Açılıma çağrılan sanatçılar ve sanatçı örgütleri

Açılıma çağrılan sanatçılar ve sanatçı örgütleri

Açılımın genel olarak oy avcılığından başka bir şey olmadığı, salladıkça cılkının çıkışından iyice anlaşıldı.


Açılımın genel olarak oy avcılığından başka bir şey olmadığı, salladıkça cılkının çıkışından iyice anlaşıldı. Bu biçimiyle devlet bizi affetti diye Kürtler ve sonra da tüm ülke halkı sevinç çığlıkları atacak, iktidar da kendini kahraman yerine koyarak seçimlere gidecekti. Ama canı yandığı için mücadele edenler, canlarını yakan şey işlerliğine devam ederken, sözü edilen barışın barış olmayacağını ve mücadeleye devam etmek zorunda olduklarını hissettirince, açılımın öncülerinin amaçlarının da ne olduğu iyice anlaşılmış oldu.
Türk halkının canına ot tıkayanlar, Kürtlere ne verecekler diye sormadan edemiyor insan. İşte TEKEL işçilerinin durumu ortada. Onların çalıştıkları kurumu uluslararası tekellere sat, kendi işçini işinden ve aşından et, sokağa terk et. Sonra da bunlar, çalışmadan yan gelip yatarak maaş alıyorlar, milletin hakkını bunlara yedirmem diye ahkam kes. Asgari ücreti altı yüz lira gibi sefalet belgesi düzeyinde tut. Ondan sonra milletin malı adına hak hukuk nutukları çek. İyi de, milletin malını kim yiyor ki millete bir şey kalmıyor? Özelleştirme adına ülkenin kaynaklarını, çıkarlarını yabancıların çıkarlarıyla birleştirmiş bir avuç azınlığa peşkeş çek, ondan sonra açlığa, işsizliğe mahkum ettiğin halkın gasp edilen haklarını görünmez kılmak için milletin malını işçilere yedirmem diye efelen. Bu halk bu kadar kör değil. Musibet ayaklarına dolandıkça gerçek açığa çıkıyor.
Durumun içyüzü böyleyken, Kürt açılımı adına görüşlerinden yararlanmak için görüşmeye çağrılan sanatçılar, açılımın ne olduğunu, ne olacağını bir kez daha gözler önüne seriyor. Bunu değerlendirme işini yazarların örgütlerine bırakarak, şu kadarına değineceğim. Görüşmeye çağrılan sanatçılardan hangisinin ulusal sorunlar konusunda bilgi birikimi, sorunun çözümüne ışık tutacak düzeyde. Sanatın da sanatçının da kim olduğu estetik değerlerin en yüce katında güneşlerin güneşi gibi ışıldarken, bir kibrit çöpü bile olamayanları sanatçı diye görüş almaya çağırmak, Nâzım’a, Ruhi Su’ya, Yunus Emre’ye, Neruda’ya, Aragon’a, Yaşar Kemal’e ve diğerlerine ve nice sanatçının sanatına, gerçek sanata ihanettir.
Durum böyleyken, sanatçı örgütlerinin tavrına ilgi çekmek istiyorum. Eğer genel seçimler için yasal zorunluluk olmasa, ben eminim ki ismini anacağım bu örgütlerin yönetiminde bulunanların tümü, seçime gitmeden kendi kendilerini yönetim kurullarına sürekli atarlar. Açık bir örnekle, şimdi yeri değilken açıklamaya çalışayım. İzmir’de daha önceleri üyelerin seçimi ile İzmir şube yönetimi TYS yönetimini belirlerdi. Genel merkez bu yönetimi, TYS İzmir Şubesi’ne daha fazla işlerlik kazandırmak amacıyla görevden aldı ve Fergun Özelli’yi yönetime atadı. Aynı Fergun Özelli, İzmir Kent AŞ işçilerinin işten çıkarılıp çoluk çocuk açlığa mahkum edilmelerinde Karşıyaka Belediyesi’nin haklı olduğunu, aynı belediyenin yayın organına büyük boy puntolarla açıkladı. TYS adına bir tek eylem gerçekleştiremedi. Genel merkez seçimleri yaklaşınca, eleştirilerden çekinen genel merkez yönetimi, İzmir’de seçim yapılmasını istemiş olacak ki, seçimlerden kısa süre önce İzmir’de üyelerin çoğundan gizli seçim yapılmış ve bu kez Namık Kuyumcu, İzmir Şube Yönetimi’ne getirilmiş. Yineliyorum; aynı anlayış, TYS adına şimdiye kadar halkın içine girip İzmir’de bir tek sanat eylemi gerçekleştirmedi.
Türkiye Yazarlar Sendikası olsun, PEN olsun, Edebiyatçılar Derneği olsun, genel merkez dışındaki şube yönetimlerini aynı anlayışla atama biçiminde belirliyorlar. Üyelerinin hiçbir biçimde etkinlikler ve etkinliklerde sorumluluk alacak kişiler hakkında söz hakları yok. Kendi içinde demokrasiyi asla uygulamayan halkın gözünde böylesine büyütülmüş bu örgütler, ülkede demokrasi mücadelesine nasıl katkı sağlarlar, siz Evrensel okuyucularıyla paylaşma gereği duydum. Yurtiçi veya yurtdışı olsun, etkinliklere katılma ve etkinlikler düzenleme konusunda üyeler asla belirleyici değiller ve söz hakları da yok. Bu biçimde bir işleyişle ağalık taslamaya hizmet ve kendini tatminden başka bir işlevi olmama durumuna indirgenmiş bu örgütler, elbette açılıma çağrılan sanatçılar konusunda da işlevsiz kalacaklardır.
Ülke, TEKEL işçilerinin eylemleriyle inlerken ve o işçilerle yüzü emekten ve demokrasiden yana güçler omuz omuzayken, hele açılım adına görüşmeye çağrılan sanatçıların seçimi bu durumdayken ve benzeri bir sürü olay ülke gündemini alırken, merak ediyorum; bu ülkede sanatçı ve onların örgütleri acaba ne yapıyorlar?
Biz yazar, sanatçı ve sanatçı örgütlerinin mücadele düzeyi bu olunca, görüşüne başvurulacak sanatçıların seçimi de elbette böyle olur. Sanatçı, sanatı sırtına alıp taşıyarak onu yüceltendir. Sanatın sırtına binip kendini gösteren değil. Ne yazık ki sanatçı örgütlerinin yönetim kurullarına oturanlar, bunun tam tersini yaparak kendi egolarını tatmin ediyorlar.
ASIM GÖNEN Şair-Yazar
www.evrensel.net