13 Şubat 2010 05:00

Lütfü Oflaz, faşizme direnişin destanını yazdı

Gönüllerin cumhurbaşkanı Lütfü Oflaz, Adalet Bakanlığı’nı basıp, bir dizi eylem yaptı

Paylaş

Sosyalistlerden İslamcılara kadar siyasi görüşleri birbirlerinden farklı tüm kesimlerin “Gönüllerin Cumhurbaşkanı” dediği gazeteci-yazar Lütfü Oflaz, ülkemizde askeri darbeye karşı ilk isyan bayrağını açmıştı. O, askeri darbeden sonra yargılanan ilk yazardı. Lütfü Oflaz, askeri darbelere karşı sadece kalemiyle değil, eylemleriyle de savaştı. Örneğin 12 Eylül darbesinden sonra faşist uygulamaları, hukuksuz yargılamaları, işkenceleri protesto etmek için Avrupalı bazı parlamenterler ve yine Avrupalı bazı insan hakları savunucularıyla birlikte Ankara’nın merkezi Kızılay’da kendini direğe zincirlemek gibi bir dizi eyleme kalkıştı. Ülkemizde ilk insan hakları kampanyasını da Lütfü Oflaz başlattı. Ve o, 12 Eylül darbecilerinin kendisini kapattığı cezaevinden çıktığı gün, başbakanlığını Oramiral Bülent Ulusu’nun yaptığı askeri hükümetin Adalet Bakanı’nın makamını bastı. Darbeci generallerin astığı astık, kestiği kestik bir dönemde böyle bir eylemin yapılması kelleyi koltuğa almak demekti. İşte Lütfü Oflaz, 12 Eylül döneminde kelleyi koltuğa alarak böyle bir eylem gerçekleştirmişti. Lütfü Oflaz, Adalet Bakanlığı’nı basışını şöyle anlattı:
“12 Eylül askeri darbesinden sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde ve Mamak’ta gözaltında tutuldum; daha sonra da cezaevine atıldım. Avukat savunması olmadan, temyiz hakkım elimden alınarak, bilirkişi raporuna başvurulmadan, yeni çıkan yasa geçmişe uygulanarak, bırakın sivil Yargıtay’ın içtihatlarını, askeri Yargıtay’ın içtihatları bile çiğnenerek mahkum edilip, cezaevine atıldım. Neyse bunun üzerinde fazla durmayayım ve cezaevinden çıkar çıkmaz Adalet Bakanlığı’nı nasıl bastığımı anlatayım. Cezaevi’nden çıktığım gün hedefim Adalet Bakanlığı ve Adalet Bakanı’ydı. Hızla Adalet Bakanlığı’na daldım. Adalet Bakanlığı’nın koridorlarında koşturuyor, merdivenlerini tırmanıyordum. O anda hiçbir şey duymuyor, hiç bir ikaza aldırmıyor ve bir an önce Adalet Bakanı’nın odasına ulaşmaktan başka hiçbir şey düşünmüyordum. Arkamdan gazeteciler koşturuyor, Bakan’ın korumaları koşturuyordu. Bakan’ın odasına varmadan önce beni durdurmalarından korkuyor, koridorlardaki insanlara çarpa çarpa ilerliyordum. İşte Bakan’ın odası tam karşımdaydı, işte ben odadan hızla içeri girmiştim, işte özel kalem müdürünün karşısındaydım. Şimdi Bakan’la aramızda yanlızca bir kapı vardı. Bakan’ın özel kalem müdürü, birden karşısında ayakkabılarında bağcık olmayan pejmurde giysili, soluk soluğa birini görünce şaşırmış, irkilmiş, heyecanlanmış, telaşlanmıştı. Bir an ne yapacağına karar verememişti. Kendimi tanıtıp Bakan’la görüşmek istediğimi söylemiştim. O anda gazetecilerin de flaşları patlamaya başlamıştı. Özel kalem müdürünün eli, ayağı, dili iyice birbirine dolaşmış, ‘Ama, nasıl olur, içeride toplantı var’ şeklinde birşeyler kekelemişti. Ona Bakan’ı görmeden oradan bir yere gitmeyeceğimi kesin bir dille belirtmiştim. Bunun üzerine ayakları iki ileri bir geri gidercesine Bakan’ın odasına yönelmiş ve kapıyı hafifçe vurup içeri girmişti. Kısa bir süre sonra kapı yeniden açıldığında, özel kalem müdürü beni içeri buyur etmişti. Benimle birlikte gazeteciler de içeri girmek için hamle yapmışlar, özel kalem müdürü, koruma polisleri ve gazeteciler arasında bir itiş kakıp başlamıştı. Bu itiş kakış sürerken ben Bakan’ın odasından içeri girmiştim bile. İçeride gerçekten bir toplantı vardı. Bakan Cevdet Menteş, içeridekileri tanıştırmaya başladığında, o anda odada bulunan herkesin bakanlığın üst düzey yöneticileri olduğunu anlamıştım. Hep birlikte oturmuştuk. Odada bulunan bakanlığın üst düzey yöneticilerinin afalladıklarını, pejmurde giysilerim ve bağcıksız ayakkabılarım üzerinde gözlerini gezdirdiklerini farkediyordum. O sırada Bakan, ‘tatlı yiyelim tatlı konuşalım’ diyerek özel kalem müdürüne çikolata ikram etmesini söylemişti. ‘Tatlı yesem de tatlı konuşamayacağım’ diyerek sözlerime başlamıştım. ‘Nasıl hukuksuz, adaletsiz bir şekilde yargılanıp, cezaevine atıldığımı biliyor musunuz?’ Susuyorlardı. ‘Cezaevlerindeki insanlık dışı koşulları biliyor musunuz?’ Bakan bazı şeyler mırıldanmıştı. ‘Cezaevine girmeden önce ne düşünüyorsam şimdi de aynı şeyleri düşündüğümü, gördüğüm zulümlerin düşüncelerimi değiştiremediğini biliyor musunuz?’ Tatlı mı, acımı olduğunu tam çözemediğim bir tebessüm Bakan’ın dudaklarına yayılmıştı. ‘Buraya bunları söylemek için geldim’ dedikten sonra Bakan’ın makamında hukuksuz yargılamaların, işkencelerin son bulmasını, düşünce suçluları için genel af yapılmasını içeren bir insan hakları kampanyası başlattım. İşte 12 Eylül döneminde Adalet Bakanlığı’nı böyle bastım.”
Bilindiği gibi Lütfü Oflaz, 2000 yılında her siyasi görüşten aydınlar, yazarlar, sanatçılar, sivil toplum örgütlerince “Cumhurbaşkanını halk seçsin, adayımız Lütfü Oflaz” denilerek cumhurbaşkanlığına aday gösterildi. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi fikri ilk kez Lütfü Oflaz’ın adıyla birlikte gündeme getirilmişti. Şimdilerde de sevenleri Lütfü Oflaz için önce www.lutfuoflaz.com sitesini oluşturdular ve hemen ardından da bu sitenin Gönüllerin Cumhurbaşkanı adıyla kitaplaştırılmasına karar verdiler. Bu siteye girildiğinde siyasi görüşleri birbirlerinin tam zıddı olanların Lütfü Oflaz’dan büyük bir saygıyla, övgüyle söz ettiği görülüyor. Sosyalistlerden İslamcılara kadar birbirinden farklı tüm kesimlerin Lütfü Oflaz için “Gönüllerin Cumhurbaşkanı” dediği görülüyor. Bu sitede siyasi görüşleri birbirlerinin tam zıddı olan aydınların, yazarların, sanatçıların, sivil toplum örgütleri temsilcilerinin Lütfü Oflaz hakkında yazıp söyledikleri yüzlerce yazıya, yoruma, değerlendirmeye de yer veriliyor.
ÖNCEKİ HABER

4-c’de onursuz yaşamaktansa...

SONRAKİ HABER

TÜİK: En zengin İstanbul en yoksul da İstanbul

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa