BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Haber, “ABD büyükelçisiyle gırtlak gırtlağa!” manşetiyle veriliyor.


    Haber, “ABD büyükelçisiyle gırtlak gırtlağa!” manşetiyle veriliyor.
    İlk bakışta, Başbakan Erdoğan’ın mahiyetindeki kişilerle ABD büyükelçisinin gırtlak gırtlağa geldiğinin öne çıkarılmasıyla başlayan haber, sanırsınız ki; bizimkiler, ABD ile Türkiye’nin çıkarları konusunda anlaşmazlığa düştükleri için ABD büyükelçisiyle gırtlak gırtlağa gelmişler!
    Ama okuyunca görüyorsunuz ki; Erdoğan-Clinton görüşmesi, planlanandan fazla uzadığı için ABD elçisi toplantıya girip “Clinton’ı uyarmak” istemiş, bizimkiler ise büyükelçiye izin vermemiş! Dahası, bırakalım tartışılan konunun dandikliğini, bir gırtlak gırtlağa gelme de yok!
    Ne var ki yandaş medya; Erdoğan’ın her attığı adımda bir “kahramanlık”, her sözünde bir keramet aramayı basın ilkesi haline getirmiş bulunuyor. Bu yüzden de onun etrafında her gelişme, bir “olağanüstü” cilasıyla cilalanarak sunuluyor.
    Peki, bu kahramanlık edebiyatını bir yana bırakırsak, Clinton-Erdoğan görüşmesi nerede ve ne amaçla yapılıyor?
    Bu görüşme, Katar’da ve ABD-İslam Dünyası Forumu vesilesiyle yapılan toplantılar çerçevesinde yapılıyor.
    Açık ki, forumun adından da anlaşılacağı gibi; ABD burada, İslam dünyasının ABD’nin çıkarlarına göre biçimlenmesini, Ortadoğu’da “düzen” ve “asayişi” sağlama amacı güdüyor. Başka bir söyleyişle bu forum ve oradaki görüşmelerde esas olan, ABD’nin çıkarının savunulmasıdır ve o foruma katılan ülkeler de ABD’nin bu çabasına destek vermek için oradadır.
    Elbette bu foruma katılanlar içinde ABD’nin kimi isteklerine karşı çıkanlar da olmaktadır ama onların bu karşı çıkışı, forumun bu amacıyla çelişmez. Çünkü sonuçta orada toplananlar, ABD-İslam dünyası ilişkilerinin sorunsuz gelişmesini istemekte birleşmektedirler ki bu, bugünkü koşullarda sadece ABD’nin çıkarınadır!
    Nitekim Clinton-Erdoğan görüşmesinde de Clinton’ın gayreti, İran’a uygulanacak yaptırımlar konusunda Türkiye’nin desteğini sağlamaktı. Ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, İran’a ABD’nin mesajını götürmesi içindir. Clinton istiyor ki; Türkiye, İran karşısında itiraz etmeden ABD gibi davransın!
    Yani bizimkilerin ABD büyükelçisiyle “gırtlak gırtlağa” gelerek sürmesi için kendilerini siper ettikleri toplantı, bu; Clinton’ın, Erdoğan’ı ABD’nin isteklerine ikna etme toplantısıdır!
    Erdoğan herhalde bu toplantıda; “İran’a yaptırım uygulamanın adaletli olmayacağını” da söylemiştir. Ama öyle görünmektedir ki Türkiye’nin bu farklılıkları, ne ABD’yi ne de giderek sertleşen Batılı emperyalistlerin (bunlara Rusya da katıldı) İran’ı kuşatmalarını önleyecek bir muhalefet değildir. Tersine; Türkiye burada, ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in daha birkaç hafta önce, Türkiye ziyareti sırasında ifade ettiği gibi, ABD’nin İran’a söyleyemediklerini söyleyerek, bu kuşatmaya meşruiyet sağlama görevini yerine getirmektedir. Dolayısıyla Türkiye burada, sanki İran’ı destekliyor gibi görünürken gerçekte Batılıların müdahalelerine fırsat ve gerekçeler bulunmasına dayanak sağlamaktadır.(*)
    Kısacası; Ortadoğu politikaları söz konusu olduğunda ABD ve Batılı emperyalistlere kapalı kapılar arkasında ortak taktikler geliştirirken eleştiriler de yöneltmesi, İran’a yaptırımlara karşı çıkıyor görünmesi, onların çıkarları çerçevesinde kaldığı sürece ne anti emperyalisttir ne bölgede halkların özgürlükleri ve egemenlikleriyle ilgilidir. Tersine; bu tartışmalar tamamen, Türkiye’ye biçilen rolle ilgilidir. AKP Hükümeti, aynı uğursuz rolü Irak’ta da oynamış; Saddam’la konuşup, ona sürekli “Batılıların mesajını” iletmişti.
    Şimdi aynı rolün İran’a karşı üstlenildiği görülmektedir. Bir farkla ki; Erdoğan ve yandaşı basın, bu rolü şimdi bir “İslam kahramanı” havasında oynamak istemektedir.
    “ABD’nin bölge gücü olacak Türkiye” planıyla da gayet uyumlu bir yaklaşımdır bu.
    (*) Elbette burada İran’ın bir ambargodan da öte bir askeri müdahaleyi isteyip istemediği de tartışılırdır. Çünkü İran’da giderek artan hoşnutsuzluklara ve İran yönetimi karşısında tepkilere bakılırsa; rejimin, içeride otoritesini sağlamlaştırmak; baskılara, artan yokluk ve yoksulluğa meşruiyet sağlamak için acilen bir dış askeri müdahale isteyebileceğini söylemek de şaşırtıcı olmaz.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net