11 Şubat 2010 05:00

‘Hayalet’ yeniden sahnede

“Hayalet” yeniden gezinmeye başladı.

Paylaş

“Hayalet” yeniden gezinmeye başladı. Marx’ın deyişiyle 1848 yılında Avrupa’yı birbirine katan, bütün diktatörleri korkudan tir tir titreterek birbirine saldırtan “hayalet”... “İşçi sınıfının hayaleti…”
Çoktandır varlığını güçlü bir biçimde hissettiremediğinden olacak yeniden görünür olması ortalığı epeyce telaşa verdi. 25 Kasım’da yapılan güçlü kamu emekçileri grevi, ardından 60 gündür direnen TEKEL işçileri ve son olarak 4 Şubat’ta yapılan genel dayanışma greviyle geldiğini “Masaya 3 kere vurarak” hissettiren “hayalet” dosta güven, düşmana korku salmaya başladı. Kimi düşman görse de görmezden gelmeye çalışırken kimisi “hayaletin” varlığını kabul etmek zorunda kaldı. Kimisi de çok korktuğundan olacak “hayaleti” “şeytanla” karıştırdı. Neyse “hayaleti” görünce ne halt edeceklerini şaşırıp titreyenler titreyedursunlar biz kendi işimize bakalım...
Öncelikli olarak şu gerçek ortaya konulmalıdır ki TEKEL işçilerinin mücadelesi yarın sona erse bile bu mücadele, bu direniş sınıflar mücadelesinin yüzlerce yıldır süren savaşında işçi sınıfı tarafından kazanılmış bir muharebedir. Öncelikle TEKEL işçileri 20 yıldır yapılamayanı yapmış ve “kendiliğinden sınıfın” “kendisi için mücadele eder bir sınıf” olmasını sağlamıştır. Daha önce lokal düzeyde onlarca kez kendi ekonomik çıkarları için mücadele eden Hakkari’sinden, Muğla’sından, Ağrı’sından, Silopi’sinden, İzmir’inden, İstanbul’undan emekçiler ilk defa olarak yüzlerini bile görmedikleri sadece sınıf bağıyla bağlı oldukları kardeşleri için greve çıkmışlardır. İşin daha da önemli bir yönü bunu sendikalarının engellemelerine veya kerhen desteklemelerine rağmen yapmışlardır. Halihazırda uygulanmakta olan 4-c genelgesinin yırtılıp atılması, yeni kazanımlarla yeniden yazdırılması hükümetin defalarca tükürdüğünü yalaması özellikle sınıf dayanışmasını ve ancak mücadele edilirse hak kazanılacağının beyinlere yeniden kazılması bu direnişin diğer kazanımları olarak işçi sınıfının hanesine yazıldı. Bu yönüyle bu direnişi ve dayanışma grevini yakın zamanda yapılmış olmasından da kaynaklı olarak 25 Kasım greviyle karşılaştırmak ve ona göre katılımın daha düşük olduğu tespitini yapmak çok anlamlı değildir. 4 Şubat grevi içeriği itibariyle siyasal bir grevdir ve daha ileri bir adıma işaret etmektedir.
Biraz klişe bir laf olacak belki ama TEKEL direnişinden sonra Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktır. En azından sermaye emek cephesine saldırılarını eskisine oranla bu kadar kolay gerçekleştiremeyecektir. Hükümetlerin yıllardır gündemde tuttukları ve 4-c, 4-b gibi statüleri tek ve asli çalışma şekli durumuna sokan Kamu Personeli Rejimi Yasası gündeme alındığı takdirde (Abant’ta hükümet tarafından toplanan sempozyumda verilmesinin muhtemelen tavsiye edileceği grev ve toplu sözleşme hakkıyla beraber kamu personel rejimi yasasının da hükümet tarafından gündeme getirilmesi sürpriz sayılmamalıdır) çok daha büyük bir tepkiyle karşılanacaktır. TEKEL işçileri sayesinde 4-c’yi sağır sultan bile duymuş ve kamu vicdanında bu statü mahkum olmuştur. Bu noktada TEKEL işçileri aslında yıllardır farklı statüdeki çalışmanın mağdurları olan kamu emekçilerine de tarifi imkansız bir yardımda bulunmuşlardır. Kamuda artık normalleşmeye başlayan bu uygulamanın normal bir çalışma tarzı olmadığını hem bunu kanıksayan emekçilere hem de sendikalarına göstermişlerdir. Nitekim KESK’in bu hafta sonu toplanacak danışma kurulunun temel gündemlerinden birisi 4-b ve 4-c’li çalışanların durumudur.
TEKEL işçisinin tüm bu direnişine ve desteklere rağmen hükümet (Sermaye açısından stratejik bir hamle olması ve tüm çalışma düzenini kuralsızlaştırmasının hedeflenmesi nedeniyle) 4-c’de ısrar etmeyi sürdürmektedir. Yıllardır kamu sendikalarını eriten ve mücadele alanlarını daraltan bu çalışma biçimine karşı mücadeleyi yükseltmek ve ortadan kaldırmak için bugün en uygun zamandır. Anlaşılan odur ki “hayaletin” gücünü göstermesi açısından “Masaya 3 kere vurması” yeterli olmamıştır. Masayı tümden alaşağı etmek için biz emekçilere düşen görev sendikaların bütün savsaklama ve bahane üretmelerine takılmadan işyerlerinden ve şubelerimizden başlayarak bildirilerle, kokartlarla, afişlerle, dayanışma yardımlarıyla, eylemlerimizle, grevlerimizle TEKEL işçilerinin bugününe kendimizin geleceğine sahip çıkmaktır.
BÜLENT KEPENEK Eğitim Sen İstanbul 1 Nolu Şube Yöneticisi
ÖNCEKİ HABER

TEK EL tek yumruk olduk

SONRAKİ HABER

TESK Başkanı: Gross market adı altında ucuzluk algısı oluşturuluyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa