11 Şubat 2010 00:00

12 Eylül’ün hilkat garibeleri: İtirafçılar

MEMİK Horuz, hayatının toplam 16 yılını cezaevlerinde geçirmiş bir sosyalist, aydın, yazar...

Paylaş

MEMİK Horuz, hayatının toplam 16 yılını cezaevlerinde geçirmiş bir sosyalist, aydın, yazar... Horuz’un 16 yıllık cezaevi yaşantısının 10 yılı 12 Eylül döneminde, 6 yılı ise 2001-2007 yılları arasında F tipi cezaevlerinde geçmiş... Bir süre gazetecilik de yapan Memik Horuz, Belge Yayınları’ndan yayınlanan İtirafçı adlı belgesel romanında, bir itirafçının hikayesini anlatıyor. Gerçek bir karakter olan itirafçı Satılmış Arslan’ın hayatından, belgelere dayalı anlatımlarla bir roman kahramanı çıkartmak konusunda gerçekleştirdiği edebi başarı, Memik Horuz’un bundan sonra gerçekleştireceği çalışmalara da ışık tutuyor. Memik Horuz ile İtirafçı adlı belgesel romanı ve yeni projeleri üzerine konuştuk....
Öncelikle, itirafçı üzerine odaklanan bir belgesel roman yazmaya nasıl karar verdin, buradan başlayalım…
1988 yılında Metris Askeri Cezaevi’nden gerçekleştirdiğimiz firarı ve yaşadıklarımı yazmak için belgeleri gözden geçiriyordum. Bu çalışmamı, anı-anlatı tarzında yazmaya başlamıştım. Fakat, çocukluğumdan beri ruhumda beslenen edebi damar, edebiyat alanına böyle girmemek gerektiğini çağırıyordu durmadan. Bu çelişik ruh halindeyken, mahkeme dosyalarımızı incelememin bir aşamasında, itirafçının ayrıca klasörlenmiş dosyasına denk geldim. 376 kişilik toplu davada birlikte yargılandığımızdan ve ilk tutuklandığında bizim koğuşa verildiğinden, itirafçıyı tanıyor ve sürecini de az çok biliyordum. Birkaç kez de duruşma salonunda karşılaşmıştım. Fakat okuduğum belgeler, çok derin çelişkilerle dolu bir insan yapısıyla yüzleşmemi sağladı. İşte bu aşamada aniden karar verdim İtirafçı’yı yazmaya. 12 Eylül gerçekliğini belki de, çok kenarda tutulmuş itirafçılık olgusuyla kamuoyuna daha iyi taşıyabilirdim. Ayrıca önüme, edebi olarak yazma imkanı da çıktığından, Firari’ye ara verip, İtirafçı’yı yazmaya başladım.
Roman, adından ve senin sol bir kimliğe sahip olmandan dolayı, okuyucuda başlangıçta “edebi” bir eserden çok, ajitasyonun ağır basacağı bir belgesel izlenimi yaratıyor. Ancak İtirafçı belgesel romanı, ilk sayfalardan itibaren bu önyargıyı yıkan bir edebi dile sahip…
Edebi olarak ben kendimi de şaşırttım! Geleneksel olarak üzerimize yapışmış olan ve elbette bunun sebebinin kendimiz olduğu ilk yargınız maalesef gerçektir. Fakat edebiyat, içinde bir tutam ajitasyon, bir tutam propaganda, hatta bir tutam da didaktik yaklaşımı barındırsa da, daha çok kendi renginde insanlık hallerini ve yaşam hikayelerini irdelemeyi ve yansıtmayı hedefler. Belgesel de bir anlatım tarzıdır, içinde edebiyata da yer vardır, fakat ağırlıklı olarak edebiyatın yaratıcılık sınırlarından yararlanarak yazmak daha etkileyici olabilir. Ben de bunu denedim.
SİSTEMİN İNSANI OLMAMAK BAŞLI BAŞINA ERDEM
İtirafçı Satılmış Arslan’ın hayatını anlatırken, onu her yönüyle; özlemleri, çaresizlikleri, yıkılmışlıkları, parçalanmış kişilikleriyle ele alıyorsun. 12 Eylül’ün sol üzerindeki olumsuz etkileri hiç de az değil…
12 Eylül en ağır tahribatını, yıldırdığı, teslim aldığı insanlar üzerinde yaptı. Yaşam azimlerini yok etti, ihanetin onulmaz acısıyla zehirledi. İtirafçılar şahsında, yitirilmiş insanlık ve karanlık emeller için kullanılacak kişilikler yarattı. Fakat 12 Eylül, tekil insan yıkımlarının ötesinde, toplumu 50 yıl geriye götürdü. Belki de daha fazla… Üzerinden 30 yıl geçtiği halde hâlâ bir ölü yük olarak tüm yaşamımızı sınırlıyor. Saygın toplumsal ilişkiler ve insani değerler, bu süreçte sadece kendilerine küçük yaşam alanları yaratabildiler ya da koruyabildiler. Kişiliğini, ideallerini ve onurunu korumuş olarak bu çemberden çıkmak ya da sistemin insanı olmamak, bugün başlı başına önemli bir erdemdir. Ve maalesef bu ablukada yetişen yeni neslin az sayıdaki bilinçli kesimini bir yana bırakacak olursak, o günlerin anlı şanlı insanlarının çoğunun artık esamisi bile duyulmuyor. Bu çok acı verici. Ama ben yine de umut diyorum, hak ettiğimiz umut: “tam düşerken açılır/ acemi kuşların kanatları”
1988 yılındaki Metris firarilerinden biri olarak, bu süreci anlatma çalışmaların olduğundan bahsetmiştin. Metris firarını, belgesel yönü ağır basan bir çalışma olarak mı, yoksa edebi bir çalışma, örneğin belgesel roman şeklinde anlatmayı mı planlıyorsun?
İtirafçı romanından önce, Metris firarımızı, düz anı-anlatı tarzında aktarmayı tasarlıyordum. Başlamıştım da. Otobiyografik bir çalışma, belgesel ağırlıklı olacaktı. Kuşkusuz bir miktar betimlemeler ve iç duygulanımlarım da yer bulacaktı. Fakat şimdi, İtirafçı romanından sonra, insanın derinine yönelen edebi irdelemelerin ve edebi dilin ağırlığının artması gerektiğini düşünüyorum. Bu, yazara, insanı ve yaşananları daha etkin yansıtma ve paylaşma olanağı sunuyor. Fakat yine de Firari’yi romana dönüştürebilir miyim, şu an kestiremiyorum. Bu, yarım bıraktığım çalışmaya yeniden döndüğümde ortaya çıkacak.
Üzerinde çalıştığın diğer projeler neler?
Wernicke Korsakofflu arkadaşlara yaşam alanı oluşturulması için açtığımız, “Çeliğe Su Verenlerle El Ele” kampanyası çerçevesinde, şu anda, bu arkadaşları konu edinen bir belgesel film çalışmasını yürütüyorum. Bunun dışında elimde, yazılmış iki yüz yirmi şiir, on öykü ve bir tiyatro oyunu var. Firari, yarım bekliyor. Önce şiirler ve Firari olmak üzere, bunları parça parça yayıma hazırlayacağım. Son sınıfında terk etmek zorunda kaldığım okulumu 30 yıl sonra, birkaç gün önce bitirdim. Öncelikle, yaşamımı sürdürmem için bir iş bulmam gerekiyor. Ne iş olsa çalışacağım! Tek arzum, işimin yazma ve belgesel film çalışmalarıma tamamen engel olmaması.

Süalp Çekmeci
ÖNCEKİ HABER

Lütfü Oflaz, faşizme direnişin destanını yazdı

SONRAKİ HABER

Rasim Ozan Kütahyalı, Beyaz TV'ye geri döndü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa