12 Şubat 2010 00:00

ÖRGÜTLÜ BASIN

“Yeni anayasa fırsatı kaçtı…”

Paylaş

“Yeni anayasa fırsatı kaçtı…”
Kaçtı deyince kaçıyor, geldi deyince geliyor… Fırsatın doğmasına da kaçmasına da onlar karar veriyor… Fırsatı yakalamada bile bizim söz hakkımız yokken, anayasa hazırlıklarına nasıl katkı sunabileceğiz?
***
Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri 1, 2 ve 3’üncü maddeleri…
Madde 1: “Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.”
“Sosyalist bir cumhuriyettir” ya da “İslam cumhuriyetidir” diyen yok… Kimse itiraz etmediğine göre uzlaşmışsınız…
Madde 3’teki, “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, resmi dilin Türkçe olduğu, bayrağın şekli, milli marşı ve devletin başkenti” hükümlerine itirazınız yok…
Madde 2’de yer verilen “toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı, insan haklarına saygı” kavramları genel ifadeler… İtirazınız yok… Aynı maddedeki “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” herkesin sarıldığı ilkeler… Laikliğin tanımı üzerindeki tartışmalara bu madde kapalı da değil… İstediğiniz gibi tartışabilir ve isterseniz laiklik tanımınızı, Anayasa Mahkemesi’nin kararları çerçevesinde, Anayasa’ya da yerleştirebilirsiniz… Aynı maddedeki “Atatürk milliyetçiliğine bağlı” kalıbını zaten herkes kendisine göre yorumlayıp uyguluyor… Çoğunluğa sahip olanın tanımlaması, onun egemenliğinde de cari anlayış olarak kabul görüyor…
Gelelim, aynı maddenin diğer “değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek” cumhuriyetin niteliğine: “…başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan…”
***
Anayasa’nın “Başlangıç” hükmünü istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz…
1982’den günümüze, sivil parlamentolar tarafından iki kez değiştirildi.
1995 yılında yapılan değişiklikle şu ifadeler “Başlangıç” hükmünden atıldı:
“Ebedi Türk vatan ve milletinin bütünlüğüne ve kutsal Türk Devleti’nin varlığına karşı, cumhuriyet devrinde benzeri görülmemiş bölücü ve yıkıcı kanlı bir iç savaşın gerçekleşme noktasına yaklaşıldığı sırada;
Türk milletinin ayrılmaz parçası olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, milletin çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 harekatı sonucunda, Türk milletinin meşru temsilcileri olan Danışma Meclisi’nce hazırlanıp Milli Güvenlik Konseyi’nce son şekli verilerek Türk milleti tarafından kabul ve tasvip ve doğrudan doğruya onun eliyle vaz olunan bu ANAYASA;…”
Bu miğfer gibi zihinlere baskı yapan iki paragrafın yerine “Türk vatanı ve milletinin ebedi varlığını ve yüce Türk Devleti’nin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa…” ifadesi konuldu. Beğenirsiniz ya da yeniden değiştirirsiniz…
“Başlangıç” hükmündeki ikinci değişiklik, 2001 yılında, Anayasa’da gerçekleştirilen kapsamlı düzenlemelerle birlikte yapıldı.
“Hiçbir düşünce ve mülahazanın…” ifadesi, “Hiçbir faaliyetin…” olarak değiştirildi.
***
Beğenmediğinizi; tartışır, tartıştırır, uzlaşır, değiştirirsiniz…
İyi niyetli olduğunuz müddetçe, fırsatınız da vardır…
Değiştirmeyi zaten düşünmediğiniz hükümleri öne sürüp, “Sivil anayasa yapamayacak mıyız?” diye ayak sürümeye gerek yoktur…
***
Ancak…
Örneğin, Anayasa’nın 28’inci maddesindeki “yayınların toplatılması ve kapatılmasına” dayanak oluşturan hükümleri kaldırma fırsatı, 2001 değişiklikleri sırasında kaçtı…
2004 yılında Basın Kanunu’ndan çıkarılan bu hükümler, 2006’da Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan değişikliklerle yeniden yaşam buldu.
Anayasa’nın 28’inci maddesini değiştirmek için fırsat elinizde!
Tartışır, uzlaşır, değiştirirsiniz…
***
1999 yılında Anayasa’nın 47’nci maddesine yapılan ek ile “özelleştirme” uygulamalarına anayasal dayanak sağlandı.
Fırsatı kaçırmayın; gerçekten niyetiniz iyiyse, tartışır, uzlaşır ve bu fıkraları Anayasa’dan yeniden çıkarırsınız…
***
Türkiye işçi hareketinin, Türk-İş’in önderliğinde, 3 Ocak 1991’deki büyük iş bırakma eyleminden sonra, tüm sendika önderleri hakkında Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde davalar açıldı. Sendikacılar, mevcut Anayasa ve yasa hükümleri çerçevesinde kendilerini savunurlarken, “siyasi amaç gütmediklerini, ekonomik ve sosyal taleplerini dile getirmek amacıyla” böyle bir eylem yaptıklarını ifade ettiler. Bu ifadeler tutanaklara yazılırken, yargıçlar da bu meşru hareketin nasıl yasal zemine oturtulacağı hususunda katkıda bulundular. Sendikacılar, uzun yargılamalar sonunda beraat etti ve işçi sınıfı bu mücadelesiyle Anayasa’nın “sendikal faaliyet” başlıklı 52’nci maddesinin tamamen kaldırılmasının yolunu açtı. 1995 yılında kaldırılan 52’nci madde, darbe döneminin ruhunu yansıtıyordu. Okudukça insan irkiliyor: “Sendikalar, … siyasi amaç güdemezler, siyasi faaliyette bulunamazlar, siyasi partilerden destek göremezler ve onlara destek olamazlar; derneklerle, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve vakıflarla bu amaçlarla ortak hareket edemezler. İşyerinde sendikal faaliyette bulunma, o işyerinde çalışmamayı haklı göstermez…”
***
Kamu çalışanları uzun mücadeleler sonunda kendi sendikalarını kurdular… Anayasa’nın “Sendika kurma hakkı” başlıklı 51’inci maddesindeki “işçiler” sözcüğünün, “çalışanlar” olarak değiştirilmesi, bu mücadelenin ardından 2001 yılında oldu. Bu Anayasa değişikliği de emek hareketinin bir kazanımı olarak tarihe geçti.
Ama “Toplu iş sözleşmesi hakkı” başlıklı 53’üncü ve “Grev hakkı ve lokavt” başlıklı 54’üncü maddelerdeki “işçiler” kavramı aynen korundu; “çalışanlar” olarak değiştirilmedi, kamu çalışanlarının grev ve toplusözleşme hakkının önündeki anayasal bir engel olarak tutuldu.
Fırsat kaçmadı; gerçekten niyetiniz iyiyse, tartışmaya da gerek yok, uluslararası sözleşmelerin bir gereği olarak “işçi” kavramını “çalışanlar” terimiyle değiştirirsiniz…
54’üncü maddedeki, “Siyasi amaçlı grev, dayanışma grevi, genel grev, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz” hükmünü de Anayasa’dan kaldırma fırsatı elinizde… Bu doğrultuda yapılan meşru hareketlere, zihinlerinizde de yasallık sağlayabilmek adına… İşçi hareketinin yeni bir kazanımı olarak…
Ama bu değişiklikleri uzlaşmayla Meclis’ten geçirme girişimini başlatmak sizin için bir yük, bir ıstırap… Ne de olsa, sizi işçiler, memurlar, emekçi kesimler iktidar yapmadı ki!
***
Anayasaları, sil baştan değiştirme mantığının darbe mantığından farkı yok. Bu yaklaşım, toplumsal hafızayı da sıfırlıyor. Demokrasi, uzlaşma kültürüyle gelişecekse, tarihsel kazanımlarıyla birlikte geleceğe doğru uzanmalıdır.
Size oy verenlerle de oy vermeyenlerle de oturun, tartışın, uzlaşın…
***
Fakat fırsatın kaçtığı kanaatinin Cumhurbaşkanı tarafından bir “üzüntü” ifadesi olarak dışa vurulmasıyla; iktidar partisinin Meclis grup toplantısında meydana gelen bir olayı izleyen gazetecilere hitaben, Başbakan’ın, “Ülkemizin meselelerini takip edenler, bizimle beraber takip ediyorlar. Gayriciddi olanları takip etmek isteyenlere kapıları açın, gitsinler. Bizim ciddi meselelerle işimiz var” diye seslenmesini birlikte okuduğumuz zaman, demokrasideki uzlaşma kültüründen yoksunluğu, kendi cemaatinin dışındakilere kapalılığı bir kez daha fark ediyoruz ve üzülüyoruz.
Fırsat varken, fırsatı kaçırmayın!..
ERCANİPEKÇİ
ÖNCEKİ HABER

YAŞAMIN KIYISINDA STAR 22.10

SONRAKİ HABER

23 yaşındaki asansör teknisyeni akıma kapılarak öldü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa