir uygulama değildir. Üstelik Mister, Türkiye’nin hiç yabancısı değildir. Türkiye iç politikasına ilgisi de yeni değildir.
    James Jeffery, ilk kez 1985 yılında Adana’da görev yapıyordu. İncirlik Üssü’nün bulunduğu ilimizde ve 12 Eylül askeri darbesinin koşulları sürerken, ABD Körfez üzerinde projeler geliştirirken… Sonra Ankara’ya geçti ve dört yıl burada görev yaptı. Jeffery, resmen bir CIA görevlisiydi ve bunu herkes biliyordu. ABD’nin pek çok büyükelçisi gibi, o da içişlerine müdahaleye, fikir beyana etmeye ve geleceğe yönelik belirlemelerde bulunmaya “yetkili” biriydi yani. Bunu gizli görüşmelerde, el altından zaten yapıyordu, geçtiğimiz hafta içinde iki büyük röportajla açıkça yaptı. Yadırganacak bir şey yok.
    Söyledikleri önemli. Ordu ve siyaset ilişkilerine, “Demokratik Açılım” projesine ilişkin sözleri, ABD’nin bu iki temel meselede görüşlerini açıklar nitelikteydi:
    “Biz Türkiye’nin PKK’ya karşı askeri operasyonlarını destekliyoruz. ‘Demokratik Açılım’ı da destekliyoruz. Bu konu çok hassas bir iç siyasi tartışma konusu. O nedenle biz konuşmuyoruz. Ama olay hiçbir şekilde bir Amerikan planı değil...”
    Kürt sorununu, Kürtlerin siyasi iradesini kırarak, Kürt siyasetçileri büyük ölçüde devre dışı bırakarak çözme gayretinin kökeninde ABD’nin bulunduğu, artık resmen açıklanmış bulunuyor. Üstelik büyükelçi buna ilişkin bir tarih de veriyor: “2011 yılının Aralık ayı!..” Çünkü ABD, bu tarihe kadar Irak’tan çekilmiş olacak ve bölgedeki işlevlerinin büyük bir bölümünü Türkiye’ye devredecek.
    Ordu ve siyaset arasındaki ilişkiler de bu bakımdan önemli. Çünkü bölgede artık AKP’nin yürütmekte olduğu “komşularla sıfır problem” politikasının gerçekleşmesi gerekiyor ve bu konuda ordu ve hükümet arasında herhangi bir problem olmamalı. “Ordunun sivil hayata müdahalesinin azaltılması, hatta tümüyle ortadan kaldırılması gerekiyor...General Başbuğ’un açıklamalarını dinledim. Başbuğ, demokrasiye bağlı olağanüstü bir lider. Bu parti 7 yıldır iktidarda. Bu partiyle, dünya görüşü farklı olan ordunun geleneğinden gelenler arasındaki ilişkilere bakarsanız, bazı sonuçlara varırsınız...”
    Özellikle Ortadoğu’nun önümüzdeki 20 yıl içinde alacağı yeni biçimin nasıl tasarlandığına ilişkin ipuçlarını görebileceğimiz röportajın, iç siyaseti ve iç siyaset ilişkilerini ilgilendiren yönlerinin ana çizgileri bu eksende görülüyor. Jeffery’nin sözlerine bakarak, İsrail ve Türkiye ilişkilerinde de son dönemlerde görülen gerilimin, ABD tarafından giderilmesi gereken bir sorun olarak değerlendirildiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla, ABD ile Arap ülkelerinin pek çoğu arasındaki ilişkilerin ana çizgilerinde bir değişim yapılmaksızın Türkiye’nin rolünün etkin hale getirilmesi, önemli bir beklenti olarak ortada duruyor. Bazı kesimlerin, AKP’nin Türkiye’nin ana yönelimini Batı’dan Doğu’ya çevirdiği yönündeki eleştirilerini ise büyükelçi mantıklı bulmuyor:
    “Her şeyden önce, Arap ülkelerinin çoğuyla yakın ilişkilerimiz var. Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Suudi Arabistan, Kuveyt, Mısır, Ürdün, Fas... Hepsi dünyadaki en yakın dostlarımızın arasında. Başka hangi ülkeler düşünülüyor bilemiyorum ama Arap ülkelerinin ve halklarının büyük çoğunluğu, Batı’nın ve ABD’nin yakın müttefikidir. Türkiye’nin Batı’dan kopup alternatife yöneldiği nasıl söyleyebilir?..”
    Jeffery’nin çok uzun zamandır Türkiye ve Ortadoğu sorunları üzerine uzman bir ajan olarak çalıştığını düşünürsek, Dışişleri’nin yumuşak tepkisinin, hükümet politikalarının deşifre edilmesine karşı bir tepki olduğu sonucuna varabiliriz. Ama hakkını vermek lazım; bu işleri ondan daha iyi kim bilebilir ki?..
    AYDIN ÇUBUKÇU
    www.evrensel.net