08 Şubat 2010 05:00

Naylon çadırdan Onur Kent’e

Spartaküs’ün öncülüğünde Romalı kölelerin kurduğu Güneş kentini hepimiz biliriz. Bu kentte yaşayanların ezilenlere öğrettiği çok önemli dersler vardır. Tarih bize öğretmiştir bunları.

Paylaş

Spartaküs’ün öncülüğünde Romalı kölelerin kurduğu Güneş kentini hepimiz biliriz. Bu kentte yaşayanların ezilenlere öğrettiği çok önemli dersler vardır. Tarih bize öğretmiştir bunları. Ben de TEKEL işçilerinin mücadelesinden çok şey öğrendim dersem sanırım abartı olmaz. TEKEL işçilerinin mücadelesinin, bütün olumsuzluklara karşın bu denli kararlı ve uzun süreceğini sanırım birçoğumuz beklemiyordu. Ama düşmana inat, dosta nazire edercesine TEKEL işçileri ders niteliğindeki mücadelesini sürdürüyor. Benim gibi birçoğunuz işçilere destek olurken aynı zamanda çok şey öğrendi. Neydi işçilerden öğrendiklerimiz? Öncelikle Ankara’nın soğuğuna, kara kışına işçi bedeniyle nasıl direnilir onu öğrendik. Eylemin başından bu yana, doğanın en az devlet kadar eylemi kırmaya, işçilerin direncini azaltmaya çalışırcasına çetin, zorlu koşulları vardı. Buna Ankara polisinin Abdi İpekçi Parkı’nda işçilere -ilikleri titreten soğuk bir havada- suyla, gazla saldırısını da eklersek, bu olumsuzluklara dayanmak her babayiğidin harcı değildi. Doğanın bu koşullarını kendi lehine kullanmaya çalışan devletin, mücadeleyi kırma çabaları, işçileri bırakın zaafa uğratmayı tam tersi daha da çelikleştirdi. Kadın erkek kenetlenmelerini sağladı. Türk-İş binasının olduğu yerde derme çatma naylondan çadırlarda, battaniyelerle ve varilden bozma sobalarla soğuğu yendiler. Yendiler diyorum, Ankara’nın soğuk ayazı işçilerin mücadelesini etkilemedi bile. Düşünün, elli gündür bu çadırlarda, ısınmak için yaktıkları sobalardan çıkan karbon monoksit gazını soluyarak direniyorlar. Battaniyelerin altında, günlerce banyo yapmadan; çocuklarından, eşlerinden, sevdiklerinden uzakta aylarca hasret içinde direniyorlar. Birçoğumuz için sadece bunların bir kaçı bile mücadelemizi zaafa uğratabilecekken, TEKEL işçileri dayandılar. Dayanmaya da devam ediyorlar, edecekler de.
Bir arkadaşım “Mücadelede kadınlar yoksa o mücadelede eksiklik olur, başarı şansı azalır” demişti. TEKEL işçisi kadınlar bunu doğrularcasına en önde yer alarak, mücadelenin eksik yönünü tamamladılar. İnsanlara, kadın erkek eşitliğinin ne olduğunu gösterdiler. Pozitif bir ayrıcalık beklemeden hem de. Bakımlı elleri ile ahkam kesen burjuva kadınlarına inat nasırlı işçi elleri ile ekmeğine nasıl sahip çıkılır, hepimize gösterdiler.
Malum; bu ülkede yaşayan herkes bilir, şoven-faşist hezeyanların nasıl harekete geçirildiğini. TEKEL işçileri bunun nasıl bir oyun olduğunu gösterircesine Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i nasıl bir araya gelinir, birlikte nasıl yaşanır, nasıl mücadele edilir hepimize öğrettiler. Halkların kardeşliğinin sözde değil yaşamda nasıl olacağını ders verircesine gösterdiler. Onur Kent adını verdikleri çadırdan kenti görmeniz gerekir. Bir yanda İzmir, Samsun, Tokat’tan gelmiş işçiler; bir yanda Diyarbakır, Batman’dan. Yurdun başka birçok farklı bölgesinden gelmiş işçiler nasıl kardeşçe dayanışıyor, elindekini diğeriyle nasıl paylaşıyor; birilerinin yıllarca öteki diye öğrettiğine nasıl güveniyor; din istismarcısı yobazlara, laiklik elden gidiyor diyenlere inat türbanlısı-başı açığı, Alevisi-Sünnisi nasıl omuz omuza direniyor herkes görmeli.
Bu arada Ankara halkının, Sakarya Caddesi esnafının ve diğer esnafların bu direnişe katkılarını, desteklerini unutmamak gerekir. Ankara Valiliği’nin “görüntü kirliliği yaratıyorsunuz, çevre esnafı rahatsız” bahanesini esnaflar boşa çıkardı. Ankara Valiliği rahatsız olan esnaf bulamadı. Esnaf, rahatsız olmadığı gibi Ankara halkı ile beraber Onur Kentte yaşayanlara giyecek, yiyecek, odun, çay-şeker, meyve-sebze yardımı yaptı. Sendikalar ve kitle örgütlerinin yardımları ve destek ziyaretleri de unutulmamalı. Bütün bu yardımların kaynağı, TEKEL işçileri ve onların kararlı mücadelesi oldu. TEKEL işçileri uyuyan sınıfı uyandırdı. Hem kendileri sınıf olma bilincine ulaştılar hem de bütün emekçilere “Siz sınıfsınız” dediler. Burada tanık olduğum bir olayı anlatmam gerekiyor. Dört beş öğretmen arkadaş her zaman yaptığımız gibi Onur Kent’te varilden bozma soba ile ısınan işçi arkadaşlarla sohbet ediyorduk. Altmış beş yaşlarında, emekli öğretmen olduğunu öğrendiğimiz bir hanımefendi, varilden bozma sobadaki közü elindeki tahta parçası ile karıştırmaya başladı. Karıştırdıkça közlenmiş patatesler ortaya çıkıyor, emekli öğretmenimiz onları alarak bir karton parçası üzerinde yan taraftaki işçilere götürüyordu. Bizle sohbet eden işçi arkadaşlar, bu öğretmenimizin on gündür, beş altı kilo patatesle geldiğini, bunları bu sobada közleyerek kendilerine verdiğini söylediler. Öğretmenimiz tekrar patatesleri almaya geldiğinde biz de istedik, “Yok, size vermem” dedi. Yanımızdaki işçi arkadaşlar da ısrar ettiler “Arkadaşlara da verelim hocam” diye. Nafile, patatesleri vermeye niyeti yoktu hocamızın. İşçi arkadaşlara dönerek: “Onlar birazdan sıcak evlerinde bunları yerler, size kim verecek bunları yavrum?” dediğinde, bizim gibi öğretmen olan hanımefendinin önceliğine saygı duyduk. Biz de çok iyi biliyorduk ki, mücadele; öncelikle mücadele edenlerce kazanılabilirdi ancak.
Dayanışma güzel şey ama sendika bürokrasini harekete geçirmek daha güzel. TEKEL işçisi Türk- İş yönetimini, kararlılığıyla ve mücadelesine sahip çıkmasıyla harekete geçirdi. Genel bir miting yaptırdı. Diğer sendikalarla bir araya gelerek -ortak genel grev provası gibi- dayanışma grevi almasını sağladı. Mücadelesi ve kararlılığıyla aşılmaz denilen dağların nasıl aşılacağını gösterdi. Sınıftan yana sendikacıların, kendi sendika yöneticilerini nasıl zorlaması gerektiğini göstererek genel grev kararının nasıl aldırılacağını, bütün emek dostlarına ispatladı.
İşçi sınıfına tepeden bakan küçük burjuva sol hareketlere, sınıftan kopuk olmanın ne olduğu dersini de verdiler aynı zamanda. Hiçbir yapı, TEKEL işçilerinin mücadelesine uzak kalamadı. Sınıfın ne olduğunu yine sınıftan öğrendiler.
Bütün emekçi halka, özelleştirmenin sonucunun ne olduğunu kanıtladılar. Esnek çalışma ve 4-c gibi sözleşmeli istihdamların kölelilik olduğunu öğrettiler. Yaşanası bu dünyada, yaşamı zindan haline kimlerin getirdiğini gösterdiler. Herkesin çalışma hakkı vardır. Kimse bu hakkı çalışmak isteyenlerin elinden alamaz. Madem bu sistemde yaşamak için para kazanmak gerek, peki bu ne tezattır ki insanların elinden çalışma hakkını alıyorsunuz. Bunu sorgulamayı öğrettiler. Ordusuyla, polisiyle, siyasi iktidarı ile koca bir sisteme nasıl kafa tutulur, onu öğrettiler.
TEKEL işçileri inanıyor, ben de inanıyorum kazanacaklar. Kaybetseler bile kazandılar aslında. Ama kazanacaklar. Hepimiz adına kazanacaklar.
HÜSEYİN KAYA Eğitim Sen Ankara 3 Nolu Şb. Örgütlenme Sekr.
ÖNCEKİ HABER

TEKEL işçilerinin direnişi ve 4 Şubat grevinin gösterdikleri

SONRAKİ HABER

Vedat Muriqi transferi: Gündemde Fenerbahçe var, resmi teklif Toulouse'dan geldi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa