ARASIRA

ARASIRA

  • KESK 4. Dönem 3. Danışma Kurulu, 13-14 Şubat 2010 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi.


    KESK 4. Dönem 3. Danışma Kurulu, 13-14 Şubat 2010 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi. KESK Genel Başkanı Sami Evren yaptığı açılış konuşmasında, 25 Kasım grevinin emek mücadelesinin tarihi içerisinde önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı. Evren, TEKEL işçilerinin bu onurlu direnişinde KESK’in onlarla beraber olduğunu ve direnişin devam etmesinde yoğun emek harcadığını belirtti. Genel Sekreter Emirali Şimşek de, KESK Danışma Kurulu için hazırlanan raporu sundu. Raporda, 25 Kasım grevinin başarılı geçtiği, ancak 4 Şubat 2010 tarihinde gerçekleştirilen uyarı grevinin 25 Kasım’a göre zayıf kaldığı ifade edildi. Raporda, KESK’e yönelik operasyonlar ve son dönemde tutuklanan Kürt emekçilerinin, belediye başkanlarının ve linç girişimlerinin, AKP’nin sahte açılımını gözler önüne serdiği ifade edildi.
    Daha sonra kürsüye, TEKEL işçisi Cemalettin Özden çıktı. Özden, KESK’i önemsediklerini, KESK’e çok büyük görevler düştüğünü belirterek, ‘daha fazla dayanışma’ çağrısı yaptı. 4-c’nin yalnızca TEKEL işçilerini ilgilendirmediğinin altını çizen Özden, 4-c geri püskürtüldüğünde tüm emekçilerin kazanacağını vurguladı.
    Danışma kurulu üyeleri de özet olarak şu görüş ve değerlendirmelerini aktardılar:
    - Emek ve demokrasi güçlerine karşı uygulanan yasakçı-baskıcı politikalarla toplumun geniş kesimlerine gözdağı verilmektedir.
    - 25 Kasım ve 4 Şubat uyarı grevleri, TEKEL işçilerinin yaklaşık 2 aydır Ankara’da sürdürdüğü eylemler, tüm emekçiler açısından öğreticidir, umut vericidir. 25 Kasım ve 4 Şubat, emekçilere moral, siyasal iktidara korku vermiştir. Beklenenin üzerindeki katılımdan ve hükümet kanadından gelen art arda tehditlerden anlaşılan budur.
    - Grev örgütleme süreçleri, KESK ile işyeri arasındaki bağların güçlendiği bir süreç oldu. Ancak tek başına grev örgütleme süreci, zayıflayan işyeri bağının kurulması için ne tek araç olarak görülmeli ne de yeterli görülmelidir.
    - KESK tekrar tartışmalarla içe dönmemelidir. Diğer kamu emekçisi örgütlerle yapılan sınırlı bir beraberlik bile olumlu etki yapmıştır. Bu süreç geliştirilmelidir.
    - Sendikal mücadelemizin önceliklerinden biri, ülkemizin demokratikleşme sorunudur. Yaşadığımız pratikten de görülmektedir ki, demokratikleşmenin olmadığı ortamda, sendikal hak ve özgürlükler de tam olarak kullanılamamaktadır. Bu bilinçle, ülkenin demokratikleşmesini temel alan ve bunun yapılabilirliğini de emekçilerin kendi öz örgütlülükleri ve mücadelelerinin sonuçları olarak gören bir yaklaşımla hareket etmek zorundayız.
    - Sendikal mücadelenin siyasal mücadele ile bağının farkında olarak emek eksenli siyasetin güçlendirilmesi için sendikalarımızın, 25 Kasım ve 4 Şubat uyarı grevlerine denk düşen birlikteliklerde yapıcı rol oynama çabası içinde olması çok önemlidir.
    - Kürt sorununda, silahların susması; sorunun barışçıl, demokratik çözüme kavuşturulması, bir arada yaşamanın zeminlerinin güçlendirilmesi, emek ve demokrasi güçlerinin temel görevi olarak görülmelidir.
    - KESK, kamu emekçilerine Orta Vadeli Programı ve 2010 yılı bütçesi ile siyasal iktidarın hedeflerini, Kamu Personel Reformu’nun neye hizmet ettiğini; zaten sonuçları yaşanmaya başlanan SSGSS uygulamalarını iyi anlatmalıdır. Geniş emekçi ve halk kesimleriyle beraber bugünden bu sömürü, kölelik ve kriz politikalarının nasıl geri püskürtüleceğinin örgütlenme ve eylem planlarını hazırlamaya başlamalıdır.
    - Türk-İş, DİSK, KESK ve Kamu-Sen’den emekten yana diğer örgütlere, demokrasi güçlerine, esnaf ve öğrenci örgütlerine kadar tüm örgütlerin, yakın ve orta vadede toplumu örgütlü topluma çevirmenin; krizin yükünü halkın, emekçilerin sırtından atacak eylemi üretecek politikaları ortaya koyma zamanıdır.
    - KESK yakın vadede, aktivistlerini daha fazla işyerine yönelten, aktif olmayan şube yöneticilerini sürece katan bir taktik izlemelidir. İşyeri temsilciliği örgütlenmesi güçlendirilmelidir.
    - 2010 baharına uzanan süreçte KESK, bir yandan eksiklerini tamamlamalı, diğer yandan sınıfın ve halkların birleşik mücadelesinin örülmesinde tarihsel sorumluluğunu yerine getirmelidir.
    - Krizin yarattığı memnuniyetsizlik, sendikalarımızın örgütlülüğünün güçlendirilmesi ve mücadelenin yerellerde ve merkezi düzeyde yükseltilmesi için değerlendirilmeli; işten atmaların ve krizin ağır tahribatının yaşandığı tüm alan ve bölgelerde dayanışma ağları kurulması, sistem karşıtı faaliyetin yoğunlaştırılması önemsenmelidir.
    - Sözleşmelilerin, 4-b ve 4-c’lilerin tümünün kadroya geçirilmesine yönelik çalışmalar sürdürülmelidir.
    - Tüm işyerlerine dönük örgütlenme seferberliği artırılmalı; siyasi düşünce, dil, din, cins ayrımı gözetilmeden tüm çalışanların KESK’te örgütlenmesi çabası işyerlerine taşınmalıdır.
    - Önümüzdeki süreçte gündeme gelecek saldırı yasaları, Kamu Yönetimi Temel Kanunu, Personel Rejim Yasası vb. yasalara ilişkin bilgilendirme çalışmaları yapılması, bunlara karşı toplumsal muhalefetin örgütlenmesi için çalışmalar yürütülmelidir.
    - İşyerlerinde statü farklılıkları, taşeronluk sistemi; sözleşmeli, ücretli ve yarım zamanlı çalışma yaygınlaşmaktadır. Bütün bunlar göz önüne alınarak, “İnsanca çalışma koşulları ve insanca yaşanacak bir ücret” talebi, her alanda savunulacak bir talep ve slogan olmalıdır.
    Güven Boğa( Eğitim Sen Adana Şube Başkanı)
    www.evrensel.net