13 Şubat 2010 00:00

YOLCULAR İÇİN EL AYNASI

Bir yolcu gördüm,Kocaman bir kambur gibi sırtında taşıdığı çantayla birlikte dolaşıyordu. Ağır, hantal, siyah bir çanta.

Paylaş

Bir yolcu gördüm,
Kocaman bir kambur gibi sırtında taşıdığı çantayla birlikte dolaşıyordu. Ağır, hantal, siyah bir çanta.
Durakladığı yerde, bacaklarını iki yana açarak gövdesini dengeye alıyor, sol omzundan kaydırdığı çantayı bir çırpıda açarak içinden bir fotoğraf makinesi çıkarıyordu. Her fotoğrafı çekmeden önce uzun uzun ayarlar yapması gerekiyordu.
Sabırları zorlayacak kadar uzun süren bu işlem sırasında yerinden bir milim olsun kıpırdamıyordu. Hatta soluk alıp verdiğinden bile emin değilim. İnsanı sıkıntılar içinde bırakan ayarlama işlemleri sırasında fotoğrafçının bu yaşamı terk ettiğini söyleyenler de vardı. Mecnun gezen yolculardan bazıları ise onun hakkında olmayacak söylentiler çıkarır, fotoğraf makinesini gözüne dayamış öylece dururken zihnindeki görüntüleri makineye aktardığını iddia ederlerdi. Böyle bir şey pek mümkün değildi doğrusu. Gel gör ki ilk duyduğumda içim ürpermişti. Gerçek olabilir miydi?
O günden sonra yaptığım yolculuklar hep bu sorunun cevabını aramakla geçti. Çektiği fotoğraflardan hiç değilse birini olsun görmeye çalışarak onunla birlikte gezmeye başlamıştım.
Nerelere gittik bir bilseniz, nerelerden geçti yollarımız, ama ne yaptıysam ne kadar çaba harcadıysam çektiği fotoğraflardan birini bile göremedim. Buna rağmen nasıl fotoğraf çektiğini o kadar çok izledim ki her davranışı hafızama kazındı.
Fotoğraf çektiği yerleri iyi biliyordum ama niçin orada duruyor ve neyin fotoğrafını çekiyor anlamıyordum.
Zaman geçti.
Günlerden bir gün, artık bir başka yere daha gitmeyeceğini anladım. O gün fotoğraflarını bana göstermeye karar verdiğini söylemişti. Sırtındaki koca çantadan bir kutu çıkardı. Usulca dizinin üstüne çekerek kollarının arasına aldı, kapağını açtı, ömrünü verdiği görüntüleri gün ışığına çıkarıyordu.
Ancak teker teker, özenle masanın üstüne dizdiği şeyler, bembeyaz fotoğraf kartlarından ibaretti.
İşte o zaman dayanamadım:
“Neyin fotoğrafını çektin sen bunca yıl?” diye öfkeyle sordum.
Ortada ne bir fotoğraf vardı, ne de gözle görülebilecek bir görüntü.
Hiç cevap vermedi.
Sonra teker teker eline aldığı kirli beyaz her bir karta uzun uzun bakarak o fotoğrafın nerede çekildiğini anlatmaya başladı.
İşin tuhafı, ağzından çıkan her kelimeyle birlikte kartlarda şekiller, renkler, suretler beliriyordu. O fotoğrafları çektiği yerleri çok iyi biliyordum. Mekanları, insanları, her şeyi ve herkesi gayet iyi hatırlıyordum. O anlattıkça her biri usul usul kartın üstünde görünüyordu.
Deklanşöre bastığı anın öncesi ve sonrası en ince ayrıntısına kadar aklımdaydı. Bu nedenle zaten o anlatırken kartların üstünde beliren fotoğrafların benim gözlerimle tanık olduğum görüntülerle hiç alakası olmadığını çok geçmeden anladım. Karşımda duranlar, onun kurduğu hayallerdi.
Bunu kendisine söylemedim.
ÖZCAN YURDALAN
ÖNCEKİ HABER

Meşaleler TEKEL işçileri için yandı

SONRAKİ HABER

“Gürültü” nedeniyle kendisini uyaran Suriyeli komşusunu öldürdü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa