09 Şubat 2010 05:00

GÜNCEL

Burjuva demokrasisi teorisi, vatandaşların bir toplumsal sözleşme yaparak, vatandaşların ortak çıkarı doğrultusunda çoğunluk tarafından seçilen hükümetin devleti yönetmesi olarak tarif edilir.

Paylaş

Burjuva demokrasisi teorisi, vatandaşların bir toplumsal sözleşme yaparak, vatandaşların ortak çıkarı doğrultusunda çoğunluk tarafından seçilen hükümetin devleti yönetmesi olarak tarif edilir. Bu teoride bütün vatandaşlar eşittir. Aynı haklara sahiptir. Devletin sahibi ya da iç düşman yoktur. Yasaların niteliği ve adil olup olmadığı tartışılır olmakla birlikte bu rejimde yasalara karşı çıkanlar, o yasaya karşı çıkmak suç değilse, yasaya karşı çıkmış biridir, suç ise sadece suçludur, düşman değildir. Yargılanır suçun cezası ne ise o cezaya çarptırılır. Hele komünist ya da sosyalist partilerin kurulması yasak değil iken, bu partiler seçime girebiliyor iken komünist ya da sosyalistleri düşman saymak bu rejimi inkar anlamına gelir. Keza, dinler yasak değilken, Dinayet İşleri Başkanlığı gibi dev bütçeye sahip bir kurum ve yüz bin imam varken dindarları düşman saymak açıklanamaz bir durumdur.
Osmanlı padişahlarının tebaasından bazılarını, hatta çoğunluğunu düşman kabul etmesi teorik olarak anlaşılabilir. Çünkü, mal (ülke) padişahındır. Mala ve iktidara ortak olmak isteyen herkes (potansiyel olarak olsa dahi) padişahın düşmanıdır. Fakat, cumhuriyetlerde memleket bütün yurttaşların değil midir? Bütün yurttaşların içinden bazıları bu memleket bizim, diğerleri gitsin (Bizde ya sev ya terk et diyen çoktu ama onlara faşist deniyordu) diyebilir mi?
Denemez. Denemez ama bizde doksan yıllık cumhuriyet, halk iktidarı dönemi boyunca birileri kendilerini ülkenin ve devletin sahibi saymıştır ve diğerlerini düşman kabul etmiştir. Dindarlar, Kürtler, Aleviler, örgütlü işçi ve emekçiler, sosyalistler, komünistler (Yani yurttaşların yüzde doksanından fazlası) her zaman düşman kabul edilmiştir. Kendilerini ülkenin sahibi sananlar, devleti bu düşmanlara karşı organize etmiştir. Düşmanların tehlikelilik sıralaması döneme göre değişmiştir ama düşmanların sayısı değişmemiştir.
Devletin ve ülkenin sahibi olduğunu varsayanlar düşman bellediklerini insanlık dışı yöntemlerle katletmiş, sindirmiş, baskı altında tutmuştur. Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledilmesinden başlayarak, Sabahattin Ali’nin öldürülmesine, Dersim katliamından, 6-7 Eylül katliamı ve yağmasına, 1 Mayıs 1977 katliamından 16 Mart 1978 katliamına, Maraş-Sivas-Çorum-Sivas katliamlarına, Kürtlerin tehcir ve tenkil edilmesi eylemlerine, binlerce örnek verebiliriz bu acımasızlıklara.
Şimdi hâlâ Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve iç düşman konusu tartışılıyor. AKP marifet yapmış gibi dindarları düşman olmaktan çıkarmakla övünüyor. Diğer düşmanları kendi düşmanı da kabul ederek.
Evet, bütün burjuva iktidarlar iç düşmanlar kabul eder. Burjuva demokrasisi palavradır. Ülke ve devlet hiçbir zaman burjuva demokrasilerinde vatandaşların ya da halkın değil burjuva sınıfınındır. Onlar öyle kabul eder. Öyle yönetir. En azından bütün burjuva iktidarlar işçi sınıfını ve onun örgütlü güçlerini düşman kabul eder. Ama, hiç biri bizimkiler gibi bunu açıktan ilan ederek ve savunarak yapmaz. Ancak, burjuvazinin en gerici, en saldırgan yönetim biçimi olan faşist rejimlerde böylesine açık düşmanlardan söz edilir. Hitler de bizimkiler gibi komünistleri, Yahudileri, Çingeneleri, sosyalistleri iç düşman ilan edip milyonlarcasını toplama kamplarında öldürmüştü.
Tabii, ülkede yaşayanların yüzde doksanından fazlasını düşman ilan edenlere bir hatırlatma da yapmak gerekir. Birilerini düşman ilan etmek, seni de düşmanının düşmanı yapar. Yani, sen ülkede yaşayanların yüzde doksan fazlasını düşman ilan ettiğinde, sen de yüzde doksandan fazla nüfusa sahip halkın da düşmanı olursun.
KAMİL TEKİN SÜREK
ÖNCEKİ HABER

‘Mücadeleyi bölmeyi başaramayacaklar’

SONRAKİ HABER

Harmandalı Geri Gönderme Merkezinde hukuk ayaklar altında

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa