GERÇEK

GERÇEK

  • TEKEL işçilerine destek ziyaretleri giderek genişliyor. Sendikalar, meslek örgütleri, çeşitli siyasi parti çevreleri, sanatçılar...


    TEKEL işçilerine destek ziyaretleri giderek genişliyor. Sendikalar, meslek örgütleri, çeşitli siyasi parti çevreleri, sanatçılar, bilim insanları, yoksul semtlerin emekçileri, oldukça kalabalık heyetler halinde TEKEL işçilerini ziyaret edip, desteklerini sunup duygu ve düşüncelerini ifade ediyorlar. Dahası; çeşitli işletmelerden, emekçi semtlerinden de TEKEL işçileriyle dayanışmak için çeşitli bileşimlerde komiteler kurulduğu, “Bir liranı TEKEL işçileriyle paylaş” gibi sloganlarla işçiler için yardım toplanmaya başlandığı, çeşitli etkinlikler düzenlenip TEKEL işçileriyle nasıl dayanışılıp mücadelenin ortaklaştırılacağının tartışıldığı toplantılar düzenlendiği haberleri de gelmeye başladı. Bunları gazetemizden de izliyorsunuz.
    Elbette bütün bu gelişmeler, Başbakan Erdoğan ve bakanlarını, AKP ileri gelenlerini son derece sinirlendiriyor olmalı. Öyle ya; onlar, “Bunların arkasında karanlık güçler var”, “Marjinal örgütler, PKK bunları kışkırtıyor”, “Bunlar, hükümete karşı komplo kuranların aleti” diye zırvaladıkça, halk vicdanı, artık zulme dönüşen baskılar karşısında TEKEL işçisine sahip çıkmayı insani bir davranış olarak algılıyor.
    Halk kesimleri içinde TEKEL işçilerinin yürüttüğü mücadelenin etkisi yayıldıkça, sanki TEKEL işçisinin elinde sihirli bir değnek varmış da dokunup her engeli aşacakmış gibi bir beklenti de yayılmaktadır. Oysa, TEKEL işçilerine verilen desteğin hızla ziyaretleri, dilekleri aşarak ortak bir mücadeleye dönüşecek biçimde gelişmesi, bundan sonrası için hayati bir önem kazanmış bulunmaktadır.
    Altı konfederasyon, 12 Şubat’ta yeniden toplanıp bir değerlendirme yapacaktır; ancak şu açıktır ki, hükümetin, daha büyük bir güçle karşı karşıya kalmadıkça geri adım atması çok zor görünmektedir.
    Bu yüzden de konfederasyonlar, daha etkin ve daha yığınsal mücadele biçimlerinin devreye sokulacağı yeni kararlar almak durumunda kalacaktır.
    Elbette sadece konfederasyonlar da değil; TMMOB, TTB, öteki meslek örgütlerinin de sürece daha aktif ve kitlesel güçleriyle katılmaları, artık önem kazanmıştır. Dahası; TEKEL işçilerini ziyaret edip onlara destek vaat eden her kesimden emekçiler, artık harekete geçmek durumundadır. Ancak o zaman altı konfederasyonun kararları bir anlam kazanır.
    Diğer bir önemli şey de, bu konfederasyonların, bir önceki eylemde görülen zaaflarını aşarak, üyelerini alınan kararlara uymak için seferber etmede ayak sürümemeleri, yasak savan tutumlardan kaçınmalarıdır. Geçtiğimiz bir buçuk ayı aşan süreçte eylemlerde görülmüştür ki; işçiler, emekçiler, mücadeleye katılmada geri durmamaktadır. Yeter ki, sendikaları onları çağırmada tereddüt göstermesin!
    Geçtiğimiz sürecin en önemli zaaflarından birisi de, Ankara dışındaki il ve bölgelerde yerel platformların son derece pasif, kendilerinden beklenenleri “yukarıdan bekleyen” bir tutum almış olmalarıdır. Bu, daha fazla katlanılabilir bir emek örgütü yöneticisi tutumu değildir. Öne sürülen mazeretler de asla inandırıcı olamaz!
    TEKEL işçileri, bugüne kadar, onca baskıya ve hükümet cenahından gelen saldırılara karşın kararlılıkla ve dirençle mücadelenin ön safında durmuşlardır. Bugün TEKEL işçilerinden beklenen; tehdit ve şantajlara karşın bu kararlı tutumlarda, birliklerini daha da pekiştirerek ısrar etmeleridir. Altı konfederasyon ve diğer emekçi kesimlerin örgütleri, emekçi semtlerindeki emekten yana her türden örgütler, daha etkin bir biçimde mücadeleye katılmayı esas almalıdırlar.
    Süreç elbette, yeniden iş bırakmalara, genel grevlere varan kararlar almayı da içinde barındıran ve çeşitli emekçi kesimleri çok değişik biçimlerde mücadeleye katan eylem biçimleriyle, mücadeleyi sürdürmeyi gerektirmektedir. Bu amaçla, örneğin “kokart takma”dan “duvar gazetesi” asmaya, bildiriler dağıtmaktan gazete ve TV’yi etkin bir biçimde kullanmaya, işyerleri ve çeşitli emekçi semtlerinde mücadelenin her türü (işyerlerine yürüme, mitingler, kitle toplantıları, grevler, iş yavaşlatmalar, genel iş bırakmalar vb.) için hazırlanmaktan genel grevlere kadar varan bir direniş hattına girmek, bugün mücadeleyi kazanmanın tek yolu olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır.
    Bu, emekçilere ve haklarına yönelik son 15-20 yıldır sürdürülen saldırıyı püskürtmek için son derece önemli bir fırsattır.
    Bu aynı zamanda, emek mücadelesinin ayağa kalkması, demokrasi mücadelemizin ayakları üstüne oturtulması ve işçi ve emekçilerin, demokrasi mücadelesinin ana bileşeni olarak sahneye çıkabilmesinin de yoludur.
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net