BASBAKAN’A YANIT  ALANLARDA VERiLECEK

BASBAKAN’A YANIT ALANLARDA VERiLECEK

Tek Gıda-İş Genel Sekreteri Mecit Amaç, TEKEL işçilerinin motivasyon ve kararlılıklarının ilk günkünden daha yüksek olduğunu, AKP Hükümeti’nin, Başbakan’ın, “Birbirine düşürme, bölme” taktiğine kanmadıklarını söyledi.


Tek Gıda-İş Genel Sekreteri Mecit Amaç, TEKEL işçilerinin motivasyon ve kararlılıklarının ilk günkünden daha yüksek olduğunu, AKP Hükümeti’nin, Başbakan’ın, “Birbirine düşürme, bölme” taktiğine kanmadıklarını söyledi. Başbakan Erdoğan’ın Türk-İş yöneticilerine ve sendikacılara ilişkin söylemlerini, “Sendikacıları ‘sınıfa ihanetle’ suçlama, aşağılama” olarak nitelendiren Amaç, sendikacıların cevabını alanlarda vermesi gerektiğini dile getirdi. Amaç’la Başbakan’ın, AKP Hükümeti’nin söylemlerini, Türk-İş ve diğer sendikalardan beklentilerini ve TEKEL direnişini konuştuk.

Burada çetin bir mücadele verdiniz, ilk günden bu yana baktığınızda, gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eylem başladığı günden beri moral, motivasyon ve kararlılık açısından hiçbir şey kaybetmeden sürdürülüyor. Hatta kararlılık, geçmişe göre daha fazla. Çünkü insanlar daha fazla bilendiler bu işe. Eziyet çektiler, zor şartlarda yaşadılar, gaz yediler, baskı gördüler, aç kaldılar, üşüdüler. Bu, onlara pozitif etki yaptı, onlar daha kararlı hale geldi ve emeklerinin boşa çıkmaması için daha da inançlı, kararlı ve gayretliler.

Başbakan’ın size yönelik sert söylem ve açıklamaları var...
Başbakan, Türk-İş yöneticilerine ilişkin sözlerini, bundan bir ay evvel söylemiş olsaydı, burada yer yerinden oynardı, belki camlar aşağı indirilirdi. Ama işçiler bugün artık her şeyi öğrendi. Hükümetin bizim birliğimizi bozmak için her türlü yola, manipülasyona başvurabileceğini, kitlenin direncini kırmaya çalışacağını fark edince; Başbakan’ın Türk -İş Genel Başkanı ve Türk-İş Mali Sekreteri’ne, sendikamız aleyhine açıklamalarına işçiler gülüp geçti.
İyi ki, Başbakan konuşuyor. Başbakan konuşurken dökülüyor ve biz daha da güçleniyoruz. Birbirimize olan inancımız, bağlılığımız daha da artıyor. Bu bakımdan mücadele süreci iyi gidiyor. Bundan sonraki süreçten güçlenerek çıkacağımıza inanıyoruz.
İçimizde elbette bu mücadele sürecini baltalamaya çalışan sendikalar var. Onlara sendika demeye de dilim varmıyor. 6 konfederasyon içinde bunu sulandırmak için katılmış iki sendika vardı. Nitekim son toplantıda onlar çekilince ortaya ciddi kararlar çıktı ve önümüzdeki günlerde bu işe ciddi bir şekilde asılacak ve eylemlilik, destek boyutunda hep birlikte daha kalıcı şeyler göreceğimize inanıyorum. Çünkü artık, burada hükümetin değirmenine su taşıyacak kimse kalmadı. Taşeron sendikalar gitti.

Türk-İş içerisinde...
Bence Başbakan Türk-İş içindeki sendikaları aşağıladı, ‘sınıfa ihanet’le suçları onları. Bu bakımdan inanıyorum ki, Başbakan’ın söylemlerine, -Arkadaşlarımızın, bu sendikalarımızın hak etmediği söylemler- karşı Başbakan’a onlar meydanda cevaplarını verecekler. TEKEL işçisinin de Tek Gıda- İş’in de beklentisi bu. Zaten başkanlar kurulunda eminim muhatap sendikalar cevabını verecek ve ayın 20’sinde de cevabını Sakarya Meydanı’nda verecekler. Buna inanıyor ve bekliyoruz.

‘Buna uygun hareket edilecektir’ diyorsunuz...
Kesinlikle... Edilmek zorunda. Çünkü Türk-İş’in birliği artık buna bağlı. Biz bugüne kadar Tek Gıda- İş olarak hep şunu söylüyorduk ki, bu dava bizim davamız. Önce 10 bin TEKEL işçisinin davası. Dostlarımız bizim için ne katkı sunarsa teşekkür ederiz.
Ama bugün geldiğimiz noktada, artık TEKEL işçisinin davası olmaktan çıktı, sınıfın, yani herkesin davası. Eğer bu KESK’in, DİSK’in, Kamu Sen’in, TMMOB’un, TTB’nin davası olmuşsa, sivil inisiyatifin, parlamento içi parlamento dışı AKP hariç bütün partilerin davası olmuşsa ve hâlâ Türk-İş içerisinde bazı sendikalar, ‘Bu dava benim değil, ben kıyısından, köşesinden geçeyim’ derse, bu saatten sonra bu olmaz. Artık saflar belirginleşmiştir. Ya AKP, Hak-İş ve Memur-Sen’in yanında olacaksın, ya da sınıfın, sınıf savunucularının yanında olacaksın.
Başbakan’ın söylediklerinden sonra ben bunu yüksek perdeden söyleme ihtiyacı duyuyorum. Ve artık kardeş sendikalarımızın da buna uygun tavır ve davranış almaları gerekir diye düşünüyorum. Özellikle Türk-İş’e bağlı sendikalarla ilgili diyebileceğim, herkes şapkasını önüne koymalı, hikayeden söylemler yerine gerçekten katkı sunmalı.
Bize üç yüz beş yüz metre mesafede sendikaların, başkanlar kurulunda görülüp ondan sonra gelmiyor olması gerçekten hoş bir şey değil. Biz bugüne kadar bunu hiç söylemedik. Ama tekrar ediyorum, Başbakan’ın söylemleri Türk-İş’i, işçileri, herkesi yaralıyor. Dolayısıyla başkanlar kurulunda bunlar ciddi şekilde konuşulacak, herkesin de ona göre safını belirlemesi lazım.

AKP Hükümeti ne yapmak istiyor?
İktidarın yapmak istediği açık, örgütsüz bir toplum yaratmak. Özel sektörde yeşil sermayeden bir tane örgütlü yer yok. Yörsan’ı bilirsiniz, örgütlemeye çalıştık. 383 gün direndi, sonuçta Hükümet’le el birliğiyle nasıl yıktıklarını biliyorsunuz. Diyorlar ki, ‘Biz size rızk veriyoruz. Siz ne istiyorsunuz’. Bunların anlayışı o. Bize, bize biat edeceksiniz’ diyorlar.
Biz bunun farkındayız ve şiddetle söylüyoruz: ‘‘Hükümetin sendikal hareketi yok etme planı var bu bir ideolojidir, bu ideoloji karşısında sendikal örgütlü hayatta kalmak için de mücadele etmek sendikaların asli görevidir.”

Başbakan ve bakanlar ‘sendika aidat için işçileri kullanıyor’ söyleminde ısrarlı. Sendikanın üyelerinin haklarını savunması en doğalı değil mi?
Bir sendikanın varlık amacı üyesini çoğaltmak, onların haklarını savunmak, onlardan aidat almak, onunla büyüyüp, onu eğitmek, refaha götürmektir. Sendikanın kuruluş amacı budur ve bunun için elimizden gelen her şeyi yaparız.
TEKEL olayına gelirsek; geçen TİS döneminde Hak-İş’in uyduruk, ‘TEKEL orman işkolunda’ diye itirazı oldu. Müfettişler geldi inceledi, orman işkolu olmadığı anlaşıldı, ‘eğitim ve ticaret işkolu’ diye uyduruk raporlar yazdılar. Ancak yargıda, ‘gıda işkolu’ kararı çıktı ve Yargıtay da gıda işkolu kararını onayladı. Mahkeme kararı ile yetkili olduğumuzu kanıtlamış olduk, yetki başvurumuzu bakanlığa yaptık. Yani TEKEL işçilerinden sendika 12 aydır aidat almıyor, zaten işyerleri de kapanmış. Yani Başbakan’ın söyleminin hakikatle hiç alakası yok. Başbakan da bunu biliyor, çünkü Hak-İş’i çayda, tütünde üzerimize salan kendisidir. Dolayısıyla Başbakan ‘Çamur at izi kalsın’ diyor.

Size hakaretleri oldu...?
Başbakan sendikamızın, sendika başkanımızın adını ağzına almaktan imtina ediyor. Ne yapmışız, ne istemişiz Başbakan’dan; hakkımızı... O konuşmadığı sürece biz Başbakan’a en ufak hakaret edici laf söylemedik. Ama o işçilere, ‘domuz’ deyince öfkeyle işçiler de karşılığını verdi, Bilal’in gemiciğinden başladılar. Yani o işçileri tahrik ettikçe, konuştukça, döküldükçe, falso verdikçe işçiler karşılığını vermiştir. Başbakan kendi etti, kendi bulmuştur.
Başbakan bize kinlenmiş, çünkü biz biat etmedik. Türk-İş’i dizayn etmeye çalıştı, biz ona uymadık. Arkasından ÇAYKUR, arkasından TEKEL... Her türlü mücadeleye devam edeceğiz. Başbakan’ın kızması, darlanması bizi susturamadığındandır. Bundan sonra da susturmayacaktır. Bunu anlaması lazım.

TEKEL işçilerinin bir kısmı Ankara’da değil. Mücadeleye katılmaları yönünde bir çağrınız olacak mı?
Sayın Başbakan diyor ki, ‘Sendika bunları burada zorla tutuyor.’ Hiçbir televizyon kanalında, hiçbir gazetede işçilere çağrı yapıp, ‘gelin’ dememişiz. Ama bugün söylüyorum. Başbakan açıklamalarında, ‘Burada 200 TEKEL işçisinin olduğunu, 900 kişinin 4-c’ye geçtiğini, imzaladığını, tayinlerin çıktığını söylüyor. 8 bin kişinin de hesaplarından paralarını çektiğini’ söylüyor. Başbakan yine gerçek dışı beyanlarda bulunuyor. Başbakan’ın bu söylemlerinden sonra ayın 20’sinde bütün sendikaların temsilci ve yöneticilerinin buraya geleceği ve bir gece bizimle olacakları hesaplandığında, TEKEL işçisi hâlâ evinde, memleketindeyse, o TEKEL işçisi evinde duramaz. Bu ayıp, onu evinde çocuklarının önünde eşinin yanında rahat bırakmayacak. Bu söylemden sonra en kısa sürede TEKEL işçilerinin Sakarya Caddesi’nde olacağına inanıyorum. (Ankara/EVRENSEL)

MÜCADELEMİZ SADECE TEKEL İŞÇİLERİ İÇİN DEĞİL
Diğer sendikalara çağrınız olacak mı?
Direnişin başından beri gerçekten hassasiyetle bir şeyi korumaya çalıştık. Kendi hakkımızı, hukukumuzu ararken başkalarını, kardeş sendikaları, sivil toplum örgütlerini de incitmemeye özen gösterdik. Yanımızda olması gerekirken olmayanlara bir gönderme yapmadık, kimseyi incitmedik, incindik incitmedik. Çalışma ve Maliye bakanları söyledi, ‘Biz bunlara haklarını verirsek bunlardan sonra 125 bin kişi daha geliyor’ diye.
Sayın Kumlu Başbakan’a giderken de ‘sakın ha sakın 4-c’yi 12 ay da yapsalar, 1700 lira da yapsalar kabul etmeyin’. Çünkü 4-c bir defa kölelik... Yani 4-c’de sendikal haklar yok, özgürlük, örgütlenme hakkı yok. Hiçbir şey yok. Dolayısıyla da biz buna karşıyız. Yarın bunun vebali bizim üzerimize kalmasın.
Başbakan nasıl ki, 4-c ilk çıktığında Türk-İş’i, Salih Kılıç’ı suçluyorsa, tarih bundan sonra da Tek Gıda -İş’i yargılamasın. ‘Tek Gıda -İş geldi 55, 60 gün direndi, 1300 lirayı kabul etti 12 ay da çalışma süresi, uyduruk bir kıdem tazminatı aldı, çekti gitti, sendikal haklar güme gitti’ denilmesin. Türkiye’de sendikal hakların önünü tıkayan olmak istemeyiz. Bunu, sadece TEKEL işçisi, kendimiz için değil, bizden sonraki şeker, demiryolcu, Tes-İş’li veyahut adı ne olursa olsun tarımcı, ormancı, tüm işçi kardeşlerimizin geleceği için yapıyoruz. TEKEL işçisi ve Tek Gıda -İş olarak hayatımızı ortaya koyuyoruz. Sınıf adına, bizden sonraki kuşakların geleceği için.
Sultan Özer - Abidin Çınar
www.evrensel.net