ÖZGÜRCE

ÖZGÜRCE

  • Bizim sendika yöneticilerini Yunanistan’a göndermek gerek.


    Bizim sendika yöneticilerini Yunanistan’a göndermek gerek. İki nedeni var bu önerimin. Birincisi, özellikle AB üyeliğini işçi sınıfının ve sendikaların kurtuluşu olarak görüp, emekçileri de buna ikna etmeye çalışanların, Yunanistan’ın durumunu görmesi için. İkincisi de grev nasıl yapılırmış öğrensinler diye…
    Yunanistan, 1981 yılında 10. üye olarak AB’ye kabul edilmişti. 29 yıldır AB üyesi olan Yunanistan, özellikle geçen 10 yıl içerisinde AB’nin üyelerine koşul olarak getirdiği serbest piyasa ekonomisine uyumlu politikalar izledi. Bu politikaların gereği olarak da aynen bizde olduğu gibi sosyal güvenlik sisteminden sağlık sistemine sosyal haklar geriletilirken, kamu hizmetleri piyasalaştı ve çalışma yaşamında esneklik hakim kılınmaya çalışıldı. Tüm bunların üzerine Yunanistan, para sistemini AB para sistemine uyarlayıp avroya geçince yaşam pahalandı ve yoksulluk arttı.
    Yunanistan’da bunlar yaşanırken, gözleri Brüksel’den başka bir yeri görmeyen bizim sendikacılar, Avrupa Sendikalar Birliği’nin (ETUC) yönlendirmesi ve bol akçeli projelerin de çekiciliğiyle Türkiye’de işçi sınıfının ve sendikal hareketin AB ile kurtulacağı hayaline kapıldı. Böylece AB’ye üyeliğin gereği olarak uygulanan politikaların getirdiği piyasalaştırma süreçleriyle emekçileri güvencesizleştiren ve örgütsüzleştiren uygulamalara karşı ciddi bir mücadele örgütlemedi. Aksine, AB destekli eğitim çalışmalarıyla işçiler, AB masallarıyla uyutulmaya çalışıldı. Sonuç olarak da gerekçesi AB’ye uyum olan 4857 sayılı İş Yasası’yla iş güvencesi, 5510 sayılı SSGSS Yasası’yla sosyal güvence ve sağlık güvencesi önemli ölçüde ortadan kalktı. Öte yandan, yine AB’ye üyeliğin gereği olarak kamu hizmetleri piyasalaştı ve özelleştirmeler gerçekleşti. Böylece emekçileri işsizliğe, güvencesizliğe, örgütsüzlüğe ve dolayısıyla yoksulluğa iten pek çok düzenleme, AB üyeliğinin gereği olduğu için sendikalar tarafından kabullenildi ve gerekli tepki gösterilmedi.
    Bugün TEKEL’in özelleştirilmesi, TEKEL işçisinin işsiz bırakılması ve razı edilmeye çalışıldığı güvencesiz çalışma koşulları da AB üyeliği gerekçe gösterildiği ve bu nedenle sendikaların karşı mücadele örgütlemediği sürecin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Yani TEKEL işçisini direnişe sürükleyen koşulların oluşmasında, emekten yana olduğunu söyleyerek AB’yi savunanların büyük vebali vardır. Şimdi bu vebalin sahipleri, tüm bu yaşananlardan ders çıkartmıyorsa, gidip 29 yıllık AB üyesi Yunanistan’ın ekonomisine ve emekçilerine yönelik uygulamalarına bakmalıdır. Belki o zaman, AB’yi savunarak emekçileri temsil edemeyeceklerini anlayabilirler(!)
    Sendikacılara Yunanistan ziyaretini önermemin ikinci nedeni, grev eyleminin nasıl yapılacağını öğrenmeleri içindir. Aldıkları grev kararına rağmen 4 Şubat’ta uçakların, trenlerin vızır vızır işlemesine; bankalarda, devlet dairelerinde ve pek çok fabrikada üretimin, hizmetin kesintisiz devam etmesine rağmen meydanlara çıkıp grevin başarısından söz edenlerin, Yunanistan’a gidip grev nedir, nasıl yapılır dersi almaları gerekir. Ama grev kararı aldıktan sonra işyerlerine “İş bırakmayın” talimatı verenlerin, grev dersinden önce dürüstlük dersi almaları gerekir. Tabii dürüstlük, samimiyet dersle elde edilebilecek bir meziyetse(!..)
    ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU
    www.evrensel.net