Açlık grevinin olası olumsuz sonuçlarından sendikacılar da sorumlu olacaktır!

Açlık grevinin olası olumsuz sonuçlarından sendikacılar da sorumlu olacaktır!

İki aydır ablukada Türk-İş binası...


İki aydır ablukada Türk-İş binası... İşçinin ablukası devam ediyor... İçeride konferans salonunda açlık grevi sürerken, dışarıda çadırlar her gün yenileniyor, onarılıyor.
Binanın girişinden ilk sola dönünce konferans salonunun önüne varıyorsunuz. Kapının iki yanında iki büyük mavi kovada galoşlar... Birinde temiz, diğerinde kirli galoşlar. Beyaz boyalı kapıda siyah puntolarla revir yazısı... Salonun bordo kumaş kaplı koltuklarında, üzerlerinde beyaz önlükleri, alınlarında siyah bantları ile açlık grevindeki TEKEL işçileri. Duvarlarda karikatürler, sloganlar, talepler yazılı, o an, orada yapılmış afişler... Salonun daha önce sahne olarak kullanılan bölümü bir paravanla ayrılmış... Paravanın ön tarafında bir televizyon, arka tarafında ise revir var. TTB’nin gönüllü doktorları evet “tam gün” çalışıyorlar... Bir sedye, ilaçlarla dolu iki beyaz dolap, bir baskül ve diğer malzemeler...
180 işçi açlık grevinde. Tokatlısı, Samsunlusu, Batmanlısı, Manisalısı, İstanbullusu... İşçi sınıfının mücadele biçimi açlık grevi mi olmalı?
Mehmet, Diyarbakır’dan 12 yıllık işçi. Açlık grevinde. “Ben açlık grevinde olmama rağmen aslında bunu tasvip etmiyorum. Bu eylemler başladığında mitingden sonra sendikayı mücadele kararları alsın diye işgal etmiştik. O işgal bitmedi. Asıl işgal şimdi yapılıyor. Esas bizi üzen olay Türk-İş çatısı altında açlık grevi yapmamız. Bizim üretim gücümüz varken onu kullanamayıp acizliğe başvurmamız. Ama diyorlar ya ne çaresizliktir ki tutunacak dalımız kalmadı, ancak kendi bedenimize hükmedebiliyoruz, onun için, canımızı feda ediyoruz. Üretim gücümüz varken hükümeti dize getirebilirdik, üretim yapmayarak. Şimdi bizim üretim gücümüz yok ama konfederasyonun üretim gücü var. Bunu kullanması gerekirken, açlık grevi gibi zavallıca bir eyleme itti bizi” diyor.
İçerde açlık grevi devam ediyor, dışarıda destek ziyaretleri. Grev başladığından beri zaman zaman fenalaşan, hastaneye kaldırılan işçiler var. Kimi zaman sedyeyle, kimi zaman tekerlekli sandalyeyle çıkarılıyorlar Türk-İş binasından. Dışarıdakiler hemen bir koridor oluşturup “Katil Erdoğan!”, “Ölmek var dönmek yok!” sloganları ile geçiriyorlar arkadaşlarını ambulansa kadar...
Mehmet, “4 Şubat eylemi iyi oldu aslında. Ben daha kötü olur diye düşünüyordum. Çünkü genel grevler
1 günlük kararlarla organize edilebilecek eylemler değil. Bazen aylarca hazırlık yapmak gerekir. Türk-İş eylem başladığında isteseydi bunu organize edebilirdi. Ama yapmadı çünkü tam olarak arkamızda durduğunu da söyleyemiyoruz. Yapmak için yaptılar grevi. Buna rağmen iyiydi” diyor.
Rasim Üçüncü 12 yıllık işçi Samsun Bafra’dan. Açlık grevinde o da. 4 çocuğunun fotoğrafını üzerindeki grev gömleğine, göğsüne iliştirmiş... Çok sevimli birbirine sarılmış gülen 4 çocuğun fotoğrafı... Eylemi değerlendiriyor ve sendikayı: “Başbakan’ın dediği olmayacak. Biz burada birlik beraber oldukça onun dediği olmaz. Biz Ankara’ya geldikten sonra her şeyi öğrendik. Bir şey bilmiyorduk ki. Temsilcimiz ne derse inanıyorduk. Bu işin bu kadar ciddi bir şey olduğunu bilseydik zamanında bu eylemi gerçekleştirirdik. İlk alkollü içkiler satılırken bilseydik bu duruma düşmezdik” diyor...
“Ne olacak bu eylemin sonu siz ‘ölmek var dönmek yok’ diyorsunuz; Başbakan da ‘Bir adım daha yok!’ diyor. Bu restleşme nereye varacak?” diyorum. Çetin Tunç -açlık grevindeki işçilerden- “restleşmenin sonu ölüm olur belli mi olur” diyor. Devam ediyor; “Benim daha 10 yılım var. Kabul edersem 4-c’yi her gün diri diri ölürüm. Ama ben mücadeleye devam edeceğim” diyor.
Batman’dan Nezir Çal giriyor araya “Daha önce tepki gösterebilseydik durum farklı olabilirdi. Ama özelleştirme furyası başladığından itibaren Türkiye’de sendikacılığın kaldığına inanmıyorum bir işçi olarak. Yalnız TEKEL’in şu anki mücadelesi sendikaları da canlandıran bir mücadeledir. Sendikalar bu işi başaramazsa sendikaların da sonudur aynı zamanda. Şimdi biz burada küresel sermayeye karşı mücadele ediyoruz. Onun için emekçiler küresel anlamda birleşmeli. Almanya gibi bir ülkede 15 bin insan yürüyüş yaptı, konsolosluklara çelenkler bıraktı, dünyanın 97 ülkesinden destek mesajı alıyoruz. Ben şuna inanıyorum maddi olarak bir şey kazanamazsak da TEKEL işçisi adını dünya tarihine altın harflerle yazdırmayı başaracaktır. Çünkü TEKEL işçisi Türkiye’de uyuyan devi uyandırdı.”
TEKEL işçisi destekten memnun... Kararlı mücadelesi ile işçi sınıfı tarihine kazandırdıklarının da farkında... “Biz dünyanın bu kadar büyük olduğunu bilmiyorduk ve bu kadar gücümüz olduğunu. 1 günde gider döneriz dedik ama kaldık” diyor işçilerden biri...
TEKEL işçisi direnmeye devam ediyor. TEKEL işçisi gücünün farkında... Ne Ankara Valisi’nin ve emniyetinin tehditleri, ne Başbakan’ın uyarıları onu yıldırmıyor...
TEKEL işçisinin övgüye ihtiyacı yok artık... O kendisine methiyeler dizilmesini değil mücadelenin yükseltmesini istiyor ve açlık grevi ile aslında bir genel grev, genel direniş kararı örgütlemeye çalışıyor...
TEKEL işçisi bekliyor ama Başbakan’ın ay sonundaki müdahalesini değil 12 Şubat’ta toplanacak konfederasyonların kararını bekliyor...
“Bizim için Başbakan’ın tarihlerinin bir önemi yok. Bizi Türk-İş’in vereceği tarihler ilgilendiriyor” diyor. Şimdi gözler 12 Şubat toplantısında… “Baştan beri yaptıkları hatayı yapmasınlar. Sürece oynamasınlar. Tam katılımlı bir grev kararı çıkmalı ve hayat durmalı” çağrısı yapıyor konfederasyonlara Adana’dan açlık grevine katılan Mehmet…
Eğer işçiler açlık grevi nedeniyle ölürlerse ya da sakat kalabilecekleri bir hastalığa yakalanırlarsa bundan sadece AKP Hükümeti değil aynı zamanda konfederasyonların başkanları ve tüm sendikacılar da sorumlu olacaktır...
Bu ağır sorumluluğun politik sonuçları bir yana vicdani sonuçları bile sendikacıları yerle bir etmeye yetecektir!..
SEVGİ YILMAZ Eğitim Sen üyesi
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.