13 Şubat 2010 05:00

BAŞYAZI

Başbakan Erdoğan, hafta başında AKP milletvekilleriyle yaptığı toplantıda, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ni (MGSB) değiştirmekten söz etmiş.

Paylaş

Başbakan Erdoğan, hafta başında AKP milletvekilleriyle yaptığı toplantıda, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ni (MGSB) değiştirmekten söz etmiş. Ve Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde “şeriat tehdidi”nin iç tehdit olarak gösterilmesine artık son verileceğini, bunun yerine işsizliğin asıl “iç tehdit” haline geldiğini söylemiş. Yani; Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde iç tehdit sıralamasında; “İşsizlik birinci sırada, bölücü terör tehdidi de ikinci sırada olacak”mış!
Böylece Erdoğan ve Hükümeti, hem kendi geldiği dünya görüşünün hem de sermayenin en gözü dönmüş temsilcilerinin hayalini gerçekleştirmiş olacaktır.
Çünkü tarikatlar, şeriat isteyen odaklar, dini değerlerin ve inançların istismarı üstünden siyaset yapan siyaset erbabının en büyük hayallerinden birisi; “Şeriatın bir iç tehdit olarak görülmekten çıkarılması”yken, patronlar ve çanak yalayıcıları da işsizliği, krizi, birer ekonomik olay olmaktan çıkarıp bir güvenlik, bir “iç tehdit” olayı olarak görmek istiyorlardı. AKP Hükümeti, şimdi bunu yapmayı amaçlamaktadır.
Başbakan’ın gerekçesi de çok “bilimsel” ve “ilginç”tir!
Başbakan bu değişimin gerekçesini; “Sokakta kime sorsanız en büyük tehdit olarak işsizlik ve bölücülüğü gösterir” diyor ve ekliyor: “Kimse şeriatı tehdit olarak görmüyor!”
Hükümet işsizliği MGSB’nin en başına koyarken, “Soruna önem verdikleri” iddiasına sarılacaktır. “Ne var yani işsizlik önemli değil mi?” diye marifetini savunacaktır.
Eğer Hükümet; örneğin bütçe yasasına, ekonomik önlemlerle ilgili “paketlere” ya da ekonomiyle ilgili kimi kararlara “İşsizlik en önemli sorundur ve bunu sorun olmaktan çıkarmak için hızla önlemler alınmalıdır” diye yazsaydı; kimse buna itiraz etmez, “Hükümet neden işsizliği en önemli sorun ilan ediyor?” diye sormazdı. Ama söz konusu olan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi olunca durum değişmektedir. Çünkü bu durumda “işsizlik” çözülmesi gereken ekonomik bir olay değil, “Bir güvenlik tehdidine” dönüştürülmektedir. Bunun pratikteki anlamı da işsizlerin iş istemesi ya da öteki talepleri için mücadeleleri, bir “iç tehdit”, “Ülke güvenliğini tehdit eden bir gelişme” olarak görülecek ve işsizlerin hak mücadelesini bastırmak için sıkıyönetim, OHAL ilan etmekten polis ve askeri kuvvetleri sınırsız biçimde kullanmaya kadar her yol mubah sayılacaktır. Çünkü bir sorunun, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne girmesi demek; olağan bir talep karşısında kullanamayacağı asker, polis, MİT ve öteki “güvenlik gücü” odaklarının kullanılacağı anlamına gelmektedir.
Hele işsizliğin MGSB’ye girmesine, Erdoğan sıkça; “Sadece bizde mi var işsizlik; Almanya’da, ABD’de de var. İşsizlik tüm dünyanın sorunu” demesi, dahası kapitalist ideologların, artık işsizliğin ortadan kaldırılması, hatta azaltılması mümkün olmayan kronik bir sorun olduğu konusundaki söylemleri göz önüne alındığında, amacın işsizliği ortadan kaldırmak olmadığı açıkça ortaya çıkar. Tersine işsizliğin Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne girmesinin anlamı, işsizliğe karşı mücadeleyi “İşsizlere karşı mücadeleye” dönüştürmektedir.
Çünkü işsizlik bir “vaka”, bir “kavram”dır. Ama işsizler gerçektir ve işsizlik işsizlerin vücudunda ete kemiğe bürünür ve onların kitlesinde de hükümetler için bir soruna dönüşür. Tıpkı; “Bölücülüğe karşı mücadele” dönüp dolaşıp, Kürtlerin hak mücadelesi içindeki yığınların mücadelesini bastırmaya dönüştürülüyor olması gibi!
Hükümetin de asıl beklentisi, işsizlerin hakları için mücadele edeceği, bu mücadelenin kaçınılmaz biçimde işsizliği üreten kapitalist sisteme karşı bir mücadeleye dönüştüreceğini bildiklerinden, sorunu Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne alıyorlar. Ama “İşsizlere karşı savaşacağız; bu amaçla asker, polis ve sivil güçlerimizi seferber edeceğiz” diyemedikleri için “İşsizliğin, iç tehdit unsuru bir sorun” haline geldiğini söylemektedirler.
Elbette Evrensel, bu hiç de masum olmayan girişimin takipçisi olacaktır. Ama daha da önemlisi sendikalar başta olmak üzere emek örgütlerinin ve demokrasi güçlerinin bu planlara karşı uyanık olmasıdır.
İHSAN ÇARALAN
ÖNCEKİ HABER

Çay başında su nöbeti

SONRAKİ HABER

Oluç: Açlık grevi görüşmelerinin çözüm süreciyle alakası yok

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa